Serpil Ve Musa.

Herkese merhaba,daha önce şuradaki yazımda bahsettiğim gibi bana gönderilen hikayelerden birini yazmaya başlıyorum bu akşam.Sonunda detayları öğrendim ve Onların aşkını hikayeleştirmeye hazırım artık.Sizde dinlemeye hazırsanız buyurun Serpilin ağzından hikayesini dinlemeye…

Henüz sekiz yaşındaydım babam bizi bırakıp bambaşka bir yuva kurmayı seçtiğinde,aslında ayrıldığı kişinin sadece annem olması gerekirdi ama o babalıktan da istifa etti nedense.Hayatta birbirinden başka hiç kimsesi olmayan dört kadın olarak kaldık bir anda.Çünkü anne tarafım her ne olursa olsun annemin gelinliğiyle girdiği evden kefenle çıkması gerektiğine inanıyor, ihanete bile göz yummasını istiyorlardı – hem hangi kadın aldatılmamıştı ki,diğer kadın erkeğin elinin kiriydi- annem ihaneti kabullenemedi ve – eğer kadın olabilseydi kocasını elinde tutardı- diyen babannem tarafından babamın  ailesinden de uzaklaştırıldık.Şimdi düşünüyorum da aslında her iki ailenin korkusu maddi olarak başlarına kalacak olmamızdı.Halbuki annem buna asla izin vermezdi,tek istediği güvenebileceği bir ailesi olmasıydı ardında,olmadı tabi. Babam evde kalan üç parça eşyasını da alıp giderken tek tek sarılıp vedalaştı hepimizle,annem hariç.O mutfakta ağlıyordu o sıra sessizce.Yanına gittim,sigara içiyordu – sigara içmek öldürür- demişti öğretmenimiz. Annem ölecekti,zaten babam da gitmişti. Birden çocukluğun verdiği saflıkla ağlamaya başladım.-Anne sigara içme,ne olur ölürsün yoksa.Babam da gitti zaten.-dedim.Annem gözyaşlarına karışan gözyaşlarımı silip,sarıldı bana.-merak etme,ben sizi bırakıp hiçbir yere gitmeyeceğim.- dedi.O gece ilk defa yağan kara sevinemedim,ertesi gün okulların tatil edilmiş olmasına da,aslında o gün bugündür kar yağmasını hiç sevmem bana babamın gidişini hatırlatıyor da.Neyse bunları anlatıp içinizi baymaya devam etmeyeceğim çünkü asıl anlatmak istediğim beni mucizelerin ve aşkın varlığına ikna eden ADAM,biricik Aşkım Musa.

Musayla ilk karşılaşmamız bir bayram gününe rastladı,çok severim o yüzden ramazan bayramlarını.Bir arkadaşım vardı adı pervin,ilk  okulda aynı sınıftaydık hemde aynı mahallede oturuyorduk onunla.Onun ailesi benimkilerin aksine çok mutluydu.Tam altı kardeştiler,evlerinden misafir eksik olmazdı.Yuvaları sıcacıktı,babaları her birini ayrı ayrı severdi bense bu sevme-sevilme saatlerini izleyerek bile mutlu olurdum,Allah için merhametli adamdı İdris amca kızlarından ayırmaz her seferinde beni de kucaklar,öperdi.Çocuğum ya işte bu bizim evimize hiç benzemeyen evden çıkmak istemezdim,idris amcanın benim babam leyla teyzeninse annem olmasını isterdim.Çünkü babamın gidişinden sonra annem ağır çalışma şartları ve omuzlarındaki yüklere bir de kimsesizlik eklenince sinirli bir kadın olup çıkmıştı.Zaten eve çok geç saatlerde geliyor,sessiz olmamızı istiyordu ve başı ağrıdığı için erkenden uyumaya gidiyordu,annem sigaradan ölmemişti ama yine de hayat bizi annesiz de bırakmıştı,annemizi günde sadece 1-2 saat görebiliyorduk ve ben en az babam kadar annemi de özlüyordum.Uff yine canınızı sıktım dimi,tamam hemen asıl mevzuuya  Musama dönüyorum.Nerde kalmıştık ? Hee onu ilk gördüğüm bayram sabahında.

Ben henüz 18 yaşındaydım o ise  yirmilerine tırmanmaya başlamıştı bile.Pervinin kuzeniydi,meşhuuuuur Musa abisi.- musa abim ASSUBAY  oldu hem de Bordo Bereli,kötü adamları öldürüyor,ülkemizi koruyor- diye anlatırdı pervinlerin en küçük kardeşi Enes.Teyzesini,eniştesini ziyarete gelmiş,izinliymiş ve sonradan öğrendiğime göre oda beni ilk görüşte beğenmiş,sevmiş.Peki ya ben ? Çarpılmak nedir bilir misiniz siz? İlk görüşte elinin ayağına dolanması,kalbinin ellerinde atması nasıl bir şey bilir misiniz? Yeşil gözlüydü ve kumral,ayağa kalktığında fark ettim benden epeyce de uzundu.Mesleği gereği sanırım oldukça güçlü görünüyordu.Kol kalınlığı benim belim kadar var mıydı yoksa o zaman bana mı öyle gelmişti,bilemiyorum.Bildiğim ve o zamana dair hatırladığım tek şey içime düşen ateşe eklenen ya beni beğenmezse korkusu.

 Dediğim gibi pervinlerin evinde olmayı çocukluğumdan itibaren hep çok sevmişimdir ama o gün o evde olduğum için Rabbime ne kadar şükretsem azdır.Hikayemi sizinle paylaşmak istiyorum çünkü kötü günlerin de bir gün biteceğini,gerçek aşkın bir yerlerde hala yaşanmaya devam ettiğini bilmenizi istedim.Belki aranızda eskiden benim de hissettiğim gibi yalnız ve kimsesiz hissedenler vardır,belki bir yerlerde kurtarılmayı bekleyen küçük bir kız vardır.Belki benim aşkım Ona umut verir dedim,belki yaşama sevinci ekler gri günlerine…

Hee hep günlük güneşlik miydi hayat ? Hiç mi zorluk yaşamadık,hiç mi imtihan etmedi aşkımızı kader ? Çok defa etti,ama biz yılmadık.İnsanların birbirine hiç yakıştırmadığı esmer kavruk kızla,uzun boylu yakışıklı çocuğu Rabbim birbirine yakıştırmış demek ki…

 

Ramazan bayramının sonbahara denk geldiği yıllardı o zamanlar,sokaklar sarı yapraklarla doluydu bastıkça çıt çıt ses çıkaran.Annem erkek olan eve gitmemize izin vermiyordu çünkü – babasız kız yetiştirmek zormuş ve aynı şeyleri yapsalarda toplum babalı kızla babasız kıza aynı gözle bakmazmış- Ne trajedi !

Musanın varlığından haberdar olsa pervinlere gitmeme izin vermeyeceği için  bu ayrıntıdan hiç bahsetmedim,çok misafirleri var anne pervin tek başına yetişemiyor diye bir yalan söyledim,tamam dedi annem git ama sakın gecikme.

Gecikmedim ne eve,ne de musaya.Hayatta sahip olduğu herşeye gecikmeli olarak ulaşan ben aşka daha on sekizimde düşmüştüm.Onu gördüğüm günün gecesi hiç uyuyamadım desem,inanır mısınız ? Tüm gece gözümü kırpmamama rağmen sabah erkenden dinç bir şekilde kalktım yatağımdan.İçimde anlamsız bir mutluluk sanki o güne kadar kapkara olan dünyam artık toz pembeydi.Evi topladım aileme güzel bir kahvaltı hazırladım yalandan birazcık atıştırıp hemen banyo yaptım.Saçlarımı taradım,kokular süründüm,en güzel elbiseme büründüm hatta evden çıkarken anneme çaktırmadan pembe bir ruj bile sürdüm.Aynaya baktım sanki bir gece de güzelleşmiştim.Tabi o zamanlar aşkın iyileştirici,güzelleştirici gücünden habersizdim.

Elim boş gitmek istemedim bu sefer,annemin verdiği bayram harçlığı ile bir pasta almaya karar verdim,acaba pastayı neyli severdi çikolatalı mı kremalı mı ? O an onun hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim ve hakkında her şeyi bilmeye heves ettim.Seni çözmek,seni bilmek seni sevmek istiyorum Musa dedim,dediğimden utanarak.

Çikolatalı pastada karar kıldım,paranın üstünü bile almayı unutarak hemen dükkandan çıktım.Aslında kışın müjdecisi sonbaharı sevmezdim ama O an fark ettim her mevsim güzelmiş gönlünde ilkbaharı yaşıyorsa insan.

Henüz sabahın 10 u olduğu için ev halkının uyuyor olma ihtimaline karşın zili çalmadan pervini aradım.-Pervincim ben geldim kapıdayım,müsait misiniz canım ?- -Tabi canım açıyorum hemen kapıyı- dedi ama nedense her zaman ki yavaşlığı kapıya geç ulaşmasına benimse dünya gözüyle Musayı bir kez daha görmeme sebep oldu.Pervini beklerken karşımda Onu görünce şaşırdım o kadar şaşırmışım ki günaydınına bile cevapsız kaldım.Şimdi hatırlayamadığım bir şeyler mırıldandım,sonradan musadan öğrendiğime göre – şey pardon,yanlış geldim – gibi bir şeyler sıralamışım.Halbuki dün Onu gördüğüm ilk andan beri olmayı istediğim tek yerdeydim,Onun yanında.Hayatım boyunca bir tek an ayrılmadan onunla olmak istediğimi hatırlıyorum ama sanırım ben Ona hasret öleceğim,şimdi bile benden kilometrelerce uzakta.Olsun gönüllerimiz bir ya,içimde ondan bir parça kalbimde de sevgisi var ya.

Ben kapıda tüm alıklığımla dikilirken ve o su yeşili gözlerini yüzümde gezdirirken ne kadar süre geçti bilmiyorum pervin – niye girmiyosun içeri – dedi ve ben dünyaya bir süreliğine dönebildim.Yeşil bir hırka giymiş gözleriyle kombinlediği hırkasının içinden görünün beyaz tişörtüyse dişleriyle uyumluydu sanki.Bu adam şüpesiz gördüğüm en güzel gülen kişi.

Mutfağa geçtik biz pervinle oda sanırım salona.Leyla teyze annemin aksine her sabah kahvaltı hazırlardı çocuklarına yüzünden hiç eksik olmayan tebessümüyle.Yine kadim mekanında aynı neşeyle karşıladı evlerinin daimi misafiri olan beni.

Tok olmama rağmen usuleten oturdum sofraya,peyniri çok seviyordu çayı demli içiyordu ve yumurtayı kesinlikle çok pişmiş.Ezbere alıyordum her hareketini.Mesela konuşurken arada alt dudağını ısırıyordu istemsizce ve kesinlikle mesleği hakkında konuşmak istemiyordu.İdris amca ne zaman konuyu açsa ustalıkla sohbeti farklı bir yöne çeviriyordu.Kahvaltı sonrası biz sofrayı toplarken onlar kahvelerini içmek için balkona geçtiler.  Acaba kahveyi nasıl içerdi ?

Pervin – sen yap kahveleri serpil,senin elinin lezzeti güzel – dedi. İstediğim fırsat ayağıma gelmişti,musa nasıl sever ki kahveyi ?

Gülümsedi pervin,anlamıştı.Nasıl anlamasın ki kaç yıllık dostum o benim.Hem benimde gizlemeye niyetim yoktu ondan.Aşık olmuştum,ayıp değildi ki.

Tam ben konuşmaya hazırlanırken o hızlı davrandı.Serpil dedi,anlatacağım sana Musa abim hakkında her şeyi.

Gülümsedim,anladın dimi aslında ben sana söyliyecektim ama derken – Musa abim sözlü – diyen pervinin sesiyle gülümsememin yüzümden silindiğini hissettim.

Ben isyan etmeyen,olayları sorgulamadan kabullenen biriydim.Gerçekten hiç isyan etmedim ne babam bizi bırakıp giderken ne de annem  – ben aynı anda iki çocuğa üniversite okutamam – dediğinde ve kazandığım tarih öğretmenliğine çok istememe rağmen gidemediğim de. Vardır bir hayır dedim hep,böyle olması gerekiyormuş demek ki.Ama pervin karşımda durmuş Musa abim sözlü derken hayatımda ilk defa isyan ettim bana çok gördüğü mutluluğu başkalarına bol kepçe verene.Gözlerimin dolmasını gizleyemedim,sevmiştim ben onu ilk görüşte ayıp,günah değildi.Bazı anlar vardır ya dünya yansa umurunuzda olmaz öyle bir an yaşadım sonra pervine döndüm – Ben ona aşık oldum – diyebildim titreyen alt çeneme akıttığım gözyaşlarım eşliğinde. – Biliyorum canım arkadaşım,fark ettim.- dedi bir yandan bana sarılıyor bir yandan da beni mutfaktan çıkartıp odasına götürmeye çalışıyordu.Odaya girdiğimizde kapıyı üzerimize kilitledi. -Dur hemen ağlama,anlatacaklarım daha bitmedi.-

Ne söylese bana iyi gelirdi ki ? Sonuçta sözlü bir adamla ilgili umut verici ne olabilirdi ki ? – Ya sözlü dediğime bakma,musa abim kimseye aşık falan değil,teyzem gelin güvey oluyor kendi kendine,ama Musa abim hiç yanaşmadı bu olaya.Biliyo musun ben sadece aşık olursam evlenirim demiş teyzeme.-

Duygu durumum son yarım saatte sürekli değişiyordu,ağlamam durdu içim tekrar umut doldu.Anneler yapardı böyle şeyler kendi kendilerine bir kız beğenirler oğullarının fikrini önemsemeden dayatmaya çalışırlardı böyle yürürdü benim memleketim de bu işler. Hala böyle evlilikler mi kaldı demeyin,var gerçekten.Hala annesinin babasının beğendiği kişiyle istemese bile evlenen insanlar var ama Musam onlardan biri değil demek ki,demek ki O hayır diyebiliyor.Yine erken sevinmişim,sevincimin kursağımda kalacağını bilemeden. Pervin ağlak suratımın aniden güleç bir hale dönmesinden mutlu olmuş bana sıkı sıkı sarılıyordu.Çıktık odadan güle oynaya yaptık kahveleri ve o sırada anlattı bana musa hakkında bildiği herşeyi.Ama yetmiyordu ki onunla ilgili duyduklarım bana,bildiklerim bilmek istediklerimin yanında sığ kalıyordu.Annem kızmasın diye akşam olmadan eve döndüm ama bu yine de annemden döndüğümde duyacağım azarı engelleyemedi.-  Misafirleri varmış,hemde erkek.Yarın evdesin gitmiyorsun bir yere.- dedi.Tamam dedim içim ezilerek ve ertesi gün Musanın son günüymüş bilmiyordum,sonrasında dönecekmiş işe.Gidecekmiş benim haritadaki yerini bile bilmediğim yerlere.Ertesi sabah pervin aradı beni,sesindeki neşe bana da bulaştı ama Musayı göremeyecek olma fikri soldurdu yüzüme tutunmaya çalışan tebessümün rengini. Serpil dedi,sana çok sevineceğin birşey diyeceğim.Kalbimin atışı değişti  – söyle kız hemen ne diyeceksen-   Yok dedi telefonda söyleyemem,sen gelemiyorsan ben size gelirim,sana söylemeliyim Musa abim gitmeden.

Güzel birşey söyleyecek olmasının verdiği mutluluk Musanın gidecek olmasıyla uçtu gitti,bir çay demledim ve arkadaşımı beklemeye başladım.Pervin ağzı kulaklarında,eli kolu dolu gelmişti yine.Bu kız böyleydi ailesiyle birlikte çaktırmadan yaparlardı iyiliklerini,her seferinde 10 gün yetecek abur cubur getirirdi bize. Annemle pervinin hal hatır faslı bittikten sonra çaylarımızı,çikolatalarımızı alıp odama geçtik. – ee ne diyecektin sen- dedim hüzne bulanmış heyecanımı olduğu gibi göstererek. – söyleyeceğim ama bana kızmayacaksın – dedi pervin kafasını muzipçe eğerek.Yok dedim kızmayacağım söz,söyle.

Pervin bana bir saat kadar uzun gelen bir dakika sonunda Musa abim dedi,senden çok hoşlanmış. Neeeeeee gerçekten mi diyip kızı sarstığım için elindeki çay bardağından azıcık çay döküldü bacağına ve eline.Ya beni keklemiyosun değil mi ? Yok kız neden yalan söyliyeyim ama bu akşam gidecek ve dedi ki       – eğer oda isterse akşam yemek yiyelim-  bende hemen ister tabi abi oda senden hoşlanıyor hatta onun ki hoşlanma falan değil kız bildiğin ilk görüşte aşık olmuş sana  dedim,pervin iyi halt ettin.Niye böyle birşey dedin ben nasıl bakacağım onun yüzüne ya dedim duyduğum şeyler karşısında sevinçten çok utanç hissederek.Pervin böyle bir kızdı işte,pür neşe.Hayat ona binlerce güzellik sunduğu için ve hiçbir zaman ailesi tarafından engellenen bir kız olmadığı için hep içinden geldiği gibi konuşur ve davranırdı.İşte yine tüm dobra doğallıyla ona verdiğim sırrı gitmiş en olmayacak insana açmıştı.Musaya aşıktım ve Musa bunu biliyordu ve ben akşam onunla nasıl karşılıklı oturup,konuşacaktım.Hayatımda Ondan önce hiç bir erkekle merhabalaşmak dışında bir muhabbetim olmamıştı,annem adımız çıkmasın diye erkeklerle oyun oynamamızı bile yasaklamıştı çünkü.

Ben gelemem akşam dedim,annem izin vermez.Hem o izin verse bile ben nasıl bakacağım Musanın yüzüne,çok salaksın pervin.Niye söyledin musaya Ona aşık olduğumu ? Pervin ne utangaçlığımı,ne kızgınlığımı sallamaz bir halde sırıtıyordu.Ben anneni halledicem,kuzen gitti pervin bize yardıma gelsin der izin alırım sen merak etme.Hem ayrıca surat asma sana çook güzel bir süprizim daha var.Pervin ya,sen bana süpriz yapma dedim gülerek.Adeta bir bavulu andıran koca çantasından bir paket çıkardı bana verdi,korkarak açtım paketi.Kim bilir yine ne muziplik peşindeydi.Ama muziplik yoktu bu sefer,korkum yerini hüzne bıraktı çünkü pervin uzun zamandır almayı istediğim siyah elbiseyi almış bana,ilk buluşmamızda giyeyim diye.Can arkadaşıma sarıldım,ne kadar sürdü bilmiyorum omzunda ağladım.-Hadi ağlama kalk kuaföre gidelim elin yüzün şişecek – dedi ve gitti ne yaptı etti annemden onlara gidebilmem için izin kopardı. Doğruca kuaföre gittik,pervin sanki ben orda yokmuşum gibi kuaföre bana neler yapması gerektiğini anlatıyordu.Kaşlarını alalım ve saçlarına hareketli fön çekelim.Dükkanın ortasında ayakta dikilmiş adeta küçük bir kadın gibi konuşuyordu.Ben pek anlamazdım bu işlerden o yüzden pervinin söylediklerini sessizce onaylıyordum.Kaşlarım alındı,saçlarım fönlendi,hatta hafif bir makyaj bile yapıldı.Elbisemi giydirdi pervin ve altına  giymem için evden getirdiği kendi ayakkabılarını verdi.Güzel olmuştum sanki,yok gerçekten güzel olmuştum.Musa beni beğenecekti ama ben Musanın yüzüne nasıl bakacaktım,onunla nasıl konuşacaktım ?

Kuaförden çıktığımızda saat akşam üzeri 5 e geliyordu,musayı aradı pervin yerimizi söyledi – abi gel al bizi- bu kız ne zaman bu kadar iş bitirici ve ara bulucu olmuştu bilmiyorum.Bildiğim tek şey artık soğumaya başlayan havaya rağmen sırtımda hissettiğim terdi.

Musa geldi,pervin öne ben arkaya oturdum ve laf söz olacak biri görecek diye korkmayı bile o anın heyecanıyla unuttum.

Heyecan içimdeki ayıyı ortaya çıkardı hoşgeldin diyen musaya ağzımı açıp cevap veremedim,boynuma eğmekten giren ağrı Dikiz aynasından bana bakan musanın gözleriyle karşılaştığımda kalbime giren ağrıdan kat kat hafifti.

Pervin kikirdedi, – abi bizim buralar küçük sen şöyle şehir dışına doğru sür arabayı orada güzel bir yer var bildiğim – dedi.Musa denileni yaptı,pervin tarifi verdi ve Musaya dönüp  -abi beni şurada indir,arkadaşıma gideceğim – deyip bana göz kırpmayı ihmal etmeden arabadan indi.Bu kız hakikaten uydum akıllı,bizi yalnız bırakacağını bana niye önceden söylemedi ? Muhtemelen kabul etmem diye.

Neyse pervin indi,ona dikkat et pervin diyen musayla ben kalakaldım arabada bir başıma.Yol çok mu uzundu bana mı öyle geliyordu bilmiyorum ama bakışlarımız tekrar karşılaşır diye kafamı ikinci kez kaldıramadım.Şimdi beni anlamanız için şöyle söyliyeyim.İlk aşkınızı, o masumiyeti hatırlayın.Hatırladınız mı ? Siz kendi halinizde platonik platonik takılırken bir arkadaşınız tüm duygularınızı o kişiye anlatıyor ve siz hayatınızda ilk defa bir erkekle yalnız kalıyorsunuz.Bilmem anlatabildim mi ? Kucağımda sıkıca kenetlediğim ellerim ter içinde kalmıştı ki pervinin tarif ettiği yere geldik.Musa arabayı park etti ve geldik dedi o an yine dikiz aynasında gözlerimiz buluştu sonra ellerim biraz daha terledi.İçimden musanın benim gibi sessiz sıkıcı bir kızla buluştuğu için kendine çok kızdığını düşündüm,yani kim olsa sıkılırdı benden ama o sıkılmamış hatta sonradan öğrendiğime göre benim en çok utangaç oluşuma hayran kalmış birde bana göre sıradan, ona göre güzel olan siyah iri gözlerime.

Burası şehrin dışında ormanlık alana konumlanmış  bir restorandı,birbirimize hiç bakmadan altımızda hışırdayan yaprakların ortama kattığı sese minnettar girdik içeri,şömine yanıyordu ve içerisi kalabalık değildi.Bize şömineye yakın bir masaya buyur ettiler.Siparişleri verdik,ama tabiki ben heyecandan hiçbir şey yiyemedim.Koca bir semaver çay söyledi musa,demek ki oda çayı seviyordu benim gibi.Ben sustukça o konuştu.Kendini anlattı,beni tanımaya çalıştı.Zamanla dilsiz gibi davranmanın aptallığından sıyrılmaya çalışsam da utanıyordum işte napim.O gün bizim için hep gülerek hatırlayacağımız bir anı oldu,hatta ne zaman çok konuşup vır vır etsem Musa bana o günü hatırlatır,ben O haline kandım aldım seni diyerek takılır.

Bir süre sonra neyse ki en azından o konuşurken gözlerine bakabilme cesareti bulabildim kendimde.O kadar tatlı gülüyordu ki anlatamam,ben bu gülüşe ömrüm boyunca hiç doyamam.

Benim utangaçlığıma rağmen o çok rahattı,belli ki böyle buluşmalara çok alışıktı ve benim utangaç davranıyor olmam onun bana daha fazla takılmasına neden oluyordu.

Eeee anlatmıcak mısın bana olan aşkını dedi gülerek,o an sanırım şöminedeki odun benden daha az yanıyordur diye düşündüm.Hissediyordum kulaklarım,yanaklarım cayır cayır yanıyordu ve içimden pervine küfretmek geliyordu.Cevap vermedim ve bir daha hiç yüzüne bakmamak üzere başımı öne eğdim.

Cevapsız kalışıma tepkisiz kalamadı. O zaman ben anlatayım mı sana olan duygularımı ? dedi.

Sözümü tutamadım başımı kaldırıp evet dedim,bu ona ilk evetimdi.

Anlattıklarını dinlerken arada nefes almayı ihmal ettiğimi fark ettim,bana karşı hissettiği aşk değildi belki ama kesinlikle beğeniyordu ve tanımak istiyordu beni. – Şimdi daha en başından şunu söylemeliyim sana bir gün eğer birlikte bir ömür kurmaya karar verirsek bil ki senenin altı ayı yanında altı ayı uzağında olacağım,işim bu benim.Sana güvenebilir miyim ? Bana güvenebilir misin ?- dedi çayından bir yudum aldıktan hemen sonra. – evet – dedim hiç düşünmeden bana güvenebilirsin ve ben sana hep güveneceğim.

Bu ilk ve son buluşmamızın akşamı ülkenin en doğusuna gitti musa,telefon çekmez internet yok ama bildiğim tek şey onunla aynı gökyüzü altında yaşıyor olmak bile mutlu ediyorsa beni,bu aşktı ve aşk hiç bir iletişim olmadan bile yaşardı,yaşadı.

Gidişinin üzerinden tam 13 gün geçmişti ki beni aradı,operasyon vardı dedi sesini kısarak.Gözlerim doldu onu henüz bulmuşken kaybetmek istemiyordum,ben onu yaşamadan ölmek istemiyordum.Biz merkeze ineceğiz artık müsait olursan kameralı görüşelim dedi.Müsait olmaz mıyım telefonu kapatır kapatmaz açtım bilgisayarı.Yaklaşık yarım saat sonra açtı msn yi.Kamerayı açtığında heyecandan ellerimin titrediğini hissettim,ekrandaki görüntüsünü uzun uzun seyrettim,yeşil üniforma en çok ona yakışıyordu.Biraz bronzlaşmıştı demek ki dağda kış güneşi fena çarpmış,sanki birazda zayıflamış. Bir kadın en çok aşık olduğu adama merhamet duyuyor sanırım,onu incelerken gözümden bir damla yaş aktı.Çok dikkatli ya hemen fark etti, –  beni çok mu özledin kız ? niye ağlıyorsun ?- yazdı gülümserken ne kadar yakışıklı göründüğünden habersiz.Tebessüm ettim,konuşmaya utanan ben yazmakta da pek maharetli değildim ama yazacaktım,utancımı yenip söyleyecektim hem belki bunu söylemeye başka vakit bulamazdım,kendi düşüncelerime kızdım,Allah korusun Onu ve tüm askerlerimizi dedim içimden,ve SENİ SEVİYORUM yazdım ekrana birdaha hiç bakmayarak.Yine kulaklarımın,yüzümün deli gibi ateş aldığını hissettim.Sürekli bildirim sesi geliyordu,bir şeyler yazıyordu.Ekrana baktım elinde telefon,beni arıyordu.Hiç açmak istemedim çok utanıyordum ama dayanamayıp açtım. 

Bende,dedi.İlk defa bir operasyonda aklıma biri takıldı,genelde göreve giderken unuturuz biz her şeyi ama ben bu sefer yapamadım,aklımdan çıkaramadım seni.

Bu sözleri duydum ya dünya benim oldu,oda beni sevmiş ya dünya sizin olsun.

Msn görüşmeleri yaparak bir yirmi gün daha geçti,sonra 18 günlüğüne yine göreve gittiler.(Bu arada serpil eşinin işi hakkında detay vermek istemiyor,malum askeriyenin en özel birliği bordo bereliler.) O 18 gün bana geçmek bilmedi,her gece duama gözyaşım eşlik etti,Allahım ne olur Onu ve tüm askerlerimizi koru. 18 gün de bitti,ne 18 günler ayrı gayrı geçti.Kocaman kış geçti,bahar geldi ve birgün yılın en sevdiğim altı aylık kısmının yaklaştığını müjdeledi bana.

Bir bahar sabahı pervin aradı,alışverişe çıkalım musa abim gelmeden dedi.Tamam dememi fırsat bilen pervin ama önce kahvaltı yapalım olur mu diye ekledi.Yine tamam dedim,ben zaten yapı olarak ılımlı biriydim.En sevdiğimiz kafeye gittik,kendimize güzel bir kahvaltı söyledik,pervin ben dedi tuvalete gideceğim.Tamam dedim oynadığım oyundan kafamı kaldırma gereği duymadan,neden sonra bir kıpırdanma hissettim garson siparişleri getirdi zannettim.Kafamı kaldırdım ve bayılmışım,ayıldığımda en mutlu olduğum yerde,musamın dizlerindeyim.Kafe personeli ve pervin baya eğlenmiş olacak bu aptal halime bense ikinci kez bayılmamak için bir bardak su içtim ve doya doya sarıldım sevdiğime.Sen dedim,ne zaman geldin ? Neden geleceğini haber vermedin,seni çok özledim.Ardı ardına sıraladığım cümlelere cevap vermek yerine gülümseyerek şaşkınlığımı izliyordu.O gün pervin yanımızdan erkenden ayrıldı ve biz şehrin dışında ilk kez buluştuğumuz restorana gittik.Bu sefer utanmıyordum,içim coşuyordu ona dokunmak istiyordum.

Acıkmışsındır dedi,acıkmamıştım ki.Aşık insanlar anlar beni,insan aşıkken sanki unutuyor doğal ihtiyaçlarını bile.Karşılıklı oturuyorduk ama ben yanında olmak ona sarılmak,kokusuna doymak istiyordum.Kız olduğum için bunları yapmıyor ilk ondan bekliyordum,ama benimki bir efendi bir efendi ki….  Baktım duruyor öyle,bunun yapacağı iş değil bu dedim,kalktım utana sıkıla yanına geçtim yüzüne hiç bakmadan kafamı omzuna koydum,yanağıma dokundu sanki bir kadifeyi okşar gibi yumuşacık.Cesaret aldım yüzüne baktım,cesaret aldı öptü yanağımdan minicik….

Tam ben diyecekken erken davrandı bu sefer, seni seviyorum dedi.Bende diyemedim,öpücüğüne karşılık vermekle yetindim.Kaç saat o kafede öylece oturduk bilmiyorum. Ben dedi,sana güveniyorum,hayatımda ilk defa bir kıza karşı güven duyuyorum.Bende sana güveniyorum ve çok seviyorum dedim,utangaçlığımı yenmiştim.

Tam yedi gün boyunca yanımda kaldı,hergün görüştük.Annemden de laf çıkarmak için fırsat kollayan küçük şehrimin küçük insanlarından da korkmadan her fırsatta yanında oldum ama her güzel şeyin bir sonu bu kavuşmanın da bir ayrılışı vardı.Son günümüzde beni evimizin hemen alt sokağından aldı.Bu son günümüz farklı bir yere gidelim mi dedi,tamam dedim ve beni aldı komşu ilin en ünlü kızına götürdü.Akşam yemeğimizi kız kulesinin içinde yedik ve o akşam ömür boyu birlikte olmak için birbirimize söz verdik,Benimle evlenir misin dedi,seninle ölürüm bile dedim.

O akşam evlilik haberini verdiğimde annemde en az benim kadar sevindi,çünkü leyla teyzeyi oda çok severdi ve onun yeğeni elbette ki iyi biriydi,annesi de öyle tabi.Yanılıyormuşuz meğerse,musam ne kadar altın kalpliyse annesi o kadar katıymış.Leyla teyze ne kadar anaçsa ablası o kadar uzakmış,dediğim dedikmiş.İstemedi beni,babasız yerden kız alınmazmış sanki babasız olmak benim tercihimdi.Babasız kız sahipsiz kızmış,nerde gezdiği kimle gezdiği belli olmazmış.O elin ellenmiş koklanmışını oğluna almazmış.Halbuki musa benim ilk aşkımdı,ilk sevdiğim.Yaşadığımız küçücük yerde hepsi kulağıma geliyordu ki kadın zaten sırf bunun için sağda solda konuşuyordu,sırf bize duyurabilmek için.Musa yine görevdeydi ve annesi iş başında.Olmaz diye diretti,oğlum sözlü benim ona kendi istediğim gibi bir kız alacağım.Musa bunlardan habersizdi,o dağlarda canı koltuğunun altında gezerken anlatıp canını sıkmak istemiyordum,zaten haftada bir yaptığımız telefon konuşmalarında mümkün olduğunca çok güzel şeylerden bahsediyordum.Döndüğümde istemeye gelicez seni dedi,bekliyorum dedim olacaklardan habersiz.

Annem musanın annesinin söylediklerini duyduğu için artık bu evliliğe gönülsüzdü,kızım bu evlilik olsa da ezer bu kadın seni diyordu.Eziyordu da zaten,heryerde ailem ve benim hakkımda kötü kötü konuşuyordu.Musa döndü ve kavuştuk,uzun uzun sarıldık konuşmadan bakıştık,sözleri kullanmadan birbirimize her şeyi anlattık.Neden anlatmadın dedi,nasıl anlatayım dedim.Pervin ve leyla teyze anlatmış annesinin yaptıklarını,utanıyordu musa ve özür diliyordu onun adına.Ben onu razı edeceğim siz cumartesi akşamına hazırlanın dedi.İçim sevinçle doldu,bir adam sevmiştim ömrümde ilk defa ve onun karısı olacaktım,ilkim sonum olacaktı,ömrüm onun olacaktı.

Cumartesi akşamı için evi temizledik,çeşit çeşit ikramlıklar hazırladık,heyecandan midem bulanıyordu.Hiçbir şey yemediğim için sarı su kustum sadece.Karnım kasılıyor bacaklarım titriyordu,musa razı edicem demişti ama tahmin ediyordum o kadını razı etmek zordu.

Cumartesi oldu önce,sonra da gün akşama kavuştu.Hazırlıklar tamamdı,peki misafirler nerede kalmıştı? Gelmeyecekler dedi annem,boşa bekleme,O kadın almaz seni oğluna oğlu ne kadar istesede.Gelicez demişti musam o dediyse yapardı,her ne olursa olsun sözünü tutardı.

Saat gece on bire geliyordu annem,ablam ve kardeşlerim çoktan kıyafetlerini değiştirmişlerdi,evde ölüm sessizliği,gelmemişlerdi.Pervinde aramamıştı,gelmeyeceklerdi anlamıştım.O gece babamın gittiği gece gibiydi…

Gece yarısına on kala kapı çalındı,geldi.Gerçekten gelmişlerdi musa,pervin,leyla teyze ve idris amca.Ellerinde kocaman bir gül buketi,çikolataları ve herşeye rağmen gülen suratlarıyla işte tam da bu saatte kapıdaydılar.Kusura bakmayın dedi leyla teyze,geciktik de.Geciksinler gelmişlerdi ya bu bana yeter.

İdris amca ve leyla teyze istedi beni,annem usuleten biraz zaman istedi,iki gün sonra yine geleceklerdi.Çok zor günler geçirdik,musanın annesi bizi tüm kasabaya rezil etti,annemi,ablamı beni nelerle suçladı bir bilseniz.Fahişeydik ona göre,başımızda erkek yoktu ya.Hele ablam üniversite okuyordu,üniversitede okuyan kızdan hayır gelmezdi.İki gün sonra yine geldiler ve annem olur verdi.Peki annemin oluruyla olur muydu bu iş ? Olmazdı,musanın annesi izin vermezdi,vermedi.

Gün geçmiyordu ki hakkımızda yeni bir söylenti çıkmasın,gün geçmiyordu ki gözümden bir damla yaş akmasın.Bir öğleden sonra henüz sofrayı toplamıştı ki kapımız çalındı,karşımda duran Musanın annesi emine hanım.Annen içerde mi dedi,cevabımı vermemi beklemeden içeri girdi.Etrafı ince ince süzdü,gördüğü onu memnun etmemiş olacak ki dudağını büktü.Musa annesine hiç benzemiyordu,herhalde babasından almıştı güzelliğini.Annem o gün evdeydi,bir çay demle kızım misafirimize dedi.Kalmaya niyetim yok,söyleyeceğim az ve öz.Kızını oğluma istemiyorum,siz bize layık değilsiniz dedi.Kalbime çivi çaksalar daha az yanardı canım sanırım,annem sessizleşti tüm çirkefliğiyle karşısında konuşan kadına cevap vermedi,annem sustukça o konuştu annem sustukça HAK konuştu.Bu konuşmanın üzerinden bir ay geçti geçmedi Musam babasını kaybetti.Çok üzüldüm kaybına,ağladım günlerce onunla ve musamın kız kardeşi de babasız kızlardan olacaktı,bu nasıl kaderdi böyle ?

Musam babasının cenazesinden hemen sonra yine göreve gitti,kapkara bir kış geldi.Dağlar beyaza boyandı,acılar emine hanımı yumuşatacağı yere daha da katılaştırdı ve musa görevdeyken tuttu bir kızı istemeye gitti,aile aramızda kestiğimiz söze rağmen kızlarını musanın olmadığı isteme töreninde musayla nişanladı.Musa şimdi hem sözlü,hem nişanlıydı.

Doğuda kış daha zordu,bazen 40-50 gün geçerdi telefonla konuşamadan.Birgün aradı sesini özlediğim,bir çırpıda anlatacaktım annesinin yaptıklarını ama kelimeler boğazıma dizildi,ayrılalım dedi.

Ayrıldık,asla olmaz sanıyordum ama oldu işte.Günler nasıl geçecekti,ben nasıl alışacaktım onsuzluğa? Ölüm acısına bile alışır insan zamanla derdi annem,doğruymuş alışılıyormuş.Hiç bir açıklama yapmadan beni yarı yolda bırakan bu adamın yokluğuna alışmaya başladım zamanla ama unutamadım,içimden atmayı başaramadım.Ne kadar zaman geçti bilmiyorum,insan böyle zamanlarda günlerin geçmeyişinden yakınır ama gün hep aynı saattir ne bir saat eksik ne bir saat fazla.Musa dönmüş duydum,ilk iş annesinin onun için yaptığı sözü atmış.Mutlu oldum hemde çok,benim varlığımı bilerek musanın olmadığı bir zamanda onunla sözlenen kızın sonuna mutlu oldum evet.Beni aradı birgün görüşmek istediğini söyledi.Kırgındım,gururum izin vermiyordu beni açıklama gereği duymadan bırakan adamla buluşmama ama kalbime laf dinletemiyordum ki.Tamam dedim görüşelim.Anneme hiçbir şey söylemeden çıktım dışarı.Seni alayım dedi,hayır dedim bu sefer kimselerin bizi göremeyeceği tenha yerlerde değil herkesin görebileceği bir mekana gidelim.Merkezdeki bir kafenin adını söyledim ve ekledim beni almana gerek yok ben yalnız gideceğim.Kafeye vardığımda musanın çoktan gelmiş olduğunu gördüm.İşte karşımdaydı.Tüm kırgınlığım,kızgınlığım asla geri dönmem onalarım uçtu gitti.Başını kaldırdığında beni fark etti,kalabalığa aldırmadan geldi yanıma ve meraklı bakışlar eşliğinde sarıldı belime,başını yanağımla omuzum arasına sıkıştırdı ve tenime değen ıslaklık ağladığını anlamamı sağladı.O böyle sarılırken ben nasıl hesap sorabilirdim ? Hiçbir şey söyleyemedim,kelimelerim boğazımdan aşağıya döküldü gitti.Masaya geçmeyi beklemeden daha evlenelim dedi.Bu seferde yarı yolda bırakacak mısın beni ? dedim ama hemen akabinde cevabını bile beklemeden evet dedim,ne olursa olsun artık umurumda değil.

Neden sonra akıl edebildik oturmayı ve uzun uzun konuşmayı.O anlattı ben dinledim,o ağladı ben gözyaşını sildim,o af diledi ben affettim.

Anneme anlattım olanları,iznim yok bu evliliğe artık dedi.Aradım musayı anlattım annemle aramızda geçen konuşmayı.Yarın gidelim buradan,gelir misin benimle dedi? Hiç düşünmeden evet dedim,annem nasıl olsa affederdi beni.Öyle olmadı gerçi.Ertesi sabah erkenden buluştuk.Konuşmadan sarıldık ve arabaya binip Ankaranın yolunu tuttuk.Yanıma hiçbir şey almamıştım üzerimdeki kıyafetlerim hariç anne evinden tek bir çöp yoktu yanımda.Annem meraklanmasın diye bir not bıraktım,iyiydim ben ve daha iyi olacaktım.Biliyorsun dedi musa,senenin altı ayı yanında olmayacağım.Bu yalnızlığa tahammül edebilir misin ? Bilmediğin bir şehir ve yabancısı olduğun bir ortam.Çoğunlukla benimle telefonla bile konuşamayacaksın,sabredebilir misin ? Evet dedim.Ankaradaki bekar evine gittik ve bir kaç gün sonra musanın araya koyduğu hatrı sayılır tanıdıklar sayesinde nikahımız kıyıldı ve biz daha yirmi günlük karı koca değilken musam yine göreve gitti.Tam 3 ay tek başıma kaldım.Annem onu terk edişime içerlemişti,aramalarıma af dilemelerime cevap vermedi.Ablamla kardeşimle görüşüyoruz ama yalnızım en nihayetinde.Üç aylık hasret bittiğinde anladım ki ben bu adamı bir gün görebilmek için bir yıl şikayet etmeden beklerim.Memlekete gittik musa döndüğünde annem affetmedi,kayınvalide evi ise benim cehennemim.Allahtan pervinler ve leyla teyze var.Bir iki gün onlarda misafir olup Ankaraya döndük.Birlikteyken her şey o kadar güzel ki ama bizim birlikteliklerimiz hep kısa,zaman bizim için hep dar.Bir gece sarılıp yatarım kocama,gecenin üçünde haber gelir hazırlan göreve çıkıyorsun diye.Öyle oldu yine musa gitti ve ben Ankarada kaldım bir başıma yani ben öyle sanıyordum ki tek değilmişim.Mevla yalnızlığıma acımış bana bir can yoldaşı yollamaya karar vermiş.Hamile olduğumun sevincini bile paylaşacak kimsem yoktu pervin dışında.Musa görevde olduğu için telefonlar çekmiyordu ama döndüğünde aldığı müjde onu mutluluktan göklere uçurdu.İşte buda bizim hikayemiz.Şimdi yine musam yanımda değil ama ondan bir parça var içimde,canımız var canımda.Aşıksanız eğer gurur yapmayın,sizi istemeyen kayınvalidenizi takmayın.Bu duyguyu tatmış azınlıktansanız eğer bahanelere sığınmayın,aşkı bulmuşken yaşayın.Sevgilerimle.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...