Bir Kürt Sevdim

BÖLÜM 1

Mümkün olsaydı keşke seçebilmek doğduğum toprakları,mümkün olsaydı keşke silebilmek ön yargıları,değiştirebilmek yazgıyı…

  Onunla ilk karşılaşmamız bir bahar akşamına rastladı.Alternatif bahar şenlikleri adını verdikleri bir eğlencede halay çekiyordu.Herkes Şebnem Ferah konserine gitmişti ve ben başım ağrıdığı için arkadaşlarımdan erkenden ayrılıp yurdun yolunu tutmuş gidiyordum.Edebiyat fakültesinin önünden geçerken saç üzerinde pişen bazlamanın kokusu iştahımı açtı,hiç unutmam bir patatesli bazlama bir de ufak çay aldım.Elimdekileri dökmeden yiyebilmek için kenara oturdum ve halayı seyretmeye başladım.Kürtçe olduğunu tahmin ettiğim anlamadığım bir dilde şarkılar çalıyordu ve onlarca genç eğleniyordu.Etrafta pankartlar vardı.Normalde arkadaşlarımla burada hiç oturmazdık ama o gece oturasım geldi,demek ki kader böyle bir şeydi.Kaçışı yoktu,yaşanması gereken neyse O olurdu.

Halay bittiğinde adını ilk kez duyduğum bir türkücüyü davet ettiler ve onlarca genç çimenlerin üzerine oturup bağlama çalan adamı dinlemeye,türkülerine eşlik etmeye başladılar.Çayım bitmişti ama içimden orada kalmak ve bizlerden farklı bir eğlenceyi tercih etmiş bu insanları açık konuşayım az önce halay çeken çocuğu izlemek geliyordu.Bir çay daha alıp çimenlere,o esmer çocuğu görebileceğim bir yere oturdum.Çocuk bu organizasyonda önemli biriydi sanırım,sık sık birileri gelip kulağına bir şeyler fısıldıyor oda kalkıp bir yerlere gidip geri geliyordu.Bense ateşin ve kampüs lambalarının aydınlattığı gecede nasıl olsa kimse beni fark edemez diye düşünüp onu izliyordum.

Kuşkusuz hayatım boyunca gördüğüm en güzel yüze sahipti,uzun boyu onu ilk bakışta fark edilir kılsa da gülüşü sanırım sahip olduğu en güzel şeydi.

Hiç kimseyi tanımamama,çalan şarkı- türküleri anlamamama rağmen orada kalmak ve O esmer çocuğu izlemek istiyordum.

Türkücü adam şimdi türkçe bir şarkı söylüyordu.Sözleri tanıdık geldi bana,ama tınısı benim bildiğimden çok farklıydı.

Sözün şiirlerin mükemmelidir,senden başkasını seven delidir,yüzün çiçeklerin en güzelidir,gözlerin bilinmez bir diyar gibi…

Bu sözleri ben daha önce Sezen Aksudan dinlemiştim,ama adının sonradan Mustafa Kaya olduğunu öğrendiğim sanatçı şarkıyı bambaşka söylemişti.

Acaba adı neydi? Bölümü neydi ? Kaç yaşındaydı,kimdi acaba bu çocuk ? Sorulması gereken en önemli soru NERELİ olduğuymuş meğer,çünkü memleketi bizim önümüzdeki en büyük engeldi…

Gece bitmesin,yüreğimdeki bu tatlı kıpırtı gitmesin istiyordum.

Halay başladı tekrar,yine en başındaydı halayın.Dayanamadım,rezil olma bahasına kalktım bende halaya.Yanımdaki kızların ayaklarına bakıp taklit etmeye başladım,bir iki tökezledim ama yavaş yavaş kavramaya başladım.

Halay bittiğinde artık gecede sona eriyordu.İçimde buruk bir hüzün belirdi.Grubun bir kısmı dağılmaya başlamıştı bile,sonra fark ettim esmer çocuk ve  az önce türkü söyleyen adam çevrelerini saran insanlarla sohbet ediyorlardı.Nasıl olsa kalabalıkta kimse beni fark etmez diye etraflarını sarmış insan çemberinin arasında kendime bir yer bulmaya çalıştım ve dikkatle ne konuştuklarını dinliyormuş gibi yapmaya başladım.Aslında kimin kimle ne konuştuğu zerre umurumda değildi,tek derdim Onu daha yakından görebilmekti.

Çaktırmadan yüzünü inceliyordum,gülüşünü,gülünce ortaya çıkan dişlerinin muntazam duruşunu ve sağ elini mütemadiyen kirli sakalları arasında gezdirişini izledim bir süre.Şahin dedi biri ve o kafasını çevirdi ve ben böylece adını öğrenmiş oldum.Azdı ama bu kadar bilgi,devamını kimden ve nasıl öğrenecektim ? Belki de Şahin şu türkücü adamın menajeriydi ve bu gece Onu ilk ve son görüşüm olacaktı.Olabilir miydi ?

Sohbet bitti ve türkücü adamla birlikte şahinde gitti.Etrafta kafayı bulmuş tipler dışında pek az insan kalmıştı ki bende yurdun yolunu tuttum.

Aklımda bir soru … Onu tekrar görebilecek miyim ? İçimde hüzün bulaşmış bir mutluluk…Acaba aşık olmuş olabilir miyim ?

BÖLÜM 2

Ertesi gün dersim geç başladığı için öğlene kadar uyudum ve yurtta kahvaltı sona erdiği için kampüs içindeki kafelerden birine gittim ders başlamadan bir şeyler yiyebilmek için.Tanıdık kimseyi görmek istemiyordum,durup durup dün geceyi düşünüyordum.Kimdi acaba ? Aklıma bir fikir geldi,dün onu ilk kez gördüğüm edebiyat fakültesinin yakınındaki kafeye gitmeye karar verdim.Belki Oda oralardadır diye geçirdim içimden.Ama o gün ve takip eden diğer günler ona tekrar rastlamadım ve içimdeki onunla tekrar karşılaşma umudu gitgide küçüldü. Taa ki alternatif bahar şenliklerinin yasağının kalktığını öğrendiğim o cuma akşamına kadar.

Cumartesi gecesi yanıma hiç kimseyi almadan direk Edebiyat fakültesinin şenlik alanına gittim.Çoktan bazlamaları pişirmeye,çekirdekleri çıtlatmaya ve halaya başlamışlardı.Ortamdaki gençler ekseriyetle birbirine benziyordu,ortama ve onlara yabancı olduğum her halimden anlaşılıyor olmalıydı ki yanından geçtiğim insanlar kafalarını kaldırıp beni süzüyordu.Kızların yoğunlukta olduğu bir halkaya merhaba diyerek oturdum.Hoşgeldiniz dedi her biri tek tek.Kendilerini tanıttılar,bölümlerini söylediler,memleketlerinin neresi olduğuna,hangi yurtta kaldıklarına dair sohbet konuları açtılar.Bana sorular sordular,sigara,çekirdek vs ikram ettiler.Ne tatlı,cana yakın insanlar diye geçirdim içimden.Çoğu doğu illerinden gelen bu gençlerin ortak özellikleri güler yüzlü oluşlarıydı.

İçlerinden biri grubun topluca merak ettiği soruyu patlattı, – genelde bizlerin dışında katılım olmaz alternatif bahar şenliklerine hayırdır seni hangi rüzgar attı belli ki kürt de değilsin.- Doğruydu,alternatif bahar şenliklerine genelde kötü gözle bakılır,siyasi bir hareket gibi algılanırdı ve doğu kökenli öğrenciler dışında katılım hiç olmazdı.

– Türkü severim dedim,halay da hoşuma gitti.Hem fena mı sizleri tanımış oldum diyerek aslında orada bulunuşumun gerçek sebebinin aklımdan çıkaramadığım yakışıklı olduğunu gizledim.

Biz seni tanıdığımıza sevindik,hoşgeldin aramıza dedi,güler yüzlü kızlardan tombalakça olanı,bende dedim gülüşüne gülümseyerek karşılık verdim.

Gece ilerliyor,halayın biri bitiyor biri başlıyordu,şahin ortalarda yoktu.Muhtemelen öğrenci değil o gece raslantıydı burada olması diye düşünmeye başladım.İçim cızz ediyordu çünkü onu görmek istiyordum,düşüncesi bile kalbimi hop oturup hop kaldırıyordu.

Göremedim ama,önce halay bitti sonrada gece ve herkes evlerine,yurtlarına dağıldı.İlk defa o gece onu düşünmeden uyumaya çalıştım.Çünkü o bir gecelik görüntüsü beni saplantılı bir aşığa dönüştürmeye başlamıştı.

Sonraki günler hayatım tüm sıkıcı rutiniyle akmaya başladı,her gün aynı kişiler aynı muhabbetler aynı kısır döngüler.

Ne tuhaftı bir gece de hem çok mutlu olmuştum hem de eski hayatımdan zevk alamaz hale gelmiştim.

Hayat tesadüflerden ibaretmiş ve Yaşamıma yeni süprizleri varmış Yaradanın.

Fırat adında bir arkadaşım vardı o güne kadar çok sohbet edebilme fırsatımın olmadığı,- sen bahar şenliklerine katılmıştın diye hatırlıyorum,halayda görmüştüm seni.- dedi ben yüzüne anlamsızca bakmayı sürdürürken. – evet- dedim. – Bu gece Cem türkü evinde türkü ve halay gecesi var,katılmak ister misin ?- dedi.

Son günlerde o kadar sıkılıyordum ki,tamam dedim hiç düşünmeden.En azından her gecekinden farklı bir şey yapmış olurum diye geçirdim içimden.

İlk defa bir türkü evine gidecektim,sade bir şeyler giydim ama sarıya çalan saçlarıma dümdüz fön çektirdim ve makyajımı hafif tuttum ki dikkat çekmeyeyim sonuçta nasıl bir yere gideceğimden bi haberim.

Fıratın yanında sınıftan bir kız arkadaş daha vardı,köşede tanımadığım başka kişilerinde olduğu bir masada oturuyorlardı,selam verip hepsine, bir çay ısmarladım kendime.

Sahnedeki grup birbirinden güzel türküler söylüyordu,bir sigara molası dedi solist ve müzik kesildi birden,aslında geç olduğunu düşünüp kalkacaktım ama fırat tek dönme yurda birlikte döneriz üçümüz diyince biraz daha oturmaya karar verdim ve hayatımın en güzel kararının bu olduğunu düşünürüm yıllardır.

Mola bittikten sonra solist bir türkü daha söyleyip sahneye kendinden övgülerle bahsettiği birini davet etti,şahin kardeşim dediğini hatırlıyorum gerisi uçtu gitti sözlerin.

Kafamı yıldırım hızıyla çevirdiğim sahne de gördüğüm kişi oydu,ŞAHİN.

Hayatım boyunca ölsem unutamam ben o geceyi,bir bağlama almış dizine,koymuş ince parmaklarını tellerine,sesi sanki kadife.

Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe…

Gözümü kırpmadan,nefes almadan,kimseyi umursamadan ve neden ağladığımı anlamadan dinledim o gece onu.

Bana mı öyle geldi,yoksa oda bana mı bakıyordu ?

Neydi şimdi bu ?

Eğer birbirimize yazmadıysa bizi Yaradan,neden çıkarmıştı Onu karşıma tekrardan ?

BÖLÜM 3

İkinci karşılaşmamızın akıbeti ilkinden pek farklı olmadı,o gece Onu tekrar gördüm ve bitti.Aslında daha niye hayal kurmaya devam ediyordum ki ? Eğer oda benden benim Ondan etkilendiğim kadar etkilenmiş olsaydı muhakkak bir adım atardı.Bir kız olarak ilk adımı ben atacak değildim ya.Günler hızla geçip gitti.Yaz tatili geldi ve ben memleketime döndüm.Biliyor musunuz hiç çıkaramadım onu aklımdan.Benimle tanışmak,sevgili olmak isteyen bir sürü erkek olmasına rağmen kimseyi beğenemedim.Ben ki ergenlik yıllarımda bile kimseye hayranlık derecesinde beğeni duymamış,takıntılı bir şekilde aşık olmamıştım bu neydi böyle ? İki kere gördüğüm ve varlığımdan haberdar olmayan bir adamın hayalini kuruyordum her gece.Beğenilen,istenilen,peşinden koşulmasına alışmış bir kızdım ve hayatımda ilk kez aşık olduğum adam tarafından görünmez kılınmıştım.Ama sanmayın ki bu durumu gurur meselesi yaptığımdan Şahine olan ilgim.Herkes bilsin ki ilk görüşte aşk diye bir şey varmış ve insan hiç tanımadığı,birlikte zaman geçirmediği birini bile kalbinde taşırmış.

Yaz tatili bitti ve ben izmire döndüm,biliyor musunuz hiç yitirmedim umudumu Yoktan Var eden ALLAH dualarıma kayıtsız kalacak değildi ya çıkaracaktı Şahini tekrar karşıma.Peki ne yapacaktım onu tekrar gördüğümde ? Yine sessizce beni fark etmesini mi bekleyecektim ? Hayır,asla.Söz vermiştim Allaha eğer bu mucizeyi tekrar yaşatırsa bana bende bana düşeni yapacak,duygularımı sahibine açacaktım reddedilme bahasına.

Günler bazen hızla bazen yavaş kovaladı birbirini ve ben her gece tam da uyumadan önce açtım ellerimi, gücü imkansızı olur kılmaya yeten Rabbime.Duam bitince hayal kurdum,tekrar karşılaştığımızda Şahine anlatacaklarım hakkında.

Ve bir gün dualarım kabul olmuş haliyle karşımda ete kemiğe bürünmüş duruyordu.İzmirde okuyanlar bilir E Cafe vardı kampüsün işlek bir yerinde.İşte O sabah orda kalabalık bir arkadaş grubuyla kahvaltı yapıyordum ki sesini duydum önce,bir şeyler anlatıyordu ne olduğunu anlayamadığım bir dilde.Herkes yok oldu O kafede o an,bir biz kaldık birbirimize.

Allah duymuştu dualarımı,şimdi sıra bendeydi işte.Tutacaktım sözümü.

Arkadaşlarımın meraklı bakışları ve nereye gidiyorsun soruları eşliğinde kalktım oturduğum masadan.Yüreğim kıpır kıpır,ellerim tir tir titrer bir halde gittim masalarına.Konuşsam sesim çıkmayacak sanki ama konuşmasam da olmayacak idi.Bu benim son şansım olabilirdi.Etrafında onu dikkatle dinleyen kalabalığın ilgisi şimdi kendilerine benzemediği halde masalarına yaklaşan benim üzerimdeydi ve ayaklarımın bağının çözülme sebebi Şahininde artık konuşmasını yarıda kesip masalarının başında dikilen bu yabancıya dikkat kesilmesiydi.

Şimdi tüm masa sessizliğe bürünmüş beni izliyordu ve lanet olasıca sesim sanki karnıma kaçmış,çıkmıyordu.Kendimi aptal konumuna düşürdüğümün farkında ve biraz da onca insanın karşısında rezil olacağım korkusuyla konuşamıyordum ki Şahin yetişti imdadıma.

Buyurun,oturmaz mısınız dedi tüm sıcakkanlılığıyla.Sessizce iliştim boş sandalyelerden birine.Canım benim anlamış olacak ki ilgimi ve çekingenliğimi sanki tanıyormuş gibi davrandı beni. Dünya yansa bir kalbur samanım yanmazdı o an sanki.Onu dinlemek,konuşurken yaptığı jest ve mimikleri hafızama kazımak ve hiç silmemek istiyordum.Biraz daha konuştular ve yavaş yavaş dağıldı grup.

-Hadi şahin,gelmiyor musun- dedi bir arkadaşı ve ben bu sesle uyandım ayakta gördüğüm rüyadan.

Siz gidin ben birazdan geleceğim demesi ise masaya dayadığı kollarının ardından bana bakan gözlerini fark etmemi sağladı.

Herkes kalkmış masadan bir biz kalmışız ve şahin tıpkı adını aldığı yırtıcı gibi sert bakışlarını yüzümde gezdirirken sesim bir daha hiç duyulmayacak gibi kısılmıştı.

Derin bir nefes aldım ve Yaradana verdiğim sözü hatırlatıp kendime konuşmaya karar verdim,Allahım ne zormuş bir erkeğe hemde O söylememişken Seni Seviyorum diyebilmek.Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda onunda hala dikkatle bana bakmakta olduğunu fark edip aynı hızla başımı kafenin kapısına çevirdim.Şimdi kalkıp gidebilir ve onu tekrar görebilmek için aylarca dua edebilirdim yada ne varsa içimde anlatıp en azında ben elimden geleni yaptım diyebilirdim.Bir yanda deli gibi atan aşık kalbim diğer yanda kadınlık gururum.Sıkışmıştım ve o hiç yardımcı olmuyordu bana,bakıyordu sadece yüzümü ezberine alırcasına dikkatle.

Başımı kaldırıp ona tekrar bakarsam hiç konuşamayacağımı anlayıp başım önümde konuşmaya karar verdim.

Siz tanımıyorsunuz beni ama ben geçen yılki alternatif bahar şenliklerinden beri tanıyorum sizi,o gün bugündür çıkaramıyorum kalbimden.

Hiç unutamıyorum sadece bu kadarcık konuşabildim,sadece bunları söyleyebildim ve asla bakamadım yüzüne.İçimde yangın çıkmıştı sanki,ellerim yanaklarım yanıyor gibiydi ve karnım kasıldı,midem bulandı.

Söylediklerimin karşı tarafta oluşturduğu etkiyi görmek için sessizce bekledim bir süre yine başım önümdeydi bu bekleyişte.Cevap gelmedi ve bu sessizlik gözlerimi ona yönlendirdi yine.

Şimdi güzel eli kirli sakalları arasında gezinirken gözleri sert bakışlarından hiç bir şey kaybetmeden bana bakıyordu,bense ağzından çıkacak tek bir cümleye muhtaç.Rezil olmuştum bir kere devamını getirmek daha kolay oldu  benim için o yüzden.- Cevap vermediniz- dedim. Gülümsemişti bu sefer,bu gülümseyiş kalbimi yerinden çıkarabilirdi.Bence yaratılmış en yakışıklı erkek oydu ve de en güzel gülümseyeni.Bu gülümseyiş cesaret verdi bana,en azından sert değildi ya bakışları artık bu bile yeterdi.

Biz birlikte olamayız,dedi. Bunu o kadar net söyledi ki konuşmayı unuttum sandım o an.Soramadım bir süre neden diye,yaşlar birikti gözlerimde ve kocaman bir düğüm boğazımda.- Neden- diyebildim bir süre sonra.Sevgiliniz mi var diye ekledim hemen akabinde.-Hayır,dedi aynı netlikte.O zaman tek bir sebep kalıyordu geriye,beğenmemişti beni işte.

O ana kadar bana aşkını anlatıp red cevabını verdiğim erkekler geldi gözümün önüne,acaba içlerinden birinin ahını mı almıştım? Beddua gibiydi şu yaşadığım.Rezil olmuştum,aşıktım ve aşık olduğum adam beni reddetmişti kısa ve net biçimde.

Kaybedecek bir şeyi kalmamış insanlara mahsus bir güven geldi oturdu içime.Neden o zaman dedim başımı kaldırıp gözlerimi dikerek gözlerine.Sanki açıklama yapmak zorundaymış gibi bana. Gözlerim dışarı çıkmak için zorlayan yaşları içeride tutmaya kararlı,kalbim bunca ay sonra bir açıklamayı hak edecek kadar alacaklı…

Şimdi gülümsüyordu ve gülümsemesi şüphesiz konuşurken sıktığım dişlerim ve yumruk haline getirdiğim ellerimeydi.

– Çok mu çirkinim dedim duyacağım cevaptan korkarak.

Hayır,aksine çok güzelsin dedi gözleriyle gözlerime dokunarak

Neden o zaman sebep ne ki ? dedim arsız ısrarıma şaşırarak.

–  Çok Aşık olurum ben sana dedi şaşkınlığımı bile şaşırtarak.

Ben sana çoktan oldum,sende ol aşk güzel bir şey dedim sırıtarak

–  Ben Diyarbakırlıyım gülşah-,dedi sanki işlediği bir kabahati dile getirir gibi.Sense balıkesirlisin diyerek şaşkınlığımı ikiye katladı.Adımla hitap edişi,memleketimi bilişi ? Bu nasıl işti ?

Adımı biliyorsun,memleketimi de ? Ama ben söylemedim ki sana ? dedim.

Gülümsedi,o gülümsediğinde dünyada ki tüm kötülükler yok oluyordu bence.

– O gece bir tek sen aşık olmadın gülşah dedi yine içime işleyen gülümseyişiyle.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak,mutluluktan havalara uçacak haldeydim.Peki madem tek ben aşık olmadıysam neden olmaz diyorsun o zaman dedim artık gözlerine bakmaktan çekinmeyerek.

– Çünkü biz seninle Ülkenin batısıyla doğusuyuz,çünkü biz farklı kültürlerin çocuğuyuz.Çünkü biz bitmeyen bir kavganın bitmeye mahkum aşkıyız.Olmaz Gülşah,olmaz.

Neden ya diye bağırdım, kendimi bile şaşırdım sesimin yüksek çıkışına.Hangi devirde yaşıyoruz Allah aşkına,kim engel olabilir biz istedikten sonra Aşka ?

Sanırım o gün o kafede hayatım boyunca olamadığım kadar cesur oldum.

Bak dedi benim ailem için sorun olmaz batılı bir gelin ama senin ailen istemez kızlarını doğuya gelin etmeyi.

Gözlerim doldu,daha ilk günden beni kendine eş diye seçmesine.İçim coştu tertemiz,mert ve açık yürekli oluşuna.

– Sen çok güzel kalpli bir adamsın,tanıdığım herkesten farklı ve masum.Daha şimdiden evlilikten bahsediyorsun dedim.Şaşırmıştım çünkü üniversitede aşklar üç günlüktü özellikle erkekler için kızlar zevk aracından bir adım önde değildi.

– Dedim ya ben sana aşık oldum diye,eğer sen benim hayatıma girersen evime de girersin,soyadımı da alırsın.Seninle başka türlü olmaz,senle sevgili olunmaz,sana kıyılmaz.

Dayanamadım sarıldım ona,dünyanın en güzel kokusuna sahipti esmer teni ve en güzel temiz kalp şüphesiz Onunkiydi.

– Benim ailem dedim kendimden oldukça emin,asla takılmaz böyle saçma sapan klişelere.Benim mutlu olmam yeterli onlar için,sevmem ve sevilmem yeterli mutlu olabilmeleri için…

Yanılıyormuşum meğer,bilmiyormuşum hiçbir şey.Çok zor günler,çetin savaşlar bekliyormuş beni.Bunları da anlatacağım size elbette,ama önce aşkımı ve hep yanımda olan dünyanın en yakışıklı,en güzel kalpli,en sevilesi Adamını anlatacağım…

BÖLÜM 4

Eskiden kaplumbağa adımları hızında ilerleyen zaman sanki su gibi akıyordu şimdi,biz ne çabuk bir aylık olmuştuk ki.Güzel seven,güzel gülen mert adam,gören her gözü kendine hayran bırakan yakışıklı sevdam ben nasıl unutayım seni.Nasıl seveyim yerine yeniden…

O gün birinci ay dönümümüzdü ben en fazla bir çiçek alır,baş başa yemeğe gideriz diye düşünmüştüm.Tabi o zamanlar bilmiyordum bir kadının gerçek bir erkek tarafından sevildiğinde neler yaşayacağını…

Kahvaltımı yapmak için kantine inip bir tost bir çayla öğünü geçiştirdim.İnsan aşıkken yediği her lokma daha lezzetli eskiden sorun olarak gördüğü herşey sanki gül bahçesi…

Tek kişilik yurt odamın kapısını açtığımda mutluluktan havalara uçtum yerlere serilmiş binlerce gülü görünce.Sıkı yurt kurallarını delebilmek için paragöz memureye yüklü bir miktar ödemişti şüphesiz.Yoksa katiyen izin verilmezdi o güllerin hele ki ben yokken odama serilmesine.

Hemen aradım sevdiceğimi,seni çok seviyorum diyebildim ağlamaktan çatallaşmış sesimle.Bende seni dedi ve ekledi akşama hazırlan seni bir yere götüreceğim diye.

Sadeliği seviyordu ve içinde tevazu barındırmayan hiç bir şeye tahammülü yoktu.Sade siyah bir elbise giydim dizlerimin hemen üstünde,saçlarımı fönledim ve makyajsızken daha güzelsin dediği günden beri makyajsız yüzümü daha bir sever oldum bende.

Kıskanç bir kız olmamama rağmen yurdun önünde beklerken ona hayranlıkla bakan kız gözlerine tahammül edemediğimden yasak koymuştum ona,beni beklerken arabada kalsın dışarı çıkmasın diye.

Beyaz spor bir gömlek giymiş,tenine en yakışan renkti beyaz.Altına lacivert bir kot.Bu adam mıydı benim sevgilim,yüzlerce kişiye önderlik eden,fikirleri ve konuşmalarıyla kitleleri arkasından sürükleyen ve Ege üniversitesinin en yakışıklı erkeği.Benim aşkımda hayranlıkta vardı saygı da,sevgide vardı şefkatte ama en çok kaybetme korkusu hakimdi onun bana olan sevgisine.

Bir gün ya biterse dedi,ben manzara yerine onu seyrederken birinci ay kutlama yemeğimizde.Bitmez dedim,Allaha çok dua ettim ben senin için.Bitmeyecek dedim kendimden en emin halimle.

O akşam beni çok sevdiği bir abisiyle tanıştırdı,Adına fikret diyeyim ben O abinin.Fikret abi bize bir şarkı armağan etti birinci ay dönümümüz için ve kadere bakın ki o şarkı onu ilk kez gördüğüm akşamda söylenen şarkılardan biriydi.Bizim şarkımız,Mustafa Kaya Çocuklar Gibi…

Yurda dönmek istemedim o gece,ama daha beni yanağımdan bile bir kez öpmemiş sevgilime göre bir kızın akşam vakti bir erkekle baş başa kalması iyi bir şey değildi.

– Yurda gitmek istemiyorum dedim,derdemez söylediğimden utanarak.

-Ama gitmen gerekiyor dedi beni tahminimde haklı çıkartarak.

-Bu gece seninle aynı çatı altında uyumak istesem kötü gözle bakar mısın bana ?

-Asla

– O zaman,gelebilir miyim seninle Şahin ?

– Gülşah,bir gün biterse korkusuyla ben öpmeye kıyamıyorum seni.Bu tertemiz sevgin,el değmemiş güzelliğin,masumiyetin bozulsun istemiyorum.Ben karşımda konuşurken utanan,boğazı düğümlenip sesi kısılan,yüzü kızaran Seni çok seviyorum .

Kendimi bu cümle karşısında nasıl kötü hissettim anlatamam,acaba aynı çatı altında uyumak istiyorum deyişimden ne anlamıştı ki ?

-Sen galiba yanlış anladın dedim utancımdan ölmek üzereyken.Ben ayrı odalarda uyumak istedim dedim demesine ama kendimi çok kötü hissediyor olmamı değiştirmedi bunu söyleyişim.

Gülümsedi,ben en çok gülümseyişini sevdiğim içindir mi bilmem o gülümsediğinde unutuverdim kötü hissettiğimi.

-Tamam o zaman gel bakalım ama ev çok dağınık kusuruma bakma artık dedi.

Havalara uçtum yine,çokk heyecanlandığımı hatırlıyorum ve aslında sadece bir aydır tanıdığım birine nasıl bu kadar güvendiğime şaşırmadığımı.Ama şahini tanısaydınız beni anlardınız.Çünkü o dünyanın en mert adamıydı,kimseye kötü gözle bakmayan,idealleri için yaşayan,kendisine hayran onlarca kıza rağmen başını kolay kolay yerden kaldırmayan.Sakın kınamayın beni Ona duyduğum deli aşktan ötürü ve şaşırmayın cesaretime bir kız olarak onunla aynı evde uyumak isteyişime.Size Yusufa olan aşkını kınayan kadınları Yusufun güzelliğiyle tanıştıran Züleyhayı ve Yusufun yüzüne bakarken parmaklarını kesen kadınları hatırlatırım.

Eve giderken bir marketin önünde durduk ve bir sürü  çikolata,kuru yemiş,cips ve kola aldık.Evi de kendi gibi sadeydi ve hiçte dağınık değildi,sanki duvarlara ve eşyalara kokusu sinmişti.

-Sen film bul ben çay demlicem diyerek sanki kendi evimmiş gibi daldım mutfağa.Bir iki rafı karıştırıp buldum çayı ve demliği.Bilmiyorum tabi o zamanlar doğu çayını,normal çay demler gibi demledim çayı ve tadı o kadar acıydı ki aldığım ilk yudum aynı zamanda sonuncusu oldu.Şahin kıkır kıkır güldü halime,– ee sen alışık değilsin tabi bizim çaylara,çayımız da acıdır bizim yemeklerimiz gibi türkülerimiz gibi dedi.

İçim gidiyordu ona,her şeyine.Gülüşüne,bakışına,sesine,kokusuna,kimselere benzemeyen dürüstlüğüne,idealistliğine,nefsine hakim oluşuna,ahlakına,çalışkanlığına,adamlığına.Hayrandım sevdiğimin her zerresine her parçasına.Bazı anlar vardır zamanı durdurmak ister insan ama beceremez ya öyle bir geceydi oda.Yoktu kötü bir niyetim vallahi,tek derdim ona sarılıp uyumaktı ne olur kınamayın beni.Filmin ortasında başımı yavaşça omzuna koydum ve bir süre sonra uyuyor taklidi yapmaya başladım.

-Uyudun mu gülşahım dedi sağ eli sağ yanağımda.Derin,derin nefes aldım ki uyuduğumu sansın.Omzundaki başım düşmesin diye yavaşça başımı önce dizlerime aldı ve bir süre hiç hareket etmedi öylece kaldı.Ödüm kopuyordu uyanık olduğumu anlayacak diye.Ne bilim siz gençlik diyin yada cahillik bilmiyorum işte o an beni alsın odasına götürsün ve sarılarak uyuyalım istedim.Çünkü bir kız olarak artık bunu da ben söylemeyeyim istiyordum.Yapmadı ama beni aldı kucağına,odasına götürüp yatağına yatırdı ve üzerimi örtüp çıktı odadan.Adam uyurken bile öpmedi beni.

Şimdi anlıyorum beni neden kendinden bile korumak istediğini,biliyormuş hissediyormuş demek ki geleceğimizi.

O çıktıktan sonra uzandığım yataktan kalktım ve sinirimden odada dolaşmaya başladım.Dolabını açtım önce giysilerini kokladım,bağlamasını aldım elime dokunduğu telleri okşadım.Ne çok sevdim ben onu…

Amaaaaan dedim kendi kendime ne derse desin,ne düşünürse düşünsün dicem işte – ben sana sarılıp uyumak istiyorum- diye.

Odadan çıkıp hızla salona geçtim,benim uyuduğumu sandığı için gömleğini çıkarmış koltuğa uzanmış oda.Aman yarabbim bu erkekse diğerleri ne ? Onca yıl spor yaptığı için kol,karın taş gibi mübarek.Ben salonun ortasında dikilmiş utanmaz utanmaz ona bakarken o varlığımdan haberdar olmadığı için hala uzanıyordu ki sağına döndüğü an sapık gibi dikilmiş kendisini dikizleyen beni fark etti ve doğruldu hemen yattığı kanepeden.

-Gülşah,uyandın mı aşkım derken çoktan gömleğini geçirdi tekrar üstüne.Ben nasıl utandım,kendimi ne kadar rezil hissettim anlatamam.Sanki ben erkeğim o kız,adam resmen bakışımdan rahatsız olup gömleğini giydi … Şimdi ben nasıl dicem ki senin yanında uyumak istiyorum diye.Alır yurda götürür bu  beni garanti.Aklıma yine bir hinlik geldi,az önce izlediğimiz filmi bahane ettim.Ya ben cinlerden çok korkarım keşke o filmi izlemeseydik diye uydurdum bir yalan.Aslında ne güzel dalmıştım ama dolaptan bir tıkırtı geldi korkarak uyandım falan diye yalanıma devam ettim utanmadan.Gülümsedi ve ayağa kalkıp yanıma geldi benim sarıldığım o ilk günümüzden sonra ilk defa sarılıyorduk şimdi tekrar.Korkma dedi ben şimdi Felak,Nas okurum sana.Kalbim duracak gibi  oldu heyecandan,ona sarılmak dünyanın en en en güzel şeyiydi.Ben çok aşığım sana dedim göğsündeki başımı kaldırıp yüzüne bakarken.Cevap vermedi gülümseyerek bir şeyler fısıldıyordu .Sen dedim,işaret parmağıyla bir dakika hareketi  yapıp fısıldadığı şey sona erdiğinde yüzüme üfledi.- bende sana deli gibi aşığım- dedi ve ekledi korkma artık şimdi görünmeyen şeylerden de korunuyorsun.- Senin yanında korkmam aslında dedim gülmemek için kendimi tutarak ve yüzüne bakmadan ekledim bende salonda diğer kanepede yatabilir miyim ?

Yine gülümsedi ve başıyla olur anlamına gelen bir işaret yapıp odasına gitti bende güya korkuyorum ya hemen peşinden kuyruk misali daldım odaya.Baktım yastık,nevresim falan getiriyor aldım elinden yaptım ikimize de iki ayrı kanepede iki ayrı yatak.

Kanepeler karşılıklıydı,gözlerimi yummak istemiyordum çünkü yumarsam uyurdum ve uyursam bu gece biterdi hemen ama ben bitmesin istiyordum çünkü en güzel rüyamı uyanıkken görüyordum .Sürekli uyudun mu aşkım diyerek Şahininde uyumasını engellemeye çalışıyordum güya korkuyordum ya oda uyanık kalmaya çalışıp beni rahatlatıyordu.Ama bir süre sonra aklıma yine bir hinlik geldi,uyumuş taklidi yapacak o uyuyunca yanına gidecektim ve kokusunu doya doya içime çekecektim.Bir keresinde uykum çok ağır demişti inşallah yanında olduğumu fark etmez diye geçirdim içimden.Yaklaşık bir yarım saat sessizce bekledim,benim uyuduğumu zannettiğinden Şahinde uyku faslına geçmişti.Parmaklarımın üzerinde yürüyerek gittim kanepesinin başına.Sağ kolu başı altında yüzü tüm yakışıklılığıyla karşımdaydı.Biz birbirimizi hiç öpmemiştik daha,iyice yaklaştım yüzüne yüzünün güzel kokusunu çektim doya doya içime.Hafifçe öptüm yanağından,uyuyordu hala.Uykusu ağırmış gerçektende dedim kendi kendime ve yavaşça uzandım yanına.Nefes bile almıyordum ki varlığımı fark edemesin.Başımı koltuk altına koydum,yüzümü ona çevirdim ve elimi göğsüne koydum. Allahım  sana şükürler olsun ki O benim dedim,gözüme bir damla uyku girmiyordu.Elimi yüzüne koydum,kusursuz yüz hatlarını sevdiğimin.Bedenimi iyice yaklaştırdım ona ve mis kokusunu içime çektim doya doya.Fakat birden kımıldamaya başladı ve sağına dönmesiyle uyanıp yatakta oturması bir oldu.- Gülşah aşkım dedi ve sustu.Bende kalktım hemen,kendimi fırsatçı erkekler gibi hissettim biran.Çocuk resmen uykudan sıçrayarak uyanmıştı benim yüzümden ve şimdi yatağın ortasında oturmuş şaşkın bir halde bana bakıyordu.Nasıl masum,nasıl yakışıklıydı.

-Sen neden kendi yatağında değilsin dedi sesi şimdi azarlar gibi sert çıkmıştı.Yaptığımdan çok çok utanmıştım ama bir o kadarda sinirlenmiştim ve aynı zamanda ağlamak geliyordu içimden.Bu kadar çok duyguyu aynı anda nasıl yaşıyordum anlamadım.Kalktım onun kanepesinden aslında atar olsun diye odaya gidecektim ama gidemedim ve kendi kanepeme geçtim belki bir daha aynı odada kalamayız diye göze alamadım diğer odaya gitmeyi.

Yatağa yatınca duvara dönüp ağlamaya başladım sessizce.Kendimi çok kötü hissediyordum.Aşık olduğum adam resmen beni o uyurken yanına yattığım için azarlamıştı.Hem istenilmemiş hem azar yemiştim.Kadınlık gururum resmen ayak altındaydı.

Oda kalktı yatağından ve kanepenin yanına yere oturdu ve koluma dokunarak şunları söyledi.

-Aşkım ağlama nolur.Bu geceyi böyle hatırlamanı istemiyorum.Sesim sert çıktı özür dilerim dedi şimdi sıcacıktı sesi ve konuşma şekli.Yattığım yerden kalktım ve yatakta oturup ağlamaktan çatallı çıkan sesime rağmen dayanamayıp sordum.-Sen neden benim seninle uyumak istediğim kadar istemiyorsun benimle uyumayı dedim.

Gülümsedi yine,- sen yanımdayken ben uyuyamam ki dedi- gülümseyip gözlerini gözlerimden kaçırarak.

Ses çıkarmadım bir süre,dayanamadım ona sıkıca sarılıp öptüm yanaklarından defalarca.Gülümseyip beni nazikçe uzaklaştırdı kendinden.- Gülşah ben sana çok aşığım ve takdir edersin ki ben bir erkeğim sınırlarımı çok zorluyorsun bak elimden bir kaza çıkacak dedi – gülümsüyordu ve bu bana kendimden beklemediğim bir cesaret veriyordu.- Çıksın dedim ne olacak ?-  insan aşıkken kendinden asla beklemediği şeyleri rahatlıkla yapıyor ve söylüyordu demek ki.

-Olmaz dedi,sen benim karım olacaksın inşallah ve birbirimize helal olduğumuz gün benim olacaksın ancak.

– Ben ölürüm senin için dedim

-Ben ölüyorum zaten senin için dedi

-Seni karşıma çıkarana şükürler olsun dedim

-Sevgimi kalbine,sevgini kalbime koyana şükürler olsun dedi

-ben uyuyuncaya kadar elimi tut dedim.Tamam dedi,o yere oturdu ben kanepede yatıp yüzümü ona döndüm.Sol elim sağ avucunun içinde,gözlerim  gözlerine bakar halde,ben kanepede o kanepenin yanına diz çökmüş halde kutladık birinci ay dönümümüzü.

Sabaha karşı uyandığımda başında beyaz bir takke,namaz kılar halde gördüm onu ve tekrar tekrar şükrettim Onu benim karşıma çıkarttığı için Allaha ve hiç sevmediğim kadar sevdim kaderimi…

BÖLÜM 5

Kim demiş ilişkiler bir süre sonra monotonlaşır,insan insana alışır diye ? Hiç öyle olmuyordu bizde.Her gün görsem de gün kısaydı,bir gün için 24 saat ne kadar azdı.Okul çıkışları gelirdi bizim bölümün önüne bazen elinde bir buket çiçekle bazen en sevdiğim çikolatalı kahveyle ama hep gülerek beklerdi beni kapı önünde.Kızardım bazen orada durup beni beklemesine,korkardım o gülüşe başka kızların ortak olabileceğine.Severdim çok severdim,bir insanın bir insanı nasıl bu kadar çok sevebileceğine hayret ederdim.

Okul çıkışları buluşunca akardı zaman hiç olmadığı kadar hızla.Şahin bir öğrenci grubunun lideriydi ve sık sık toplantıları olurdu ve çoğunlukla asardı benim yüzümden toplantıları.Bir gün artık sıkıntılar çıkmaya başladığı için toplantılara katılması gerektiğini söyledi.

-Gel diyemem sana,hiç bilmediğin bir dilde tamamen yabancısı olduğun konuların konuşulduğu bir ortamda sıkılmanı istemem 

-Olsun sen varsın ya  bir şey anlamasam bile seni dinlemek bile güzel

Peki dedi gel o zaman ama sıkılırsan ayıp olur falan diye kalma bu arada bizim toplantılarımıza katılacak ilk türksün,kürt olmayanların katılması yasakta.

Şaşırmıştım ve ilk kez korkmuştum şahinin içinde bulunduğu gruptan ve faaliyetlerinden.

– Neden Türklerin katılması yasak,neler dönüyor orada,Ne işler karıştırıyorsunuz ki  ? dedim sinirlenerek

-Çünkü  Sizin bizi anlamanız imkansız dedi kaşlarını çatarak.İçim burkuldu bu cevap karşısında ama geri adım atmaya niyetim yoktu.Aslında neden bu kadar çok öfkenlendiğime kendimde anlam veremiyordum.

-Sizi bizi mi var şahin dedim sesimin ne kadar yükseldiğini biraz geç fark etmiştim.

-Yok mu sence dedi ? Dalgın görünüyordu ve biraz öfkeli.

-Yok tabi nereden çıkarıyorsun bunları sen ?

-Sen hiç doğduğun topraklar yüzünden terörist olmakla suçlandın mı ? Anadilini konuşmak istediğin için hapis yattın mı ? Anne babanın sana vermek istediği isim yasak olduğu için değiştirildi mi hiç ? Senin memleketin sürgünü oldu mu bir başkasının ? Ülkeni gerçekten seviyor olmana rağmen Vatan Haini ilan edildin mi ? Durakladı birden ve  gitmem gerekiyor şimdi dedi ve gitti.

Kendimi kırılmış hissediyordum dahası suçlanmış.O gün arkasından toplantıya gitmedim.Birlikteliğimizin başlamasının üzerinden aylar geçmişti ve biz ilk kez küstük demeyeyim ama kırılmıştık sanki birbirimize.Yurda döndüm hemen,odaya kapattım kendimi ve telefonumu da kapattım.İçim acıyordu ,nasıl desem kalbimi oyuyordu bir bıçak sanki.Ertesi gün okula gitmedim,telefonumu da açmadım.Aslında meraktan çatlıyordum ama kırgınlığım ağır basıyordu merakıma.Dahası ona bakarken içimin titrediği sevgilimin özlemi sarmıştı beni hemen.Odada sıkıntıyla dolaşırken kapım kırılacakmış gibi çalınmaya başladı.Kimo dedim teleşla ben özlem dedi.Özlemi samimi olmasakta tanır severdim.Oda şahinin lideri olduğu öğrenci grubunun kız öğrencilerinin sorumlusuydu.Açtım hemen kapıyı.Elinde karton kutuda iki çayla gelmiş 

-Bisküvin yoktur diye bisküvi de getirdim,arka cebimde dedi gülerek.

Kızın çayları masaya bırakmasına fırsat vermeden sarıldım boynuna.

Daha o sormadan anlattım her şeyi bir çırpıda. Dikkatle dinlerken benimle birlikte ağladı özlemde.

-Çok şanslısın biliyor musun dedi.

-Neden dedim

-Hiç bir kadın senin kadar çok sevilmemiştir yeryüzünde dedi.Şahin abinin senin için nelerden vazgeçtiğini bilsen.

– Nelerden dedim ağlamam dinmişti.

-Gülşah ben sana yapılanmamız hakkında bilgi veremem,yasak.Belki Şahin abi kendi anlatır birgün.Ama şunu bil dün senin için gruptan ayrıldı ve tüm yetkilerini devretti.

-Benim için niye ayrıldı ki gruptan ? Ben asla böyle bir şey istemedim .

-Ama üst düzey liderlerimiz Öğrenci liderinin bir türk kızıyla birlikte olmasına karşı yani açık konuşayım bir iki günlük ilişkiler sorun değil hatta üyelere böyle bir sınırlama bile yok ama şahin abi öğrenci lideriydi,üniversite yapılanmamızın en önemli ismi ve Ona defalarca ayrılmanız konusunda uyarı yapıldı ama dinlemedi.Dünkü toplantıda da yetkilerini devredip,istifasını açıkladı.Dünden beri onu ikna etmek için uğraşıyor herkes,bölge temsilcide görüştü ama kimse kararından vazgeçiremedi.

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim,ayrıca dedi özlem telefonunu aç dünden beri sana ulaşmaya çalışıyor.Tamam dedim ve telefonumu açıp Şahini aradım hemen.

-Gülşah dedi, kimse bugüne kadar adımın onun kadar güzel söylememişti.Nasıl özlemişim sesini bir günde.

-Özür dilerim dedim

-Bende,dedi.Çık dışarı,yurdun önündeyim ben.

Ağlamaktan şişmiş gözlerime,pijamalarıma aldırmadan çıktım dışarı.Yurt kapısının önündeydi bu sefer kuralı delmiş,arabada beklememiş.

Sarıldım boynuna,hüngür hüngür ağladım bir yirmi dakika.

Gel dedi yol ortasında durmayalım böyle,arabaya binince hiç konuşmadan Kordona sürdü.Kordona gelince arabayı park etti ve çimlere oturduk hiç konuşmuyor sadece uğruna ölebileceğim gözlerini gözlerime kenetlemiş bana bakıyordu.

-Bir daha ne olursa olsun telefonunu kapatma olur mu ? Gerçekten çok merak ettim.

-Tamam dedim söz kapatmayacağım.İstifa olayını ne ben sorabildim ne o anlattı.Bu konu o gün aramızda hiç konuşulmadı.

-Rengin sapsarı,yemek yemedin değil mi sen ?

-Yok yemedim dedim küçük çocuklar gibi.

-Gel birşeyler yiyelim şurada diyip kordon restoranlarından birini gösterdi.

-pijamalarla mı asla dedim

-Ya bir şey olmaz sen böyle de güzelsin,aç aç durdurmam seni hadi gidelim dedi.

-Açlıktan ölsem girmem bu kılıkta bir mekana ben.

-O zaman yurda gidelim giyin,geri gel yada ne bileyim üzerine bir iki kıyafet alalım değiştir öyle gidelim dedi.

-Yurda gitmek istemiyorum,bu kılıkta mağaza gezmekte dedim küçük kızlar gibi şımarıklık yaparak.Gerçi ben onun yanında hep şımartılan küçük bir kızdım ya nazım ondan sebep.

-Bende aç kalmanı istemiyorum zaten kuş kadar canın var.

-O zaman senin eve gidelim,sen yemek yap bana dedim yılışık yılışık

Gülümsemesi benim için bayram günü gibi bir şeydi.

Tamam gidelim o zaman hadi dedi.

Eve gidince o mutfağa geçti ben salona,tüm gece uyuyamadığım için yemek hazırlanıncaya kadar uyuyakalmışım kanepede.

-Uyan hadi uyuyan güzel dedi gözlerimi açtığımda kanepenin kenarına oturmuş bana bakıyordu ve bu şekilde uyanmak her şeye değerdi.

Yer sofrasında şişe geçirilmiş etler ve ayran vardı.Çok lezzetliydi yada Şahin benim için hazırladığından bana öyle geliyor olabilirdi.Adı ne bu yemeğin dedim,-Cartlak Kebabı dedi.Hıımm çok güzelmiş eline sağlık dedim ve içinde neler olduğunu sormamla midemin kalkması bir oldu.Meğer şişe geçirilmiş o etler ciğer,dalak ve böbrekmiş.-Ya iğrenç,sen niye bana böyle şeyler yediriyorsun diyip öğürürken ben o kıkır kıkır gülüyordu.- ee çok kansızsın bunlar kan yapar ayrıca az önce löp löp yutuyodun ne olduklarını bilmeden diyip karnını tuta tuta gülüyordu.

O gülerken karanlık aydınlığa,tatsız ne varsa tatlı bir hale dönüşüyordu.Gülümsedim ve sarıldım sıkıca.

-Şttt ateş barut kaldık yine baş başa diyip bedenine sarılmış ellerimi çözüp,öptü.

Yemek senden bulaşık benden diyip sofrayı topladım,çayı demleyip ( bu sefer doğu çayını demlemeyi becerebilmiştim) salona getirdim.O çayları doldururken ben odasından gitarını getirdim.

-Hadi benim için bir şarkı söyle diyip eline tutuşturuverdim.

Bir alevdin içimde yakıpta kavuran
Yağmur oldun gözümde hiç durmadan yağan
Filizlenmiş yüreğimi açmadan solduran
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Merhaba bile demeden
Sarılıp bir öpmeden
Kırdın yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Bir sevdasın içimde çığ gibi büyüyen
Hasret oldun içimde hiç durmadan tüten
Filizlenmiş yüreğimi açmadan öldüren
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

O kadife sesiyle bana bakarak şarkıyı söylerken benim içim dolup dolup taşıyordu,şarkı bitince aldım gitarı elinden dayanamadım yine sarıldım ve kucağına oturdum kaldırıp yere oturtacağını bile bile.

-Aşkım seni çok seviyorum dedim az daha utanmadan öpecektim ki kafasını çevirip bende seni dedi.Beni nazikçe yere oturtup gözlerime bakarak şunları söyledi.

-Senden önce hayatıma giren hiç bir kız benim için özel olmadı.Sen benim davamdan bile öncesin.Sen benim en özelimsin.Senin için artık bir kız diye bahsedilsin istemiyorum.Ben dün gruptan sırf senden bir kız diye bahsettikleri için ayrıldım.Seni istemeye gelicez dedi ve susup yüzüme baktı sende istersen tabi diye devam etti.

Sen jiyan Ol Ben AZAD olayım dedim,gülümsedi sen nerden biliyosun jiyanı azadı cimcime diyip ilk kez öptü yanaklarımı ve ekledi

Sen ateş ol ben yanayım

BÖLÜM 6

İnsan bir yola çıkmaya görsün her şey çorap söküğü gibi geliyordu.Önce ben benden 10 yaş büyük olan teyzemi çağırdım balıkesirden şahinle tanıştırmak için.Teyzem de bekar,teyze dediğime bakmayın o bana annemden bile yakın,beni bu dünyada en iyi anlayan insan.Şahinin yokluğuna tek dayanağım…

Teyzeme ondan bahsetmiştim zaten her şeyi biliyordu ve çok merak ediyordu şahini.

– Hakikaten hiç öpmedi yani seni ? Yeme kız beni dedi teyzem kikirdeyerek

-Vallahi teyze,ben bir iki yeltendim ama O hep ben sana kıyamam benden önce nasılsan benden sonrada öyle kal diyor.

-Niye ayrılıktan bahsediyor ki ? Sorunlar mı yaşıyorsunuz ? dedi teyzem çayını tazelerken.

-Hayır hiç bir sorunumuz yok

-E o zaman ne diye benden sonra falan diyip acitasyon yapıyor dedi gülerek.

Bende gülümseyerek memleketinin aramızda sorun yaratacağını düşünüyor.Neymiş ailem doğulu damat istemezmiş dedim.Bizimkileri tanımıyor tabi Oda haklı diye ekledim.

Teyzem gülümsemedi – Valla ablamın karşı çıkacağını sanmıyorum aslında eniştemin de öyle en nihayetinde onlarda aşk evliliği yaptılar anlarlar sizi herhalde dedi.

Biraz daha konuşup koyun koyuna yattık uyuduk.Sabah kahvaltısını şahinle birlikte kordonda yapacaktık.Şahin ertesi sabah 10 da yurdun önünde bizi bekliyordu.Teyzem daha yakınlaşmadan fark etti onu.-Kız yoksa şu uzun ,esmer çocuk mu senin şaho dedi gülerek.Bende sevdiği adamla övünen her kadın gibi- aynen öyle teyze -dedim böbürlenerek.

-Yalnız Burak Özçivit halt etmiş yanında bu insan mı Gülşah,var mı abisi mabisi deyip kıkır kıkır gülerken teyzem şahin bize yaklaşmıştı bile.

-Abisi yokta bekar dayısı var teyze dedim şahine bakıp göz kırparken.Teyzem birden kızardı,az önceki sulu halinden eser kalmadı.Şahini uzun uzun süzüp patlattı espriyi – Maşallah damat Türk erkeği yakışıklılık ortalamasını tek başına yükseltmişsin dedi tüm şirinliğiyle.

Şahin teşekkür edip ekledi- Yalnız ben Türk değil Kürdüm Serpil abla dedi.

Teyzem Şahinin bu satır arası imasını fark edip bana baktı ama sonuçta Şahin haklıydı o Türkiye de yaşayan ,Türkiyeyi seven bir Kürt vatandaşıydı.

Kordonda güzel bir Kafe de oturup yaklaşık iki saat sohbet ettik.Şahin aynı ortamı paylaştığı tüm insan ırkında olduğu gibi teyzem üzerinde de inanılmaz bir iz bırakmıştı.Akşam bizi yurda bıraktığında teyzem ağzı kulaklarında

-Gülşahım bu çocuğu sakın bırakma,Adam gibi adam çıkarmış Allah karşına ne kadar şükretsen az dedi.

-Onu ölsem bırakmam dedim kendimden en emin halimle.İnsan ne kadar ahmak değil mi ? Her şeyi kendi elimizde zannediyor ve kader önündeki acziyetimizi unutuyoruz bazen.

Ertesi gün teyzem Balıkesire döndü.

-Şimdi sıra bende dedi Şahin seni Diyarbakıra götüreceğim ailemle tanıştırmak için dedi.Haftasonu yola çıkarız devamsızlık hakkın var değil mi ?

-Var var dedim heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım.Sevdiğim adamla çok ciddi bir yola gireceğimiz için kendimi çok mutlu hissediyordum.

-Yalnız benim alışveriş yapmam lazım,ailen beni çok beğensin istiyorum dedim.Kendime biraz kapalı kıyafetler alacağım.

-Gülşah hiçbir şey almana gerek yok,ben seni nasıl tanıdıysam ve sevdiysem ailem de öyle sevecek.Neysen O olarak kabul edileceksin dedi.Umarım sizinkiler de beni olduğum gibi kabul ederler demeyi ihmal etmedi.

Canım benim,hissediyor muydu,biliyor muydu ki yaşayacaklarımızı ? Durup durup böyle söylerdi…

O cumartesi hayatımın en güzel yolculuğunu yapmak için yola çıktık.Arka koltuğa yastık,battaniye falan da koymuş.İzmir- Diyarbakır arası uzundur uyursun yolda dedi.

O upuzun yol kısaydı benim için,bilmediğim yerleri gördüm adını duymadığım köylerden geçtim ve neredeyse bir gün süren yolculuğun ardından Diyarbakıra giriş yapmıştık.Nasıl heyecanlandığımı anlatamam.Midem bulanmaya başladı Şahin az kaldı dedikçe.En sonunda dur dedim arabadan inip kustum ama sadece sarı su geldi.Yanıma geldi,ağzımı yüzümü suyla yıkarken sıkıca sarıldı bana.-neden bu kadar kasıldın,istemiyorsan gitmeyelim dedi.

-Yok dedim kasılmadım da çok heyecanlıyım,ya beğenmez sevmezlerse beni ?

-Ben sevdikten sonra kimseye laf düşmez deyip iki elini iki yanağıma koyup ekledi sen benim memleketime getirdiğim,ailemle tanıştıracağım ilk kızsın.Diyarbakır güzel görsün dedikten sonra – hadi dedi,nenem meraktan çatlıyor.-

Arabaya tekrar bindik Şahinim o kadife sesiyle,yüzünde gülümsemesiyle bir türkü tutturdu.

Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır
Dağlarında kızıl ateş, alnımda kızıl bakır
Çiğdemler solar gibi, anneler yanar gibi
Dizlerine döküldüm, ağlama Diyarbakır

O yola bakıyor,ben ona bakıyordum.Gülen yüzü,kadife sesi nasıl hayrandım her zerresine ben sevdiğimin.

-Ben bir memleketimi,bir seni çok sevdim dedi keyifle

-Ben en çok seni sevdim ve şimdi senin sevdiğin her şeyi seviyorum dedim.

-EE bakıyor musun etrafa,sevdin mi yeni memleketini dedi gülümseyerek

-Gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim,dedim.

Yanağıma dokundu ve arabayı büyükçe bir evin önünde durdurdu.-Sen Mazlum Çimen mi dinliyorsun artık derken sıcacık gülümsüyordu.

-Senin sevdiğin her şeyi seviyorum dedim ya.

-Geldik dedi,o kadar heyecanlıydım ki anlatamam.Kapıyı vurmak yerine cebinden çıkardığı anahtarı çevirirken – bizi 2 saat sonraya bekliyorlar süpriz olacak -dedi.

O önde ben arkada kocaman bir avludan geçtik.

Avluda bir telaş,bizi gören herkes de kocaman bir çığlık ve içten bir sarılış.

Kocaman bizim bildiğimiz evlere göre çok sade döşenmiş bir salon,tek tek sarıldık evin hanımlarıyla ve ellerini göğüslerine koyup selamladı evin erkekleri beni.Ayrı odalarda oturuyorduk.

Herkes o evde mi yaşıyordu,acaba beni beğenmişler miydi ? Kayınvalide adayıma bakıyordum arada kaçamak bakışlarla.Tepeden tırnağa süzüldüğümü hissediyordum ve saç diplerime kadar terlediğimi

BÖLÜM 7

Erkeklerle ayrı odalarda oturuşumuza anlam veremediğim gibi evin asıl fertlerini de merak ediyordum.Oda muazzam kalabalıktı ve türkçeyi anlaşılır konuşabilen tek kişi Şahinin kuzeninin eşi seldaydı.Zaten kimin kim olduğunu da onun sayesinde anladım yani tanıştırma faslını da o yapmıştı.Selda öğretmen olarak atanmış Diyarbakıra sonra şahinin kuzeni Ahmetle evlenip kalmış orada.İlk gelin olduğu yıllarda oda benim gibi anlamadan izlermiş olanı biteni,zamanla kürtçe öğrenmiş ve şimdi gayet rahat iletişim kurabiliyormuş.-Seni çok beğenmiş Ayşe teyze dedi- kayınvalidemi kastederek.Çok mutlu hissettim o an,dillerini anlamasam da bana ve çevremdeki kadınlara hiç benzemeyen bu kadınlara ısınmıştım bir anda.İki ayrı odaya iki büyük sofra kuruldu ve yer sofrasında çeşit çeşit yemekler vardı.Yemek faslı bittikten sonra küçük kızlar ve gelinler sofrayı topladı,bende salondan mutfağa bir şeyler taşıyarak onlara yardım ettim.Çay içmek için erkekler dışarı çıkınca hanımlar başlarını açtılar ve üzerlerindeki namazlıkları çıkardılar.Benimde onlara ısındığımı anladıklarında ortam neşelenmeye başladı.Şahinler çok büyük bir aile dedi selda ve akrabalık bağları Diyarbakırda çok güçlüdür,düğünlerde,bayramlarda, cenazelerde ve böyle özel günlerde tüm aile bir araya gelir.

-Nerelisin dedim seldaya,Onu kendime çok yakın hissetmiştim ve duygularımda yalnız olmadığımı fark etmiştim

-Aslen sivaslıyım ama istanbulda doğup büyüdüm dedi.Sen Balıkesirliymişsin,sen gelmeden şanın geldi buralara dedikten sonra gülümsedi.

Bende gülümsedim,bu kıza olan duygularım her ikimizin de kürt erkeğine aşık olmuş türk kızları olmamızdan ve ortak bir kaderi paylaşıyor hissetmemdendi.

Çay faslı bitince kadınlar teker teker abdest aldılar ve topluca namaza kalktılar.-Sen de namaz kılmak ister misin – dedi selda.Olur dedim önce abdest aldım ve Selda ikindi namazını tarif etti bana.Namazdan sonra diğer kadınlar yavaş yavaş evlerine dağıldılar.Seldaya sen işin yoksa biraz daha kalır mısın dedim.Oda eşini arayıp direkt buraya gelmesini söyledi.Akşama Şahin,babası ve ahmet geldiler,bu sefer aynı odada oturduk,birlikte akşam yemeği yedikten sonra seldalar evlerine gittiler.Şahinin iki kız bir erkek kardeşi vardı ama çocuklar okula gidiyor olmalarına rağmen hiç türkçe konuşmuyorlardı,bu ayrıntı dikkatimi çekmesine rağmen sormadım ki zaten o ilk gün şahinle hiç konuşamadık.Gece uyumak için odama çekilince şahinden bir mesaj geldi.

– Nasıl sevdin mi ailemi

-Çooook hemde,acaba onlar sevmiş midir beni ?

-Çok beğenmişler ki zaten aksi mümkün mü ?

-Özledim seni

-Bende çok özledim,merak etme yarın tüm gün beraberiz.

-:=)))) İyi geceler sevgilim

-İyi geceler prensesim.

Ertesi gün sabah erkenden çıktık evden,önce Gazi Köşkünde çeşit çeşit diyarbakırın acılı, fıstıklı, kuru erimiş, örgülü saç ve salamura gibi peynirlerini yedik,bol bol çay içtik sonra On gözlü köprüde yürüyüp bol bol fotoğraf çekildik.İnsan bir şehri sırf sevdiği adam orada doğduğu için çok sever mi ? Hevsel bahçelerini,Hasan Paşa hanını ve Diyarbakır surlarını hep el ele gezdik.Bizi gören ve Şahini tanıyan insanlar yanımıza geliyor beni saygıyla ağırlamaya çalışıyorlardı.Gittiğimiz her yerde bir tanıdığı vardı şahinin.O Diyarbakırı Diyarbakır Onu çok seviyordu.Bu bu şehre ilk ziyaretimdi ve son olmayacağını biliyordum.Bilmediğim bundan sonraki gelişlerimde yalnız olacağımdı,bilmediğim bundan sonraki ziyaretlerimi sırf bir zamanlar Şahin orada yaşadığı için ona olan hasretimden yapacağımdı.Ben Memleketin olduğu için Diyarbakırın taşına bile hayran kalmışken nasıl olurda unuturum seni… 

-Diyarbakırda kahvaltıda bile ciğer yenir,seni Diyarbakırın en iyi ciğer yapan usatasına götürcem

– Yok ben ciğer yiyemem

-Sen dağkapıda bir kerecik ciğer ye bak gör her seferinde yalvaracaksın beni Oraya götür diye

-Peki dedim,gelecek yıllarda çoluk çocuğa karışmış,ailece buralarda gezdiğimizi,ciğer yediğimizi hayal ederek.Böyledir işte hayat sen hayal kurarsın,plan yaparsın sonra bir bakmışsın o ciğercide tek başınasın,göz yaşın yediğine karışmış,yalnızlık iliklerine işlemiş kalmış.Gördüğün  her esmer erkek çocuğuna özlemle bakarsın bir oğlumuz olsaydı eğer benzer miydi  diye geçirirsin içinden,Diyarbakırın sokaklarına,taşına,toprağına sürersin ellerini bir zamanlar burada koşmuş,oynamış dersin,şehirde karşılaştığın her gözde Onun gözlerini arar,arar ama bulamazsın.Okuduğu ilk okula gider sırayı sandalyeyi seversin.Kürtçe öğrenirsin bir gün ona ana dilinde şiirler okuyacağını hayal ederek.Halay öğrenirsin kavuşmak nasip olursa düğünümüzde Davul çalacağım dersin,Diyarbakırın adını duysan gözlerin dolar,haritayı alır eline her gece okşarsın memleketinin adını yazan minik mor parçacığı…En kötüsü bu kadar çok sevmişken birini şimdi nerede olduğunu bile bilmezsin.

O akşam o ciğercide bir kez daha anladım ki ben dünyada eşi olmayan bir adam sevmişim.Şahini gören masamıza geliyor her zerresine hayran olduğum adama selam vermeden geçmiyordu.Sokaklarda çocuklar bile ona hoşgeldin abi demek onu öpmek için oyunlarına ara veriyordu.Şahinse hepsine tek tek sarılıp,öpüyordu.Çok iyi bir baba olacak diye geçirdim içimden,belki olmuştur kim bilir.

-Diyarbakıra getirip türkü gecesine götürmemek olmaz seni

-Ben seninle her yere gelirim ki dedim yanağına dokunarak

-Ben senin o ince parmaklarını yerim ki deyip öptü ince parmaklı ellerimi

Diyarbakırın insanı ne güler yüzlü ne cana yakındı anlatamam size.Türküleri hep beraber neşeyle söylüyorlar,hep beraber halay çekiyolar.Öyle ki oturan kalmasın herkes halaya katılsın istiyolar,Bizi de çıkardılar halaya,zaten çok kalabalık olan mekanda minik adımlarla halay çektik gerçi ben çekemedim ama olsun kalabalıktan hiç fark edilmedi.Hayatımın en güzel günlerinden birini daha yaşadığımı bilmiyordum o gece,zannediyordum ki bu yaşayacağımız güzel günlerin sadece fragmanı….

   BÖLÜM 8

Eğer buraya kadar okuduysan artık birazda olsa tanıyorsun bizi ve söylemek istediğim bir şey var sana.Eğer bir gün Aşkla tanışma şerefine nail olan şanslı azınlığa dahil olursan sakın bırakma aşkını ve eğer sen annesi yada babasıysan bir çocuğun bil ki çocukların senin malın değil,senin değil.Onlar sana Rabbin emaneti.Sakın kendi doğrularını ona empoze etmeye çalışma,aşkına karışma.Bırak yaşasın doya doya…Bunları neden yazdığımı anlayacaksın yakında nasıl olsa şimdi sen benim hikayemi,bir erkeğin bir kadını ne kadar çok sevebileceğini ve yapılan bir hatanın nelere bedel olabileceğini oku,oku ki aynı hatayı sen yapma…

Diyarbakırdan döndüğümüz haftasonu ben balıkesire gittim ve anneme Şahinden bahsettim.Fotoğraflarımızı gösterdim,annem daha görmeden sevdi Şahinimi.Sonra tekrar izmire döndüm,yakında şahin mezun olacaktı ve hazırlıklarında yanında olmak istedim.

Mezuniyet kutlamasına katılmak istemiyordu aslında,gereksiz ve sıkıcı buluyordu o tarz partileri ama ben çok istedim.Mezuniyet yemeğinin çeşmede bir otelde yapılacağını duyunca zaten içim gitti.Sen sınıftan kızlarla kalırsın o zaman dedi,olmaz dedim tanımadığım kızlarla asla aynı odada kalmam.Böyle olacaksa ben hiç gelmiyeyim diyerek tavrımı en net haliyle koydum ortaya.-Tamam cadı tamam- dedi gülümseyerek ve ben bu gülümsemeyi göreceğim günlerin hızla tükendiğinden bi haberdim.

Bütün bir hafta mezuniyette ne giyeceğimi seçmek için gezdik ama yine de istediğim gibi bir elbise bulamadım,ben çok sıkıldım Aşkım sen arkadaşlarınla gezsen biraz daha diyerek şaşırttı beni.Şaşkınlığım sıkılmasından değil sıkılıp beni yalnız bırakmasındandı meğer ben o beni yalnız bırakıp gitti sanırken o sürpriz peşindeymiş.Ertesi gün akşama kadar kızlarla gezdik ve ben yine hiç bir şey alamadan döndüm yurda,akşam yemeği için tüm gün beni aramayan Sevgilimi biraz da sitem ederek aradım.

-Şahin bey ?

-Gülşah hanım,buyursunlar efendim

-Sıkıntın geçmiştir umarım

-Eh geçti sayılır

– Sizi sıkmayacaksam eğer buluşabilir miyiz ? Hani tüm gün görüşmedik ya belki sende biraz özlemişsindir beni

-Özlemek ne kelime,yirmi dakika sonra yurdun önündeyim

O akşam yemek için giyinirken onca zaman sonra sevgimden hiç bir şeyin eksilmediğini hala ilk kez buluşuyormuşcasına heyecanlandığımı fark ettim.Nasıl oluyordu da insanlar birbirinden iki günde sıkılıyordu,nasıl oluyordu da aşklar bitiyordu hiç aklım almıyordu.

Yine giymiş üzerine en çok yakışan o beyaz gömleği,beklemekten sıkılmış arabadan dışarı çıkmış,yaslanmış arabaya,birbirine kavuşturduğu kolları ise arasında olmaktan en mutlu olduğum yerdi…Koştum sarıldım o diğer tarafa bakarken.Gülümsedi hüzünle yada bana öyle geldi ne bileyim.

Kordonda en sevdiğim Balık lokantasına gittik,elleriyle temizlediği balığı iştahla yedim,yuttum.

-Beni yurda bırakma dedim

-Olmaz gülşahım,hadi geldik yurduna.Bu arada arka koltuktan bana şu paketi verir misin ?

-Aaaaa bu ne ki ?

-Aç bakalım

Açtım koskoca paketi bir çırpıda,beyazı görünce gelinlik sandım ilk anda ama paketin geri kalanını da açınca anladım gelinlik olmadığını.

-Çok yakışır sana dedi

Gözlerim doldu hatta o anı hatırladıkça hep dolar gözlerim.Biliyor muydu acaba beni gelinlik içinde göremeyeceğini ? Elbise beyaz ve danteldi.Gelinlikten tek farkı kısa ve duvaksız oluşuydu.

-Çok teşekkür ederim derken niye bu kadar duygulandığıma anlam veremedim.Onunda gözleri dolmuştu,masumum benim doyamadım ben sana…Olmasaydı keşke sonumuz böyle…

Mezuniyet partisinin yapılacağı gün erkenden kuaföre gittim.Şahin öyle sevdiği için sarı saçlarıma dümdüz fön çektirdim ve makyajımı yine hafif tuttum.Beyaz dantel elbisemi,çantamı ve ayakkabılarımı koyduğum çantamı son kez kontrol ettim ve beyaz atlı prensimin geldiğini haber veren mesajla dışarıya çıktım.Çeşmeye doğru yola çıktık,radyoda en sevdiğim şarkı: Onur Akın Geceyi sana yazdım…

Akşam olmuştu bile -Sen hazırlan ben dışarıda bekliyorum deyip dışarı çıktı sonra o giyinirken beni dışarıda bekletti ve O takım elbisesi bende beyaz dantelli elbisemle hakikaten gelin ve damat gibiydik.

Tüm gece dans ettik,bir ara Şahine sahneye çıkması için ısrar etti Sınıf arkadaşları.Oda solistten izin isteyip ve orada bulunan tüm hatunların bana gıpta etmesine neden olacak şu sözleri söyleyerek şarkımızı söylemeye başladı.

-Üniversite hayatımın en güzel günü şüphesiz seni tanıdığım gündü.Sen İzmirin en kıymetli hediyesiydin bana,şimdi memleketimin ve evimin en kıymetlisi olur musun ?Benimle evlenir misin Gülşahım?

Islıklar,alkışlar arasında koştup sarıldım boynuna,evet dedim tabiki evet…

Meğer arkadaşlarının yardımıyla planlamışlar bu geceyi...

Biraz daha kalıp ayrıldık oradan.Biraz yürüyelim mi dedim sahilde,olur dedikten sonra ceketini giydirip bana sıkıca sarıldı.-Terlemişsin üşürsün şimdi deniz kenarında.

Oda terlemişti ama her zaman olduğu gibi yine beni kendinden çok düşünmüştü.

Sıkıca sarıldım beline,sol omzumdaki sol elini omuzumla yanağım arasında sıkıştırdım.Ona dokunmak benim ilacımmış  meğer yokluğunda öğrendiklerimden biriydi buda.

-Eey bakışı sevdalı,eey duruşu yaralı

Seni kimden sormalı

seni aşka yazmalı…

-Hiç susmasan keşke,sabaha kadar dinlesem o kadife sesini bende,dedim

-Sen bana böyle sevdalı sevdalı baktıkça ben daha çok şarkı,türkü söyler daha çok şiir okurum sana dedi.

Hayatımda ilk kez aşık olmuştum ve benim ki gün geçtikçe azalanlara inat her yeni günde katlanarak artıyordu.Hem seviyordum hem de seviliyordum,kısaca mutluydum ve  mutluluğumun kısa süre sonra biteceğini bilmiyordum.

Bir kaç gün sonra beni Balıkesire bırakıp,kendi Diyarbakıra gitti.Ben ailemle konuşacaktım isteme olayını,ve uygun günü kararlaştırıp Şahinleri davet edecektik evimize.

-Anne biliyor musun Şahin bana evlenme teklif etti- dedim mutfak masasında karşımda oturmuş pirinç ayıklayan anneme.

Annem bir an bile başını kaldırmadan tepsiden sanki fısıldarcasına -Baban onay vermiyor o işe- dedi.

-Hangi işe anne ? dedim annemin tuhaf hali sinirimi bozmuştu .

-O çocuğa izin vermiyor kızım- dedi şimdi pirinç tepsisini bir kenara itmiş,yorgun gözleriyle bana bakıyordu.

-Ne demek izin vermiyor ya,daha tanışmadılar bile.

-Kürt diye istemiyor,biliyorsun baban askerliğini doğuda yapmış.O zamandan beri sevmez kürtleri

-Anne saçmalama ya,ben babamın ağzından bir kere bile kürtleri sevmem diye bir şey duymadım derken sesimin ne kadar yükseldiğini fark edip sustum hemen.

Annem üzgün görünüyordu,tüm anneler gibi oda evde çıkan tüm kaosu idare eden kişiydi ve herkesin nazını,kaprisini çekmek ona düşüyordu.İçim acıdı ,taburemi onunkine yaklaştırıp boynuna sarıldım – Özür dilerim anne,ama çok şaşırdım bir an sen baban o çocuğu istemiyor diyince- dedim.Annem de bana sarıldı sıkıca.-Ben senden önce ağzını yoklamak için konuyu açtım babana,ama çok katı bu konuda- dedi.

Annem haklıymış meğer,benim o özgürlükçü,eşitlikçi ,sözde herkese saygı duyan babam şimdi karşımda kaya gibi semsert dikiliyordu.

-Baba dedim ağlamaklı bir sesle,daha tanımıyorsun bile Şahini,ailesini ne diye istemiyorum diyorsun ?-

-Kızııım dedi dişlerini birbirine sürterek,tanımaya gerek var mı ? Ne demişler Kürtten evliya alma avluya.-

-Baba doğduğumuz toprakları hangimiz seçebildik ki ?Sende kürt olabilirdin ?

-Değilim ve asla olmak istemezdim ?

-Niye ne yaptılar ki sana bu kadar nefret ediyorsun ?

-Bir sürü arkadaşımı öldürdüler,bir sürü arkadaşımı yarım ettiler,benim psikolojimi bozdular.

-Baba sen teröristlerden bahsediyorsun,Şahin de ailesi de terörist değil,her kürt terörist değil ki.

-Aile de ki yerin öküzden bile sonra gelir öyle bir aileye gelin gidersen.

-Yoo ben gittim evlerine tanıştım ailesiyle,bana karşı çok iyiydiler.

Babam durakladı bir an

-Nereye gittin dedi ? Sinirden sesi titriyordu ve ben kırdığım potu ancak o zaman fark edebildim.

-Sen bize haber bile vermeden Diyarbakıra mı gittin? Daha ne yaptın kızım bilmediğimiz ? Daha bizi çiğneyerek neler yapacaksın yada ? İstemiyorum diyorum,sebeplerini anlatıyorum tek tek ama sen anlamamakta ısrar ediyorsun.Bu insanlar kadına değer vermez,çocuğa değer vermez diye devam etti konuşmaya halbuki o an çocuğa değer vermez dediği kürtlerden ne farkı vardı Onun ?Seviyorum diyordum ve babam beni dinlemiyordu.Kendi doğrusunu anlatıyordu bana saatlerdir ve bu işin kesinlikle olamayacağını söylerken o çocuğuna ve çocuğunun duygularına değer vermiş mi oluyordu şimdi ?Boğazım düğüm düğüm oluyordu,ağzımı açmak bir şeyler söylemek istiyordum.Bana destek olması için arada anneme,kardeşlerime bakıyordum ama kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu.Salonda sadece babamın sesi vardı.Ben ki hayatı boyunca anne-babasından onay ve kabul görmek için istemediği şeylere hep evet demiş bir çocuktum ama şimdi evet diyemiyordum.Bir yanda uğruna canımı feda edebilecek kadar çok sevdiğim babam bir yanda aşkı,sevgiyi bana tattıran aşık olduğum adam…

Ağlamaya başladım,sesim çıkmıyordu ama yaşlar yanaklarımla birlikte kalbime de akıyordu.Babam da ağlamaya başladı konuşması bitince.

-Yalvarırım sana kızım bizi hiç üzmedin yine üzme ne olursun dedi.Koskoca adam karşımda ellerini ovuşturarak ağlıyordu,babamı bu halde sadece bir kez görmüştüm oda babaanemin öldüğü gündü.-Sen bizim gurur kaynağımız oldun hep başımızı kaldırdın.Şimdi ben nasıl kıyayım sana,sen beni ancak evladın olunca anlarsın- dedi babam,daha bir sürü şey söyledi.Söyledikleri arasında en çok- sen beni evladın olunca anlarsın- takıldı aklıma.Bu cümlesinde haklı çıkar mıydı ? Acaba evladım olunca onu anlar mıydım ? Bu soruya hiç cevap veremeyeceğim çünkü henüz anne olamadım ve eğer bir gün yollarımızı tekrar kesiştirmezse Yaradan biliyorum ki hiç anne olamayacağım…

O gece daha fazla konuşmadık,erkenden yattım ama uyuyamadım yatakta dönüp durdum sabaha kadar.Şahinin ne aramalarına,ne mesajlarına cevap veremedim.Biliyordum ki konu dönüp dolaşıp isteme olayına gelecekti.Çünkü Şahin ailesine çoktan Balıkesire beni istemeye geleceklerini söylemişti,kısaca tüm aile yola çıkmak için benden haber bekliyordu.

Geceden sıkıntımı hafifletmesini beklemek ne büyük saçmalık,derler ya dertler gece azar diye doğruymuş meğer,tüm gece aralıksız ağladım.Sabaha yakın sızmışım annemin kahvaltının hazır olduğu haber veren sesiyle uyandım.İlk kez uyanmak bu kadar güç gelmişti bana,yeni gün yeni bir tartışmanın habercisiydi.Kahvaltı boyunca sessizce oturdum,başımı kaldırıp kimsenin yüzüne bakacak halim yoktu zaten şiş gözlerimden dolayı utanıyordum.Babam beni ikna ettiğini zannettiğinden mutlu görünüyordu,hayat ne tuhaftı benim mutsuzluğum babamın mutluluğuydu demek…

Günler tüm tatsızlığıyla geçerken şahine söylediğim  tüm yalanlar tükendi bir gün.

Gülşah dürüst ol lütfen,baban istemiyor mu ?- dedi bir gün pat diye.Gerçek tüm çıplaklığıyla karşımda dururken son bir yalan bulabilmek için çırpındım ama nafile bulamadım.

Nereden çıkarıyorsun ? dedim verecek başka bir cevap bulamamanın gerginliğiyle.

Günler oldu gülşah bir haber bekliyoruz senden,ama her gün geçiştiriyorsun.Anlamamazlıktan geleyim diyorum ama o kadar açık ki her şey.

Şahin çok gururlu bir adamdı,biliyorum ki ona babam seni kürt olduğun için istemiyor desem evimize adımını bile atmazdı ki zaten ilişkimizin ilk gününden itibaren en korktuğu şey ailemin kürt olduğu için onu istemeyeceğiydi.Bense onu her seferinde ailemin asla böyle saçmalıklar yapmayacağını söyleyerek yatıştırırdım.Demek ki ben onca yıllık babamı tanımıyormuşum.Başkalarına akıl vermeye geldimi – Çocuğun senin seviyene çıkamıyorsa sen onun seviyesine ineceksin diyerek – orta yollu konuşan babam iş kendi çocuğuna geldiğinde orta yolu bulmaya hiç çalışmıyordu.Şahini ve ailesini tanıyıp da istemese belki bir nebze anlam verebilirdim katılığına,ama daha tanışmadan sırf kürt diye istememesine tahammül edemiyordum.

-Ne lakası var dedim,niye istemesin babam seni ? 

Yalana bir kez bulaştı mı insan gerisi geliyordu.-Sadece müsait olamadık,haftaya gelebilirsiniz-dedim.

Telefonu kapattığım an içimde yükselen anksiyetenin önüne geçemeyeceğimi anlayarak teyzemi aradım ve ağlayarak anlattım her şeyi.Biriyle konuşmak iyi gelmişti,teyzem hemen bize geldi.Onun varlığı bana güç veriyordu,ilk kez babamın karşısında kendimi bu kadar cesur hissediyordum.Bir çırpıda söyledim-Baba ben şahini seviyorum ve onunla evlenmek istiyorum-

Babam sakin görünmeye çalışsa da öfkesi gerilen yüz kaslarından ve burnundan hızla alıp verdiği nefesinden belliydi.Aramızda daha önce geçen konuşmalara benzeyen bir konuşma geçti tekrar.Babam çok katıydı ve bir adım geri atmıyordu fakat bu sefer anneminde sesi çıkmaya başlamıştı ve bana hak veriyordu,tanışmaktan ne çıkardı.

Babam son bir hamle yapıp sevinmemi engelleyecek şu cümleyi kurdu

-Ben baba olamamışım demek lafımın bir değeri yokmuş evladımın yanında,ne diyeyim kızım başın sel,ayağın göl olsun.Git kiminle istersen evlen ama beni ezip geçiyorsun ya seninde sen gibi evlatların olsun- dedi ağlayarak.

O koskoca adam karşımda ağlarken ben nasıl mutlu olabilirdim ? Bu babama ilk hayır deyişimdi ve cezasını ağır ödüyordum.Siz siz olun evlatlarınızı kendinize bağımlı,size hayır diyemeyen insanlar olarak yetiştirmeyin olur mu ? Bazen tek doğruyu aileler bilmez.Bazen çocuklarda bilir doğru olanın ne olduğunu…

Şahini aradım ağladığım belli olmasın diye hasta olduğum yalanına sığındım ve -sizi bekliyoruz biz hazırız müsait olduğunuz gün buyurun gelin -dedim.

Şahin zeki bir adamdı,adı kadar emindi istenilmediğinden ama emin olmadan sezgileriyle hareket etmek istemiyordu sanırım.

-Bir sorun yok değil mi aşkım?dedi.istersen ilk seferinde ben tek geleyim.

Sanırım ailesine rezil olmaktan korkuyordu ve maalesef korkusunda haklı çıktı…

Belki ailecek gelirlerse babamın daha çok hoşuna gider diye düşündüm ve -yok dedim,tek gelme ailenle beraber gelin-

Tam bir hafta sonra geleceklerdi,evimizde resmen ölüm sessizliği vardı.Babam ben olduğum zamanlarda sofraya oturmuyordu,eve geç geliyor gelir gelmez yatıyordu.Kendimi çok kötü hissediyordum,evin düzenini bozmuş herkesi mutsuz etmiştim.En büyük destekçim teyzemdi,kim demiş anne olmak için doğurmak gerekir diye.Teyzem beni karnında taşımasa da kalbinde taşıyordu işte.

-Üzülme , baban alışacak bu fikre.Hele şahini tanıyıp kızını böyle mert bir adama emanet ettiğini görünce aklında hiç soru işareti kalmayacak,sen merak etme- dedi.

-İnşallah teyze,kendimi çok kötü hissediyorum.Sanki babamı üzdüğüm için onun başına kötü bir şey gelecekmiş gibi hatta ölecekmiş gibi geliyor bana dedim ağlayarak.

-Saçmalama sen istemediği biriyle evleneceksin diye niye ölsün eniştem ? O duygu sömürüsü yapıyor sana,sende yiyorsun hemen dedi teyzem gülerek.

Ve ben bu haleti ruhiye de yaşarken bir hafta hızlıca geçip,gitti.O gün geldi.Her şey hazırdı,ev tertemiz masada çeşit çeşit ikramlık.Kalbim heyecandan ağzımdan çıkacak gibi atıyordu.

Arabasını  lastiğin yere sürterek çıkardığı sesi bile tanırdım,- geldiler teyze- dedim.Zaten teyzem dışında gelmelerini pek önemseyen de yoktu.Babam o kadar gergin görünüyordu,yüzüne bakıp ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.Annem,o nasıl oluyorduda bana destek vermiyordu.Niye o kadar sessiz kaldın anne ? Hani senin en değerlin bendim ? Neden en güzel günümde yanımda duramadın benim ?Ya siz bana küçük anne diye seslenen canım kardeşlerim siz neden babama karşı benim yanımda duramadınız ? Ben sizin her zor gününüzde yanınızda olmadım mı ? Siz niye bana düşmanmışım gibi baktınız ? Tabi küçüktünüz o zamanlar,beni anlamadınız.Merak ediyorum her ikinize de soruyorum canım kardeşlerim aşık olduğunuzda ben hiç aklınıza geldim mi ? Bana babamı çok üzüyorsun derdiniz hep,siz kendi yolunuzu çizerken babamı neden dinlemediniz o zaman ?

 Her şeye rağmen evime adım attığı an dünyam aydınlandı yeniden,güven veren bakışı,huzur kokan kokusu sardı odayı.Sarılmak istedim kocaman,anlatmak istediğim yaşadığım her şeyi,ağlamak istedim göğsünde.Beni üzüyorlar seni sevdim diye demek istedim.Diyemedim,nasıl söylenir ki bir insana sen kürtsün diye babam evlatlıktan reddediyor beni sana olan aşkıma engel olamadım diye.Gözlerine baktım kaçamak kimseler göremeden.Annesi,babası,kardeşleri,selda ve ahmet vardı yanında.Yüzleri gülüyordu,ellerinde kocaman gül buketleri vardı.En büyük  buketi  Şahin anneme verdi,diğer buketleri bana,teyzeme ve kız kardeşime verdi sırayla.

Heyecandan tir tir titriyordum,Allahım ne olursun bu akşam güzel geçsin diye içimden dualar ediyordum,adaklar adıyordum.Çok seviyordum ve sevdiğim adamın kırılmasından,zarar görmesinden çok korkuyordum.

Babam hoş geldiniz bile demeyerek başladı geceye,salonda bir süre babam olmaksızın oturduk.Sonra annem de kayboldu ortadan bir süre sonra odaya babamla dönüşünden Onu ikna etmeye gittiğini çıkardım.Teyzemle ve kız kardeşim ikramlıkları hazırladık.

-Nerelisin dedi babam küçümser bir bakışla sanki bilmiyormuş gibi nereli olduğunu.

-Diyarbakırlıyız dedi şahin,hissediyordu elbet gerginliği.Fark ediyordu elbet küçümsendiğini.Sessizce oturuyordu maaile,arada selda ile ahmet muhabbet açmaya çalışıyorlardı ama babam duvar gibi sessizdi.Keşke hep öyle kalsaydı.Duvar gibi sessiz ve duygusuz.Keşke hiç açmasaydı ağzını,keşke hayatımda ilk kez tattığım mutluluğu elimden almasaydı.

-Vay be dedi babam anneme bakarak sanki odada yalnızca ikisi varmış gibi.Kınadığın şeyi yaşamadan ölmezmiş insan bak kaderde kürtlere kız vermek de varmış…Bu günleri de görecekmiş bu gözler demek.

Annem ters ters baktı babama ama ortam buz gibi oldu bir an.

Bu insanlar benim bir lafımla taa Diyarbakırdan kalkıp gelmişler,çikolatalarını çiçeklerini,hediyelerini getirmişler,yüzleri gülüyor,tek suçları ne şimdi bu insanların ?Doğdukları  topraklar mı ?

Arkadaşlarım var benim yıllarca bir çocukla çıkan ve adamın oyalamasıyla yıllarca evlilik teklifi almak için bekleyen ? Oysa benim sevdiğim bana helali olmadan elini bile sürmek istemeyen,ben buyrun gelin diyince ailesini taa kilometrelerce öteden alıp beni istemek için evime getiren bu mert adam ve ailesi hak etmedi bu muameleyi.

Şahin sabırlı olmaya çalıştığı her halinden belli olarak usulca sordu – ne var ki bir kürde kız vermek de dedi ?-

Babam da bu cevabı bekliyor olmalı ki atıldı hemen- Sevmem ben kürtleri hiç – dedi.

Ortamın tansiyonu giderek yükseliyordu.Babam şahini en hassas noktasından kürtlüğünden vuruyordu,daha doğrusu aklınca aşağılamaya çalışıyordu.Annem bir iki kere müdahale etti ama babam aldı eline sazı hiç susmuyordu.Teyzem araya girmeye çalıştı ama oda başaramadı.Seldaya baktım ne olur bir şeyler söyle der gibi.

– Bende türküm amca dedi selda ve ekledi gördüğün gibi biz çok mutluyuz,korkma kürtlere kız vermek kötü bir şey değil dedi.

Babam sanki kördü,sağırdı tüm her şeye kapalıydı.O gece aklında tek bir şey vardı Şahini ve ailesini aşağılamak.

Şahine bakıyordum,ne olur sus diyerek ama onunda susmaya niyeti yoktu.

-Yanlış konuşuyorsunuz saygımdan susuyorum ama artık aşağılamaya başladınız dedi.

-Aşağılıyo muyum ? Yoo olanı söylüyorum.Sen batıdan bir kız alınca sınıf mı atlayacaksın ?

Babam iyice çığırından çıkmıştı,şahin burnundan soluyordu.Onu bir de lideri olduğu topluluktan ayrıldığı gün böyle görmüştüm.Bu çocuk ayrımcılığın hiç bir türlüsüne tahammül edemiyordu ve şimdi babam karşısında durmuş onu,ailesini ve tüm kürtleri resmen küçük görüyordu.

Bana baktı o an bir şeyler söyle der gibi,hayatım boyunca unutamayacağım o bakışı.Tıpkı adını aldığı yırtıcı kuş gibi biraz öfkeli,biraz hüzünlü…

 BÖLÜM 9


-Ananem hep derdi ki dedeni toprağa koyduğum gün benim de bir yanım girdi toprak altına.-

Ah ananecim anlamazdım ne demek istediğini o vakitler,anlamazdım bir yanının toprak altında olmasının nasıl bir şey olduğunu.Şimdi beni de anlayamıyor kimse,anlam veremiyorlar boş bakışlarıma,dünyayı boşvermişliğime…Bilmiyor onlar ölüm ayrılığından beter ayrılıklar var dünyada.

O gece babam susmadı,şahin de keza öyle.Canımdan çok sevdiğim iki adam o gece yıllardır süren bir kavgayı birbirleriyle ediyorlardı.Elimden hiç bir şey gelmiyordu,ancak ağlamaya yetiyordu gücüm.Ben sessizce ağlarken,onlar bağırarak tartışıyorlardı.

-Bak gör evleneceğin adamı dedi babam şahini işaret ederek.

Ses çıkarmadım,şahin her zamakinden başkaydı o gece.Çünkü en hassas noktasından vuruluyordu ardı ardına.Selda ve ahmet araya girip,müsade istediler ve Babam insanları kovmaktan beter etti.

Şahin yüzüme dahi bakmadan çıktı gitti evimizden ve bir daha da adımını atmadı hiç.

O gece defalarca aramama rağmen açmadı telefonu,selda da açmadı.Konuşamadım kimseyle.Sonraki gün ve bir sonraki gün.Hep aynı yanıtı verdi telefonun ucundaki ses – aradığınız kişiye şuan da ulaşılamıyor.-

Ulaşamadım bir daha ona,biliyor musunuz vedalaşamadık biz belki de o yüzdendir bittiğini kabullenemem…

O gece evlatları için canını verebileceğini söyleyen adam yani babam kendi eliyle gömdü beni toprağa.

Gitti canımın en değerli parçası,gitti yaşama sevincim,gitti sevdiğim

Veda etmeden gitti,bir kerecik öpmeden gitti…

Kızdı bana,kızdı babama,kızdı bu kavgayı başlatanlara,kızdı da gitti.

Hiç haber alamadım o günden sonra,çünkü onu sevenlerde yüz çevirdi bana.

Okula devam edemedim,onunla gezdiğim yerlerde yalnız olamayacağımı bildiğim için

Babamla hiç konuşmadım o günden sonra,sustum…

Uyudum,uyandım.Adına yaşam denilen bu cehenneme sabredecek bahaneler arayarak…

Bulamadım ve bir gün ölmek istedim ama yine o kürtten öğrenmiştim kendini öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu

İdam edileceği günü bekleyen mahkum gibi bekledim,bekledim.

Vakit geçsin istedim,boğazıma yapışan ağırlık gitsin istedim.

Güç bulamadım kendimde onu arayacak,güç bulamadım içimde koşup ardından sarılacak.

Sesler kayboldu önce,kimseyi duyamadım bir süre.Sonra renkler kayboldu göremedim etrafımdaki kalabalığı.

Tek özgürlük alanım üst katı kardeşime ait olan ranzanın alt yatağıydı.

Öyle geceler yaşadım ki canımı almadığı için Allahla kavga ettiğim…

Aylar sonra bir gün bir bahar sabahında yeniden canlanan tabiat umut oldu bana,güç geldi bacaklarıma,çıktım yataktan.

Teyzemin aylar süren ısrarlarıyla aynı zamanda psikoterapistte olan bir psikiyatr ile görüşmeye başladım.

Önceleri ben ağlama nöbetlerine girdim,çoğu seans konuşamadım,uzunca bir süre terapiyle desteklenen ilaç tedavisi gördüm.

Sonra alıştım yavaş yavaş ona,açtım derdimi.Anlattım aşkımı nasıl kaybettiğimi göz yaşları eşliğinde.

Kendimle yüzleştim,patalojilerimle yüzleştim,ezikliklerimle yüzleştim,en son acımla yüzleştim.

Ve kararımı verdim,Diyarbakıra gittim.

Ben ki yer yön bulma konusunda dünyanın en başarısız kişisiydim ama evlerini elimle koymuşum gibi buldum.Kapıyı çalmaya korktum bir süre öylece kapı önünde durdum,en nihayetinde dayanamadım tokmağı kapıya vurdum.Açılmadı o kapı bana,saatlerce etrafında dolaştım durdum.

Önce umudumu yitirmedim,etraftaki esnafa ahmeti,seldayı sordum.Saolsunlar beni seldanın evine kadar götürdüler.Bu eve girmeye de yüzüm yoktu ama seldayla konuşmaya çok ihtiyacım vardı.Kapıyı açıp karşısında beni görünce şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi bir süre,sonra sarılıp içeri davet etti beni.Seldaya sarıldığımda hiç bir kan bağım olmamasına rağmen kendimi ablama sarılıyormuşum gibi hissettim o an.Hiç konuşmadan yemek hazırladı bana,ben ağladım o dinledi,ben anlattım o sessizdi…

– Şahin şimdi nerede selda

-Fransaya gitti o,biliyosun zaten okul bitince öyle bir planı vardı kısa süreli.

-Biliyor musun biz vedalaşamadık bile

-biliyorum çünkü sana çok öfkeli

-Benim ne suçum var ki ?

-Bunları söylemek bana düşmez ama madem kalktın arkasından taa buralara kadar geldin dinle o zaman,Sen aşkının arkasında duramadın gülşah.Yarı yolda bıraktın onu.Şahin o gece öfkesinden delirdi.Ailesine rezil olduğunu düşündü.

Haklıydı selda,ağzımı açıp söyleyecek tek söz bulamadım.

-Şahinin kalbinin içini biliyorum onu çok iyi tanıyorum.Şahin kalırsa sana veda edemeyeceğini düşünüyordu ama seni ailenle kendisi arasında bir tercih yapmak zorunda bırakmak ta istemiyordu.

Gözümde akıtacak yaş kalmasa da içim ağlayarak dinliyordum onu.Haklıydı selda söylediği her sözde yerden göğe kadar.Şahin daha ilk günümüzde söylememiş miydi kürt oluşunun aramızda sorun olacağını…Ben güven vermiştim ona,ailem böyle bir şeyi problem etmez demiştim.O hep korkmuştu beni kaybetmekten,bense kötü şeyleri getirmemiştim hiç aklıma.

-Ne olursun bizi buluştur dedim seldaya elini tutarken.

-Senle konuştuğumu bilse bile kızar bana gülşah,benim şahin üzerinde böyle bir yaptırımım olamaz.

-Ahmet buluştursun yalvarıyorum sana

Seldanın da gözleri doldu,konuşurum ahmetle dedi.Konuştuk o gece ama istediğim yanıtı alamadım.Ahmet ben o işe karışamam dedi,Şahin istemiyorsa olmaz diyerek kestirip attı.

Kaç saat ağladım o gece o evde bilmiyorum Ahmetin – Şahin farklı bir gruba katıldı- diyen sesiyle irkildim bir an.

Ben zerre kadar siyasetten anlamayan biriyim,nasıl bir gruba dedim ağlamaktan çatallaşmış sesimle.

-Boşver gülşah 

-Boşveremedim şahinin kendine zarar verecek bir oluşumun içine dahil olmuş olmasından korkuyordum

-Bir çeşit kürt harekatı diyelim dedi ahmet konuyu çok uzatmadan.Çocukluğundan beri hayaliydi ama O seni tanıdıktan sonra içine seni dahil edemeyeceği tüm hayallerini silip attı.Sen yapamadın gülşah dedikten sonra konuşmadı bir daha benimle,ertesi gün balıkesire dönmek için çıktım erkenden evden,ama biletim akşam saatlerindeydi ve benim yalnız başıma yapacağım ilk diyarbakır turum böylece başladı.

Onunla gezdiğimiz yerleri gezdim bir bir,beni götürdüğü ciğerciye gittim yediğime karışan göz yaşım diğer müşterilerin bile dikkatini çeker hale gelince ancak kendimi toparlayabildim.Gittim lavaboya elimi,yüzümü yıkadım.Aynada gördüğümü ben bile tanıyamaz hale gelmiştim.Bir şey söyleyeceğim ama biliyorum sizde inanmayacaksınız bana çünkü teyzemde terapistimde inanmıyor bu söylediğime ama ben yine de söyleyeceğim.

Diyarbakır sokaklarında gezerken burnuma doldu kokusu,sanki beni görüyor,sanki varlığımı biliyor,sanki etrafımda geziyor gibiydi.İnsan unutabilir mi sevdiğinin kokusunu ? Soruyorum size insan aşık olduğu adamın kokusuna benzetebilir mi bir başka kokuyu ? Kokusunu duydum diyorum,onu göremedim ama sanki yanımdaymışcasına duydum kokusunu sonra ne oldu biliyor musunuz ? Onun beni götürdüğü türkü evine gittim,kendime en demlisinden kaçak bir kürt çayı söyledim,geçmiş zamanın hayalleri içerisinde dalıp gitmiştim ki bir şarkı çalındı kulağıma

Gün gelir de beni unutursun demiştin
Kalbimdeki bu derdi uyutursun demiştin
Ne ben seni unutabildim
Ne bu gönlümü avutabildim
Ne bu derdimi uyutabildim

Unutamam seni, unutamam seni
Unutamam seni, unutamam

Bu şahinin en sevdiği Ahmet Kaya şarkısıydı,işte O an emin oldum Şahin Fransada falan değildi buralardaydı,etrafımdaydı ama bana bilerek görünmemeye çalışıyordu.Ayağa kalktım,gözlerim hızlıca etrafı taramaya başladı,bana bakan meraklı gözler umurumda falan değildi.Hızlıca kalktım mekandan dışarı çıktım,etrafa bakındım ama yoktu Şahin.Yere oturdum,karnıma doğru çektiğim bacaklarıma sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başladım.Bir iki kişi geldi yanıma ama cevap vermedim kimseye,o gece o kafenin önünde bağıra bağıra ağladım…

-Acaba sen öyle olmasını istiyor olabilir misin gülşah ?dedi terapistim nevin hanım

-Yemin ediyorum ki kokusunu duydum

-Gördün mü onu ?

-Görmedim ama kokusunu duydum,en sevdiği şarkıyı çaldırdı o kafede.

-Hatırlıyor musun terapiye ilk başladığın zaman geceleri sen uyurken yanına geldiğini iddia ediyordun,

-Hatırlıyorum onlar gerçek değildi şimdi  bilinçli aklımla bunun farkındayım ama bu sefer ki hayal değil kokusunu aldım diyorum size.

Teyzemde nevin hanım gibi düşünüyor bu durumu beynimin oyunu olarak yorumluyordu,ona göre şarkı ise tam bir rastlantıydı.

Sizde öyle düşünüyorsunuz belki,belki siz de inanmıyorsunuz ama ben biliyorum ki o burada,benim etrafımda.Beni izliyor,yaptıklarımı görüyor. Nereden mi biliyorum ?

Gece yarısı telefonum çalıyor bazen,hiç konuşmuyor dinliyor sadece,bazen bir deniz kenarında yürürken kokusu geliyor burnuma etrafıma bakıyorum Onu göremiyorum ama biliyorum ki o yanımda,bazen esmer bir erkek çocuğu görüyorum,gözlerinin içine bakıyorum çocuğun gözlerinde görüyorum onu,uçan kuşun kanadında,yağan yağmurun tenime dokunuşunda,kürtçe bir ağıtta,bir halayda,bir Ahmet kaya şarkısında,bir bağlamaya dokunan ince parmaklı ellerde ve tüm ez te hezdıkımlerde görüyorum ben Onu…

Ve biliyorum ki bir gün Kaderin Sahibi bu vedasız ayrılığa son verecek,bir gün bizi tekrardan birleştirecek…

O zaman tüm adaklarımı sunacağım dünya çocuklarına

O zaman tüm sevgimi akıtacağım bu kavgayı çıkaranların damarlarına

Bakın diyeceğim Hani Türkle Kürt olamazdı ?

Bakın olduk biz diyeceğim

Sevdik biz,Kavuştuk biz,Başardık biz diyeceğim

O zaman saklayacağım başımı göğsüne,o zaman dolaşacak güzel saçlarımda elleri

Hiç ağlamayacağız,hep güleceğiz,sevişen yaramaz çocuklar gibi

Diyeceğim ki benim aşkım büyük yeryüzündeki tüm savaşlardan

Diyeceğim ki Affet beni,affet beni senin kadar cesur olamadığım için

Ben küçük bir çocuktum diyeceğim annesinin,babasının onayına muhtaç

Ben bilemedim seni kaybedeceğimi diyeceğim

Diyeceğim ki ömrüm senin olsun da gitme bir daha

Gitme,yalvarırım…

Şahinim,benim MERT sevgilim bu sözlerim sana

Bir gün eğer rastlarsan bu yazıya bil ki ben seni bekliyorum hala,bekleyeceğim de.İnanıyorum ki Allah gerçekten sevenleri yani senin gibi sevdiğine dokunmaya kıyamayanları ve benim gibi sevdiğinden başkasına bakamayanları kavuşturur bir gün.

Biliyorum akıttığım her damla göz yaşının farkında Yaradan

Biliyorum dua ediyorsundur şimdi sen sabah namazının ardından

Biliyor musun uyanık oluyorum bende o saatlerde

Bende buluşuyorum secdeyle

Açıyorum ellerimi,Ol demesiyle her şeyi Oldurmaya muktedir Olana

Diyorum ki Allahım kavuştur bizi,bitir bu imtihanı,bitir bu hasreti

Ne oluyor sonra biliyor musun ?

Bir güvercin oluyorsun geliyorsun pencereme,ekmek kırıntılarıyla besliyorum seni

Bazende uyuyakalıyorum secdede,sonra sen geliyorsun rüyama.

Rüyamda dokunabiliyorum sana,kokunu çekebiliyorum içime kana kana.

İnsan rüya görürken rüyada olduğunu anlar mı hiç ?

Ben anlıyorum,rüyam bitecek diye korkuyorum

Sen gittiğinden beri babamla hiç konuşmadım biliyor musun ?

Biliyorum Ana- baba hakkı ödenmez,yapma konuş diyeceksin ama yapamıyorum

Babamı bağışlayamıyorum,oda benim bu yarı deli halimi gördükçe kahroluyormuş,öyle diyor annem

Ama kimse benden çok kahrolamaz.

Bu arada okula dönmeye karar verdim,biliyor musun Niçin ?

Okulu bitirip,senin memleketine atanacağım.

Hani derdin ya benim memleketim başkalarının sürgün yeri diye

Senin memleketin benim cennetim

Senin şehrinin sana benzeyen çocuklarına adayacağım kendimi

Okşadığım her esmer başta seni anacağım,seni bulacağım

Ben sen olmasan bile bana seni hatırlatan her şeye sarılacağım

Ve inanıyorum ki  Şahin bir gün ben seni bulacağım

Dilerim Allahtan o gün çabuk gelsin

Ve eğer ki ben seni bulamadan ölürsem bil ki ben seni gördüğüm o İlk günden beri seni  sevmekten bir gün bile usanmadım

Bizi ayıran bu kavgayı çıkaranlara,bizi kalbimizdeki sevgiye rağmen birbirimize yasak kılan bu ayrımı yapanlara hakkımı HELAL ETMİYORUM.

Ama sana ediyorum,eğer ki üzerinde karınca kadar hakkım varsa HELAL OLSUN SEVGİLİM.

Beni canından çok sevdiğin için,beni sevmeye kıyamadığın için,seni aileme karşı koruyamadığım için,ailenin karşısında seni küçük düşürdüğüm için,benim yüzümden vazgeçtiklerin için,benim yüzümden kaybettiklerin için senden özür dilerim,sende bana hakkını helal eder misin ?

ÜÇ YIL SONRA

Bir kadın ne kadar sevebilirse sevdim, ne kadar acı çekebilirse çektim. Bu hikaye benim. Ben cesur olmayı beceremedim, sevdiğimin çekip gitmesine müsaade ettim, sonra kararan Dünyamda yalnızlığımla mücadele ettim.Ben Gülşah bu benim ölümümün ve tekrar dirilişimin hikayesi,bu benim hikayem,bu benim kıyametim.Çok zaman geçti üzerinden çok şey yaşadım,şimdi size hepsini kaldığım yerden tek tek anlatacağım.Çünkü benim yaşadıklarımı kimse yaşamasın.

Yatakta çoğu gece hiç uyuyamadan geçirdiğim onca aydan sonra kendime ve şahine verdiğim sözü tuttum.O yataktan kalktım ve okuluma kaldığım yerden devam ettim.Şahinle yaşadığım O şehirde yalnız olmak çok güç gelse de başardım,okulumu bitirdim.Bu arada terapime İzmir de devam ettim.Bir tek günüm olmadı gözümden yaş akmayan,her gün Şahinin İzmir’deki öğrenci evinin önüne gittim. Her gün Alsancak’a gittim,birlikte yemek yediğimiz kafeler de yedim yemeklerimi tek başıma.Kimseyle konuşmak,arkadaş olmak istemedim.Duruma göre haftada üç kez gördüğüm terapistim dışında bir de aynı evi paylaştığım teyzem karşılıyordu tüm konuşma ihtiyacımı.Ben tüm sözlerimi bir gün Şahine söyleyebilmek için biriktirdim içimde.Ben tüm gücümü bir gün onun karşısında bir zavallı gibi değilde güçlü bir kadın olarak durabilmek için topladım içimde.Önce gerçek beni sonra Onu bulabilmekti tek istediğim.Terapistim beni anlıyor,destekliyor ve yüreklendiriyordu.Şahini hücrelerine kadar anlatmıştım ona,ilişkimizi detaylarıyla biliyordu ve beni canlı canlı gömüldüğüm yataktan çıkıp tekrar ayağa kalktığım için takdir ediyordu her seferinde.Burada yeri gelmişken değinmeden geçemeyeceğim,lütfen kendinizi kendi karanlığınıza mahkum etmeyin.Ruhumuzda tıpkı vücudumuz gibidir,bazen hastalanır ve doktorlar hastalıkları tedavi etmek için vardır.Ben buradan yataktan çıkmama yardımcı olan Balıkesir’deki ilk terapistim Nevin hanıma ve bana devam edecek gücüm olduğunu hatırlatan Canım terapistim Talat beye çok teşekkür ederim.Siz olmasaydınız ben tek başıma yapamayabilirdim. Neler mi yaptım ? Çok şey.Hepsini tek tek anlatacağım.Aşk için bir kadının yapabileceği her şeyi yaptım.Çok zor geçen ayların ardından okulumu bitirdim,çılgınlar gibi Kpss’ye hazırlandım çok iyi bir puan yaptım,ama atanamadım Diyarbakır’a. Atanamayışım çok büyük hayal kırıklığı yaratsa da pes etmedim.Kalktım Diyarbakır’a gittim,özel okulların hepsiyle tek tek konuştum.Beni işe alması için görüştüğüm her yetkiliye dil döktüm saatlerce.Çünkü ben sevdiğim orada veya değil Onun memleketini kendime memleket seçtim.Ben o olmasa bile onu yaşamaya niyet ettim.Nasıl olsa varlığımın haberi uçurulacaktı ona,O bilecekti benim memleketinde olduğumu.Şahin bilecekti o küçük ,korkak kızın büyüyüp,peşinden geldiğini.Şimdi o zavallı,o perişan kız cesaretini toplamış yaşayamadıklarına meydan okuyordu.Babasına,bu kavgayı başlatanlara,sürdürenlere boyun eğmek yerine kafa tutuyordu.Şimdi tıpkı Şahin gibiydi,daha güçlü daha kararlı ve daha iç odaklı.Artık Şahinin karşısına çıkmaya hazırdım,yaralıydım ama yaralarımı sarmaya da başlamıştım. İzmir’e döndükten 25 gün sonra başvurduğum okullardan biri dönüş yaptı,işe kabul edilmiştim.Dünyalar benim oldu çünkü artık parasını kazanan hemde Şahinin memleketinde yaşayacak olan bir kızdım.Şahinimin kokusunun sindiği sokaklarda gezecek,ona benzeyen çocuklara eğitim verecektim.O başkalarının sürgün yeri olarak gördükleri Diyarbakır,benim için cennetin kendisiydi.Teyzeme anlattım okula kabul edildiğimi,hayatımın bundan sonraki aşaması için yaptığım planları.Her zamanki gibi tüm desteği üzerimdeydi,Teyzem beni doğurmamış olan Annemdir,o kadın beni annemden bile çok sevdi.Bu arada Babamla görüşmüyorum,okulu bitirmem için maddi desteğini hiç esirgemedi bunun için ona minnettarım ama bize yaptığı kötülüğü affedemiyorum.Bir babanın kızını hiçe saymasını ve bunu baba sevgisi adı altında güya benim iyiliğim için yaptığını savunmasını anlayamıyorum,anlamak istemiyorum.Ben sadece hikayemi anlatmak istiyorum.

  İzmirde son gecemdi sabahında Diyarbakıra gitmek için otobüse binecektim.O gece belki de bilinçaltımın oyunuyla rüyamda Şahini gördüm aylar sonra.Gülümsüyordu bana,beni gördüğü için mutlu görünüyordu ve hala beni sevdiğini söylüyordu.Erkenden uyandım,duşumu aldım ve yıllar sonra ilk kez saçlarıma fön çektim.Üzerime beyaz bir elbise giydim,sanki hiç ayrılmamışız gibi sanki Şahin beni otogardan alacakmış gibi.Ayrıldıktan sonra Diyarbakıra onlarca kez gittim,Şahinin ailesinin ve Seldaların evinin önünde çok bekledim ama bu kez farklıydı.Bu kez oraya Gülşah öğretmen olarak gidiyordum,bu kez Diyarbakıra yerleşmeye gidiyordum.Bu kez Şahini bulmaya,onun olmaya gidiyordum.

Otogara benimle gelen teyzem çok endişeliydi,yaşadıklarımın en yakın tanığı oydu ve terapide bu kadar yol almışken herşeyin başa dönmesinden,benim yine karanlığıma gömülmemden çok korkuyordu.Bense bu sefer içimde güzel şeyler olacağını fısıldayan sese inanıyordum,gerçi hep de güzel şeyler olmadı.Yine zorlandığım,yine ağladığım günler oldu ama güzel günlerde oldu.

Sıkıca sarıldığım teyzemin endişeli gözlerine baktım ve

 –Teyzem korkma bu sefer her şey bambaşka olacak

dedim söylediğime kendim de pek inanmıyor olsamda.

Uzun koridor boyunca yürüdüm,koltuk numaramı bulup yerleştim koltuğuma ve kulaklığımı takıp Ahmet Kayadan Diyarbakır türküsünü açtım.Bu türküyü ilk kez Diyarbakır’a giderken Şahinden dinlemiştim.O günü bilmem kaç bininci kez hatırladım yine,geçen onca zamanda en çok yaptığım şey geçmişi hatırlamak.O günleri en ince ayrıntısına kadar tekrar tekrar yaşamak.Bu kez geçmişe takılıp kalmaktansa,geleceğimi yapılandırmak istiyorum.Bu kez yıllar sonra kendimi güçlü hissediyorum.

Saatler süren upuzun bir yolculuktan sonra Diyarbakır’a giriş yaptık,hiç uyuyamamış olmama rağmen kendimi çok dinç,çok enerjik hissediyordum.Diyarbakır beni Şahinle geldiğim o ilk seferden sonra hep zayıf,hep yorgun,hep mutsuz görmüştü fakat bu gelişim diğerlerinden çok farklıydı.Bu sefer kendimi güçlü hissediyordum ve önümde uzanan yeni hayatımın ilk günü içim mutlulukla doluydu.

Artık her noktasını ezbere bildiğim Dişti de (Diyarbakır Şehirler arası otogar) bir çay ve gözleme ısmarladım kendime,tıpkı onu ilk gördüğüm gece de yaptığım gibi.Kenardaki masalardan birine iliştim sessizce,acı çayımı yudumlarken bir yandan da kiralayacağım evin sahibini aradım.Yeni hayatımın ve yaşayacaklarımın yegane mekanı olacak evimin sahibiyle yaptığımız kısacık telefon görüşmesinde İlhan amcayı konum göndermesi konusunda ikna edemedim,Biz hanımla gelir alırız seni otogardan diye tutturdu.Telefonu kapattıktan yarım saat sonra sevimli, çekik gözlü İlhan  amca ve dünya tatlısı tombalak eşi ayşe teyze otogara beni almaya geldiler ve böylece ben Diyarbakıra adım atışımın ilk dakikalarında yeni ailemle tanışmış oldum.Beşi kız altı çocuğu olan bu iyi kalpli insanlar beni de altıncı kızları ve yedinci çocukları olarak benimsediler.Bu ailenin üzerimdeki emeği ve Şahini bulmam için harcadıkları eforu da anlatacağım size yeri geldikçe.Anlatacak çok şey var,hepsini anlatacağım sırasıyla.

Yeni evime içinde üç beş parça kıyafetimin olduğu bavulu koyduktan hemen sonra Ayşe teyzenin ısrarıyla yemeğe bir alt katımdaki evlerine gittim.Geleceğimi bildikleri için çeşit çeşit yemekler hazırlamışlar,bir kiracı değilde uzaktaki bir akrabalarıymışım gibi davranıyorlardı bana ve bu ilgi yıllardır insanlardan kaçan benim gibi bir kız için çok fazla gelsede içten içe hoşuma da gitmişti.

Yemekten sonra çay faslını kısa tutup hemen eve geçtim.Uyumak,dinlenmek yarına daha dinç başlamak istiyordum.Yarın ufaktan bir iki eşya alıp,evi kendime uygun bir yaşam alanına dönüştürecektim.

Ertesi sabah,İlhan amcalarla uygun fiyatlı eşyalar satan yerlerden yatak,dolap,halı,perde,buzdolabı,çamaşır makinesi,ocak gibi elzem bir kaç parça eşyayı alıp yerleştirdik.O günde öylece geçip gitti ve ben ertesi gün ilk iş Müdürümle tanışmak için görev yapacağım okula gittim.Bir hafta sonra seminerler başlayacaktı,üç hafta sonra da okullar açılacaktı.Günler hızla geçti ve ben çiçeği burnunda bir öğretmenin yüreğinde taşıdığı coşkulu heyecanla girdim ilk dersime,Allah’ım utandırma diye dualar ederek içimden.

Utandırmadı da çok şükür,öğrencilerimi ve öğretmen arkadaşlarımı çok sevdim.Onlar da beni sevdi,günler geceleri kovaladı ve Diyarbakır’a yerleşmemin üzerinden tam 37 gün geçtikten ve hayat kendi içinde bir rutin tutturmuş giderken böylece durup beklememin bana hiç bir faydası olmadığı kanaatine vardım.Ne yapacağımı,nasıl yapacağımı hiç bilmiyordum.Daha önce defalarca yaptığım gibi Şahinin ailesinin veya Selda’nın kapısının önünde yatmayacaktım bu sefer kendimi yılışık ve zavallı gibi göstermeyecektim. Amacım Şahinin veya ailesinin bana acıması değildi,amacım Şahinin benim değişimimi görüp bana tekrar güvenmesi ve Oda aşıksa bana hala yaşayamadıklarımızı yaşamaktı.Ben ne yapacağımı düşünürken Rabbim bunu tek başıma beceremeyeceğimi bildiğinden bana tam da ihtiyaç duyduğum yardım elini uzattı.Size daha öncede bahsettiğim dünya tatlısı ev sahiplerim  İlhan amcayla Ayşe teyze beni bir akrabalarının düğününe davet etti ve ben o düğüne katılma kararımla kendim için çok doğru bir şey yapmıştım.

Ayşe teyzenin akrabalarının düğününün yapılacağı yere yaklaştıkça kalbimin atışı hızlanmaya başlamıştı,tanıyordum ben bu yerleri,bu yolları.Bildik,ezberledik sokaklardan geçiyorduk.Ben buraya defalarca gelmiştim.Burası Şahinin evine çok yakındı.Belki düğüne Şahin ve ailesi de davetliydi.Heyecandan boğazım kupkuru olmuştu,sesim o kadar az çıkıyordu ki Ayşe teyze sorduğu sorulara cevap vermediğimi zannettiği için oturduğu ön koltuktan dönüp dönüp beni kontrol ediyordu.

-Nasıl beğendin mi benim köyümü kızım ?-

Çok beğendim-   diye geçiştirdim onu,benim Diyarbakır’a yerleşme sebebim burada doğmuş,büyümüş belki de seninde tanıdığın biri diyemedim.Belki gereksizdi aslında Ayşe teyze kesinlikle Şahini ve ailesini tanıyordur,çünkü ihtiyaç sahiplerine yaptıkları yardımlarla,okuttukları çocuklarla,düzenledikleri toplu sünnet merasimleri ve de düğünlerle Onu ve ailesini tanımayan yoktu bulundukları bölgede.Biz Doğu insanlarını kitaplar ve filmlerde çok yanlış tanımışız.Halka zulmeden ağalar,aşiret reisleri falan yok burada yada en azından Şahinin çevresinde,ailesinde yok böyle insanlar. Şahin henüz kendide bir üniversite öğrencisiyken ailesinin gönderdiği paranın birazıyla maddi durumu iyi olmayan iki arkadaşının okul ve yurt masraflarına yardım ediyordu.Evi zaten ihtiyaç duyan herkese açıktı,paraya sıkışan hemen Onun yanına koşardı.Çoğu borç diye aldığı parayı geri bile getirmezdi,Şahin dert etmezdi ben sinir olurdum iyi niyetinin suistimal edilişine,o güler geçerdi.Ben Allah rızası için veriyorum Gülşah,geri gelir gelmez umurumda değil derdi. Ahh ben onu saatlerce anlatsam,sayfalarca yazsam anlatamam.O başkaydı.O benim için bir sevgiliden fazlasıydı.Sadece benim için de değil,Onu tanıyan herkes için bir arkadaş,bir dost bir ağabeyden fazlasıydı.O güçlü fikirleri olan,inandığı doğrular için bedel ödeyen ve bundan zerre gocunmayan,merhametli,iyi yürekli,çalışkan ve kesinlikle dürüst biriydi. Yalan söylemeyi,gölgeler ardına gizlenmeyi bilmiyordu.Entrikalarla,gizli dolaplarla işi yoktu.Netti,neyse oydu. Ahh bir de yakışıklıydı ki yürüdüğü sokakta o geçerken ona dönüp bakmayan yoktu.Çok kıskanır,hep kısıtlamaya çalışırdım.Arkadaşlarımın hiç birini Onla tanıştırmak istemezdim.Kendi arkadaşlarından,lideri olduğu grubun kızlarından,spor salonundaki hatunlardan kısacası dişi sinekten bile kıskanırdım.Yanımdayken bile özler,her gece uyumadan önce saatleri harcardım telefonda.İçimde bir yer biliyordu belki de ona doyamayacağımı. Ben Allah’ın yarattığı en şanslı ve aynı zamanda en şanssız kadınım. Rabbim benim karşıma öyle birini çıkardı ki aşkı iliklerime kadar yaşattı,filmlerde izlediğimden hayal ettiğimden bile daha güzeldi onla geçen her günüm,fakat acısı da çok büyük.Geçmiyor,geçmeyecek.

Beni kendi içime doğru çıktığım derin yolculuktan Ayşe teyzenin sesi döndürdü.

-Geldik yavrum-dedi,bendeki dalgınlığı fark etmiş ama anlamlandıramamış olacak ki bir kaç kez hasta mıyım,midem mi bulandı,karnım mı acıktı diye sordu.

Çok iyiyim Ayşe teyzecim- dedim aslında sorguladığı tüm durumların hepsini birden bünyemde hissettiğimi gizleyerek.

O her ayrıntısını ezbere bildiğim sokaktaki evlerden birinde durdurdu arabayı İlhan amca,kapıyı açtım açmasına da yere basamıyordu ki ayaklarım.Resmen titriyordum,güçlendim sanıyordum yanılmışım.Titrek bacaklarımın bünyemi taşıyacağından duyduğum şüphe yüzünden Ayşe teyzenin koluna girdim.İkimiz böyle yan yana yürürken ana-kıza benziyorduk.O an annemi anımsadım,burnumun diğeri sızladı.Keşke bana ihtiyaç duyduğum desteği verseydi de şimdi Onunla kol kola yürüyor olsaydık bu sokakta.O yarı deli olmuş kızına ağlarken ben ondan kilometrelerce uzakta,sevdiğim adamın şehrinde henüz çok yeni tanıdığım bir kadının kolunda hiç tanımadığım insanların düğününe gidiyordum,durumumun saçmalığı güldürdü beni.Hayat sen ne garipsin.

İnanılmaz yüksek sesle çalan müzik ve kendilerini müziğin coşkusuna bırakmış çılgınlar gibi halay çeken insanların arasından oturacağımız yere geçtik.Gözlerim tek bir noktayı kaçırmadan etrafı taramaya başladı.Şahini yada ailesinden birini görebilmek için köşe bucak her noktaya bakıyordum.Maalesef tanıdık bir yüze rastlayamadım.Ayşe teyzenin akrabaları birer birer masamıza geliyor,bizi selamlıyor.Benle tanışıyor,beni öpüyor,bana sarılıyor ve tüm bunlar olurken ben ruhu gezintiye çıkmış boş bir beden gibi suratıma yapıştırdığım anlamsız gülümsemeyle aslında orada olmadığımı gizlemeye çalışıyordum.Bu öpüş,sarılış faslı benim gibi yıllardır asosyal yaşamış biri için fazla gelmeye başladı.Biraz nefes almaya ihtiyaç duyuyordum çünkü burada kişisel alan kavramı git gide küçülmeye başlamıştı.İnsanların cana yakın tavrı çok hoştu ama ortam benim için zorlayıcı olmaya başlamıştı.Nefes almaya ihtiyacım vardı,Ayşe teyzenin kulağına biraz dolaşacağımı fısıldayıp cevap vermesini bile beklemeden uzaklaştım düğünün yapıldığı alandan.

Ayaklarım benden bağımsız hedefe kilitlenmiş yürüyordu.Düğün alanından ayrılalı henüz 20 dakika olmamıştı ki kendimi o çok tanıdık evin önünde buldum.O eve ilk gelişimi ve sonrasındaki ziyaretlerimi,kapısında göz yaşları içinde bekleyişlerimi hatırladım.Göz yaşlarım ben farkında olmadan usul usul bakmaya başladı.Kapıyı çalmak,Diyarbakır’a temelli gelişimi anlatmak,değişimimi göstermek ve Şahinden bir haber almak istiyordum.Fakat Şahinin ailesinin beni istemediklerini biliyordum,haklılardı Babam onları kovmaktan beter etmişti.Bende sessizce babamın onları aşağılamasını izlemiştim.Evimize geldikten çok kısa bir süre sonra kovulurcasına ayrılmışlardı.Sonra onlarda tıpkı Şahin gibi sırt çevirmişlerdi bana.

Bilmem kaç dakika o evin önünde durdum ve bilmem ne kadar çok ağladıktan sonra düğün yerine gitmek için geri döndüm.Başım önümde,derin düşünceler içinde usul usul yürürken tanıdık bir sesle irkildim.Sesin geldiği yöne çevirince kafamı karnı burnunda Seldayla göz göze geldim.Yanında hiç tanımadığım bir kadınla birlikte bana doğru yürüyorlardı.O an şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim,Selda senelerdir çocuk sahibi olmaya çalıştığını daha ilk görüşmemizde anlatmıştı bana.Doğmamış bebeğine duyduğu özlemi dinlemiştim uzun uzun.Hatta çocuğu olmadığı için eşinin ailesinin saçma sapan tavırlarına muhatap oluşuna üzülmüştüm Onunla beraber.Onu böyle karnı burnunda görmek,hayaline kavuşmasına çok az kaldığını görmek beni çok duygulandırdı,koştum sarıldım sanki senelerdir görmediğim ablama sarılıyormuşum gibi. Ben ağladım,hormonların verdiği coşkuyla sanırım Oda ağladı.Aslında son görüşmemizde kırmıştı kalbimi,kırgındım ona. -Gelme Gülşah artık Diyarbakır’a,Şahin istemiyor seni.Şahinin nerede olduğunu da biz bilmiyoruz.Ne olur kendini daha fazla küçük düşürme- demişti ve beni evlerinden kovmaktan beter etmişlerdi Ahmet’le birlikte.Aslında o zamanda anlıyordum Onu,gerçekten de Şahin benle olmak istemedikten sonra Selda ile Ahmet ne yapabilirlerdi ki? O an kırılan kalbim ve ezilen kadınlık gururum beni onlara düşman etmişti ama şimdi karşımda böyle ete kemiğe bürünmüş iki canlı olarak duruyordu,geçmişti öfkem,kırgınlığım.Gülümsedim Seldaya ve sarıldım bir kez daha.

Ayak üstü kısaca anlattım ona Diyarbakır’a temelli gelişimi.

-Böyle ayak üstü,hızlı hızlı olmaz.Madem artık buralısın bize gelsene yarın kahvaltıya nasıl olsa hafta sonu. Okulun yok,hem Ahmet de olmayacak evde.Uzun uzun konuşuruz- dedi. Teklifini sevinerek kabul ettim,ona yaşadıklarımı anlatmak yaşadıklarını dinlemek ve Şahinden bir haber almak istiyordum.

Düğün bitti ve biz eve dönüş için arabaya bindik,fakat cin göz Ayşe teyze ya bir şeyler görmüş yada hissetmiş olacak ki beni kurcalamaya başladı. Seldayla konuştuğumuzu görse açık açık sorardı,muhtemelen ortadan o kadar uzun süre yok olmamı garipsemişti.

Hiç sormadık kızım,Sen daha önce gelmiş miydin Diyarbakır’a?

Şimdi hikayemi anlatmak istemiyordum,Ayşe teyze çok tatlı bir insandı ama muhtemelen aşkı hiç tatmamış milyonlarca kadından biriydi.17 yaşında evlendiği kocasını bile düğünlerinden bir hafta önce görmüş ve kocasıyla gerdekte tanışan annesine göre kendini  şanslı hissediyordu.

Yok ilk kez geliyorum Ayşe teyzecim- diye yalan uydurdum.Şimdi bir an önce eve gidip uyumak ve gecenin sabaha ulaşışına tanık olmadığım nadir gecelerden birini yaşamak istiyordum.

Eve ulaştığımızda Ayşe teyzeye bu gece için çok teşekkür edip çay teklifini kibarca reddettim.Bu gece gerçekten benim için çok önemliydi,yarın her ne olursa olsun bu geceden sonra Şahinin artık varlığımdan haberi olacağı kesindi.

Yarın hakkında bir sürü senaryo yazarak uyuyakalmışım ve bilinç altımın benim için tasarladığı güzel süprizle gece yine Şahini gördüm rüyamda.

Sabahın ilk ışıkları ile uyandım yine hiç uyanmak istemediğim bir uykudan,rüyamda Şahini gördüğüm geceler sabah hiç olmasın istiyorum ama Güneş varoluşu gereği her sabah tam da zamanında mesaisinin başında oluyor.Ne benim ne de Dünyanın geri kalanının isteklerini umursamadan. Uyanışımın üzerinden bir kaç dakika geçtikten sonra sabah ezanının O an uyanık olanlara has hüzünlü sesi ulaştı kulağıma.Bir davet vardı sesinde seccadeye çağıran.Dostumun davetini bu kadar içten hissetmişken ret edemedim. Kalktım buz gibi suyla aldım abdestimi,aylar sonra ilk kez namaz kıldım huşu içinde.İçimde anlam veremediğim bir hüzün ve bastırmadığım bir özlem vardı.Şahine duyduğum özleme alışmıştım fakat bu kez onun özlemine annemin,babamın ve kardeşlerimin de özlemi katılmıştı.Bu nereden çıktığını anlayamadığım özlem yüreğimi ağırlaştırdı.Yaşlar gözlerimden akıyor,o tuzlu nehir dudaklarımdaki duayla buluşuyordu. Duamı bitirdim,telefonu alıp elime kardeşimin sosyal medya hesabına baktım,uzun uzun inceledim bensiz eksik hissetmelerini umduğum ailemin mutlu fotoğraflarını.Eksik görünmüyorlardı,aksine mutlu ve tatmin olmuş görünüyorlardı.İçim ezildi,benim yüreğimin en derininde hissettiğim o unutulmuşluk duygusunun onlarda olmayışına.Bir şarkı açtım kendime Ahmet Kaya’dan Günaydın anneciğim.Bu yabancısı olduğum özlemle ne yapacağımı bilemedim bir süre,göz yaşlarımın dinmesini fırsat bilip duşa girdim.Sıcak suyun vücuduma değişini hissettim annesi tarafından her zaman koşulsuzca sevilmiş bir yavrunun anne sıcaklığıyla okşanması gibiydi suyun tenimde bıraktığı his.Annem tarafından en son ne zaman okşandığımı hatırlamaya çalıştım,hafızam kuvvetlidir benim ama çok zorlandım böyle bir anı bulabilmek için.Uzaklara çok uzaklara gitmem gerekti,yine böyle insanın içini ürperten soğuk bir sabah ben yine altımı ıslatmışım,yatak sırılsıklam.Utancımdan ölmek üzereyim,annem yine kızacak,azarlayacak beni.Koca kız oldun utanmıyor musun yatağa çiş yapmaya,bak kardeşin bile yapmıyor diyecek.Belki bir iki tokat atacak suratıma yine,ben çok utanacağım kardeşlerimin önünde böyle küçük düştüğüme.O zamanlar bilmiyorum tabi bu yatağı ıslatma seremonimin altında annemin ilgisini çekme gayretimin olduğunu.Şimdi yıllar sonra kocaman bir kız olduktan ve aldığım terapilerden sonra anlıyorum içimdeki ihmal edilmiş küçük kızı.Neyse anıma döneyim,altımı ıslatmışım ve erkenden uyanmışım annemden işiteceğimi düşündüğüm kötü sözlerin ağırlığında bir sağa bir sola dönüyorum ıslak yatağımda.Okul için uyanma saatimiz geliyor,annemin sesini duyuyorum.Hadi diyor kalkın servisi kaçıracaksınız.İyice ufaldığım yatağımda der top olmuşum,sanki böyle bacaklarımı karnıma çekip yatmaya devam edersem yatak kuruyacak ve annem gece çişimi yatağa yaptığımı anlamayacak sanıyorum.Annem yemiyor tabi bu yok olma numaramı.Yorganı açıyor,hadi Gülşah kalk diyor.Yatağa dokunuyor ve ben suratımın orta yerine patlayacağından emin olduğum tokatın gelişini görmemek için gözlerimi yumuyorum sımsıkı.Ben görmezsem tokatın gelişini,annemin yüz ifadesini,kardeşlerimin bakışlarını sanki onlarda beni görmez gibi geliyor O an. Gözlerim sımsıkı kapalı bekliyorum bir süre,tokat gelmiyor.Annemin bağıran sesi de yok.Çaktırmadan azıcık aralıyorum gözümü,annem yanı başımda bana bakıyor.Bakışlarında görmeye alışık olduğum öfkeyi arıyorum yok gibi bu sefer,ürkek bakışlarım gözlerinden ellerine kayıyor usulca dövmeyecek mi acaba bu kez beni.Kızgın da görünmüyor,allah allah diye geçiriyorum içimden. Acaba hasta numarası mı yapsam,acaba gece yatağa çişimi yaptığımı anlamadı mı ? Ben böyle boyumdan büyük düşüncelerin girdabına kapılmış giderken annem alnıma dokunuyor,sonra eli alnımdan yanağıma kayıyor.Hiç sert değil elleri,vurmayacak bu sefer hissediyorum.Annemin elleri ne yumuşak diye geçiriyorum içimden,annemin ellerinin yumuşak olduğunu ilk o zaman fark ediyorum.Annemin elleri vurmak yerine ilk o zaman okşuyor yanaklarımı.Sesi de sıcak,azarlar gibi konuşmuyor bu kez.Çok şaşırıyorum,ne yapacağımı bilemiyorum.Kaldırıyor beni yumuşakça yattığım yataktan,kucağına oturtuyor,ben hala hırpalanmayı bekliyorum.Kucağına alıp mı vuracak,sarsacak mı? Ne yapacak ? Alışık olduğum bir şey değil bu.İlk o sabah hissediyorum annemin aslında beni sevdiğini,açık ve net ilk hatırlayışım annemin beni öptüğünü,okşadığını.

-Ben seni çok seviyorum,Gülşah- diyor,hem dövmedi hemde seni seviyorum dedi.Rüyam devam ediyor gibi geliyor o an bana.İnanamıyorum yaşadıklarıma,gerçek değilse ya diye korkuyorum hissetiğim şefkat için.Hiç bitmesin istiyorum bu an.Ömrümün sonuna kadar annemin kucağında kalsam keşke diyorum.Keşke annem beni hep böyle sevse,hiç dövmese beni. Kucağında otursam annemin hep böyle.Küçük gülşah alışık olmadığı bu sevgi ve şefkat sarmalında tüm şaşkınlığıyla otururuken Annesi

-Yatağına işediğin için hiç dövmeyeceğim artık seni- diyor ve ekliyor- ben seni çok seviyorum- diyor. Öpüyor Gülşahı,duşa sokuyor.Sıcacık su ve annesinin yumuşacık dokunuşları rahatlatıyor Gülşahı,Gülşah mutlu.Gülşah hayatında ilk kez annesi tarafından sevildiğini hissediyor.Gülşah kendini ilk kez çocuk hissediyor.Gülşah ilk kez eksik ve hatalı yanlarına rağmen seviliyor.Annesi Gülşahı seviyor,tıpkı kardeşlerini de sevdiği gibi.O gün bugündür ne zaman sevgiye,şefkate ihtiyaç duysa Gülşah sıcak bir duş alıyor. Sıcak duş onun için anne şefkatine eş değer,o çok muhtaç olduğu ama çok az alabildiği anne şefkatine. O gün annesi onu okula göndermiyor,kardeşlerini gönderdikten sonra Gülşaha kahvaltı hazırlıyor.Kahvaltıda patates kızartması,çilek reçeli,kayısı yumurta ve yeşil zeytin var.Annesi Gülşahın sevdiği her şeyi pişirmiş. Annesi Gülşahla karşılıklı çay içiyor ve sohbet ediyor.Anne-kız birlikte çay içerken çok mutlular.Gülşah bardak bardak çay içiyor,Gülşah o günden sonra çayı çok seviyor.Ne zaman mutsuz olsa,ne zaman canı sıkılsa çay demliyor.Çay annesiyle arasında kurulan sevgi bağının köprüsü gibi. Çay onun için anne sevgisi gibi.

O gün kahvaltıdan sonra annesi Gülşahı bir teyzenin yanına götürüyor,teyze hem annesiyle hem gülşahla konuşuyor.Teyze Gülşah’la oyunda oynuyor,teyze gülşah’a çok tatlısın diyor,çok akıllısın diyor.Saçını okşuyor.Sonra bir ara annesi dışarı çıkıyor.Teyzeyle Gülşah konuşuyorlar,teyze sorular soruyor Gülşah’a. Annesiyle ilgili sorular da soruyor ama Gülşah cevap vermek istemiyor. Teyzeye annem beni dövüyor demiyor,ya annesi kızıp daha çok döverse diye korkuyor.Gülşah teyzeye yalan söylüyor,annem beni çok seviyor,hep kucağına alıyor,seni seviyorum diyor bana hep .Küçük Gülşah yıllardır kendi kendine oynadığı bu mutluluk oyununu teyzeye de oynuyor,sonra büyüyüp yetişkin bir kadın olduğunda da oynuyor alışık olduğu bu oyunu.O gün küçük Gülşah ne olup bittiğini anlamıyor ama o günden sonra Gülşah geceleri altına hiç çiş yapmıyor.Annesinden sevgi alma,annesinin dikkatini çekme,annesi için görünür olma mücadelesini başka başka yollardan sürdürüyor.

Dakikalardır dalıp gittiğim çocukluk anılarımdan dönüşüm suyun soğumaya başlamasıyla oluyor. Duştan çıktım,uzun süre suyun altında kaldığımdan parmak uçlarım buruşmuş.Aynadaki aksime bakıyorum ağlamaktan gözlerim şişmiş,burnum büyümüş.Ağlamayı hiç sevmiyorum,bana kendimi aciz hissettiriyor ama engel de olamıyorum kendime çok sık ağlıyorum. Kendimi bildim bileli çok sık ağlıyorum.Üzülüyorum ağlıyorum,kırılıyorum ağlıyorum,kızıyorum ağlıyorum,haksızlığa uğruyorum ağlıyorum,ne çok ağlıyorum ben böyle.

-Ağla Gülşah,bırak aksın göz yaşların göz pınarlarından yanaklarına.Ağlamak nasıl bir şey biliyor musun ? Anka kuşunun küllerinden yeniden doğması gibi bir şey.Ağlamak arınmak Gülşah,ağla ve arın.Ağla ve kurtul geçmişin yüklerinden-diyor terapistim.

Ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını,aksine beni tazelediğini düşünmeye başlıyorum o an.Göz yaşlarıma izin veriyorum,bir süre daha akıyor yanaklarıma.Onlarla mücadele etmeyi bırakınca ben bu sefer kendiliğinden duruyor,duruluyor.Göz yaşlarımda istemediğim kötü duygular gibi,ben ona direndikçe bana galip geliyor.Ben kendimi,kontrol etme isteğimi bırakınca kendiliğinden gelip,geçiyor. Saçlarımı kuruluyorum,yavaşça çekiştirmeden tarıyorum.Kendime böyle anlarda çok yüklenir,hissettiğim duyguların ağırlığında ezilen benliğimi bir de ben ezerdim. Öyle yapmıyorum artık,hırpalamıyorum kendimi.Okşar gibi tarıyorum saçlarımı çocukken annemden yapmasını beklediğim gibi.Artık o ihmal edilmiş çocuğun ihtiyaçlarını görmezden gelmek yerine,geçmişte yaşayamadıklarına hayıflanmak yerine ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi ben vermeye çalışıyorum.Kendi kendime annelik ediyorum,anneliği öğreniyorum.Bir gün bir kızım olursa onu çok seveceğim.Ona kendini,kusurlarıyla beraber bedenini,zaaflarına rağmen kişiliğini sevmeyi öğreteceğim.Bir erkeğe aşık olmadan önce kendine aşık olacak benim kızım.Arkadaşları tarafından daha çok sevilmek,onay almak için istemediği şeyleri yapmayacak.Eleştirilmekten korktuğu için boyun eğmeyecek zorbalara,çünkü ben ona kendi kalbine bakmayı öğreteceğim.Ben Ona kendi iç kaynaklarına yönelmeyi öğreteceğim,sevgiyi dışarıda aramak yerine kendi kendini sevmeyi,yaralandığında kendi yaralarını saracak güce sahip olduğunu öğreteceğim.Hayatta sıkıntıların olduğunu hep olacağını ama tünelin ucunda görünen cılız ışığı göstereceğim.Tünel ne kadar karanlık,ne kadar soğuk olursa olsun orada yalnız olmadığını hissettireceğim,ben ölsem bile elim kızımın omzunda olacak hep,ben ona kendi kendine destek vermeyi de öğreteceğim.Ayağına taş değmesin yavrum demeyeceğim mesela bu farazi bir istek ve hiç gerçekleşmeyecek.Ben kızımı gerçekleşmeyecek isteklerin boş hayalleriyle büyütmeyeceğim. Ben kızıma ayağına taş değdiğinde o taşı oradan kaldıracak güce sahip olduğunu,o taş yüzünden takılıp düştüğünde parçalanan diz kapaklarını öpecek kişinin yine kendisi olduğunu öğreteceğim.Ben kızımı öyle bir seveceğim ki o sevgi almak için başkalarından,kendi olmaktan vazgeçmek zorunda kalmayacak.Ben kızımın içine şefkat dolu bir anne ekeceğim.O anne hayat boyu yanında olacak.

Ben böyle derin derin düşünürken Ahmet Kaya hala Günaydın Anneciğim’i söylüyor hüzün veren sesiyle bilmem kaçıncı kez.Kapattım şarkıyı,içinden geçip gitmekte olduğum an’a döndüm.Bugünlerde sık sık anneliği düşünür oldum,ki ben hiç anne olmak istemeyen evlensem bile çocuk sahibi olma fikrine hiç sıcak bakmayan biriydim.Zaman bizi nasıl da değiştiriyor.Gerçi şu an anne olabilmem mümkün değil,Şahinle olmazsa zaten biyolojik olarak anne olabilmem hiç mümkün değil.Bir çocuğum olacaksa aşık olduğum adamdan olmalı,aksini düşünemiyorum ki bir yavruya annelik etmek için onu doğurmak gerekmediğini en iyi ben biliyorum.Bir kadının içinde olgun bir anne geliştikten sonra o kadın annedir artık,doğursa da doğurmasa da doğuramıyor olsa da.Annelik iç güdüsel,kimi rahminde büyütür kimi kalbinde. Ben size daha sonra detaylarıyla anlatacağım üzere öğrencilerimden birinin annesi oldum bile,ama dediğim gibi bu sırası daha sonra gelecek bir konu.

Sakinleşmiştim artık ağlamam kesilmişti,saçlarımı kuruladım üzerimi giyindim.Hafif makyaj yaptım ve aynada gördüğüm kadını alıcı gözüyle süzdüm,güzeldim.Çıkmak için neredeyse hazır olmama rağmen içimdeki sıkıntı nedeniyle oyalanıp duruyordum. Selda ile geçmişte yaşadığımız nahoş anılar ona gitmeme engel oluyordu,aslında dün tüm kötü duygularım eriyip gitmişti ama bu sabah yine hortlamışlardı gömdüğüm mezardan.İnsan karşısında kendini küçük düşmüş hissettiği kişilerden uzaklaşma eğiliminde oluyor bir süre sonra. Seldayı çok sevmeme rağmen Diyarbakır’a yaptığım seyahatlerde bana hiç destek vermemiş,Şahini bulma ona kendi derdimi anlatma çabama hiç yardımcı olmamıştı. Mücadelemde beni yalnız bıraktığı için kızıyordum ona,tabi o zaman Selda’nın kendi içinde nasıl bir mücadele verdiğini,neler yaşadığını bilmiyordum.İnsan böyle bir canlı,hepimiz dünya kendi etrafımızda dönüyor sanıyoruz ama işin aslı öyle değil.

Bu kadar hazırlanmışken gitmemek olmaz,kız karnı burnunda bana kahvaltı hazırlarken benim son dakika karar değişikliği yapmam çok kabalık olur.İçimdeki boğucu hisse rağmen gitmeye karar verdim ve Selda’nın evinin yolunu tuttum.

Yol boyunca yaşadıklarım,geçmişin hayaletleri beynime üşüşüp durdu.Ben onları kovmaya çalıştıkça daha kuvvetli saldırıyorlardı bana,mücadeleyi bıraktım düşüncelere izin verdim.Bir süre daha tüm kötü anılar gelmeye devam etti.Bu terapide öğrendiğim bir metot,buraya yazıyorum ki ihtiyacı olan alıp kullansın.Mücadeleyi bırakınca yavaş yavaş dağıldı içimdeki karanlık.Kendi içime yaptığım derin yolculuktan yeni dönmüştüm ki Selda’nın evine neredeyse geldim.Minibüsten inip yavaş yavaş yürümeye başladım.Çiçek yada ufak bir hediye almak aklıma gelmemişti,biraz utandım ve etrafı taramaya başladı gözlerim.Elim boş gitmek istemiyordum.Hiç bir şey bulamadım alacak,en sonunda pastahaneye uğrayıp bir kaç çeşit poğaça börek alıp çıktım.Garip bir şekilde heyecanlanmaya başladım,bunca zaman hiç bir yardımını görmememe rağmen Selda’nın Şahine ulaşmam için bu kez yardımcı olacağını hissediyordum.

Selda neşeyle açtı kapıyı – nerede kaldın kız,hamile kadın aç aç bu kadar bekletilir mi ?- diyerek takıldı bana.İçten sarılışı,neşeli tavırları üzerimdeki gerginliği atmama yardımcı oldu.Şimdi kendimi hafiflemiş ve rahatlamış hissediyordum. Dün gece Selda’nın yanında gördüğüm kadın annesiymiş,doğum için kızının yanına gelmiş.Annesine arkadaşım diye tanıttı beni,başka da detay vermedi.Selda ile annesi mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamışlar benim için,sofrada yok yoktu. Diyarbakır’ın tereyağında kavrulmuş meşhur murtuğu,örgülü otlu peyniri,sahanda pişmiş kavurmalı yumurtası ve Sivas’ın ketesi,mis gibi pastırması bile vardı sofrada.Çok acıktığımız için konuşmaya vakit bulamadan saldırdık yiyeceklere.Selda ile annesinin tatlı tatlı atışmaları,birbirlerine duydukları sevgi içtiğim çay kadar ısıttı içimi.Bu ikisinin mutlu bir anne-kız ilişkisi vardı.Sohbet döndü dolaştı Selda’nın bebeğinin cinsiyetine geldi.Kızı olacaktı Selda’nın. Mutluluktan gözlerinin içi gülüyordu.Bende taa içimden katıldım Onun hissettiği mutluluğa.Annesi karıştı bir ara sohbete,Ahmet ve ailesi bebeğin cinsiyetinden pek memnun değillermiş ama artık kızına kısır muamelesi yapılmayacağı için yine de mutluymuş,bunu anlattı bana bir çırpıda.

Şaşırdım Müberra teyzenin anlattıklarına,bu zamanda hala bebeğin cinsiyetinin kız olmasını sorun eden insanların varlığını duymak dumura uğrattı beni.Yani benim tanıdığım O aydın görünümlü Ahmet gerçekten kızı olacağını duyunca daha mı az sevinç duydu içinde? Doğru dedi Selda,ama çocuğum olmadığı için artık saldıramayacaklar bana.Yediklerim boğazıma dizildi,nasıl yani dedim Selda’ya gerçekten bu aranızda sorun oldu mu ? -Olmaz mı Gülşahçım,hemde ne büyük sorunlar yaşadık,ne sıkıntılar çektim tahmin edemezsin- dedi derin derin iç çekerek.

Çayımızı tazeleyen Müberra teyze’ye -torununuzun cinsiyeti sizce önemli mi ?- diye sordum merakıma yenilerek,-hayır-dedi .- Benim için önemli olan tek şey Selda’nın mutluluğu,zaten biraz daha olmasaydı çocukları,çekip alacaktım kızımı ellerinden.Ben çocuğumu sokakta bulmadım.Kimseye ezdirmem.- dedi.Söyledikleri ona kendini güçlü hissettiriyordu ama belli Selda’nın yaşamı hakkında karar mercinin kendisi olmadığını unutuyordu.Müberra teyze ilgili bir anneydi ama kızını kendi bildiği yöntemlerle koruyordu.Bu yöntem doğru yada yanlış sorgulamıyordu.O an- acaba benim ailemde beni kendi bildikleri yöntemle mi korumaya çalışıyor- diye geçirdim içimden. Belki de öyleydi.

Müberra teyze kahvelerimizi yaptıktan sonra, -rahat rahat konuşun siz ben namazımı kılayım- diyerek bizi yalnız bıraktı.İşte o zaman Selda içini tüm çıplaklığıyla açtı bana,yaşadıklarını yaşayamadıklarını anlattı tüm detaylarıyla. Ben mücadelemde beni yalnız bıraktığı için kızarken Ona O geçen bu zamana olumsuz sonuçlanan  pek çok tüp bebek tedavisi,iki tane düşük ve bir ölü doğum sığdırmıştı.Tüylerim ürperdi anlattıklarını dinlerken.

Ölü olarak dünyaya getirdiği bebeğinin fotoğrafını gösterdi bana,mosmor küçücük bir insan yavrusu.Benim için ürkütücü olan bu görüntü,ona Dünyanın en güzel fotoğrafı gibi görünüyordu.- Güzel oğlum,pamuğum- diyerek öpücüklere boğuyordu fotoğraftaki mor bebeği. Ara sıra karnını okşuyor,-seni de en az abin kadar çok seviyorum Prensesim- diyordu karnındaki meleğe.Anlattıkları ve gördüklerim duygulandırmıştı beni,gözlerim buğulandı ve yine kendi anılarıma gittim.Annesi tarafından dört gözle beklenen ve daha doğmadan sevgiye boğulan bebekleri kıskandım Selda’nın bebekleri vasıtasıyla. Selda iyi bir anne olacaktı anladığım kadarıyla.Ben de iyi bir anne olacaktım ama önce Şahini bulmalıydım.

Konuyu Şahine getirmek ve burada oluşumun asıl sebebini söylemek istiyordum ama Selda özenle farklı bir  yöne çevirmeye çalışıyordu konuşmanın seyrini.Onun tüm gayretine rağmen ipleri elime almaya ve konuyu açmaya niyet ettim,derin bir nefes alıp kahvemin son damlasını içtim.

-Selda,ben buraya Şahin için geldim,ona kendimi anlatmak için Diyarbakır’a yerleştim.Onu bulmama,onunla konuşmama yardım edecek misin bu kez ?- dedim.

Sesimdeki öfkeli tona ben bile şaşırdım ama o anlamamazlıktan geldi.Yine karnını okşayarak devam etti konuşmasına.-İnan ki Gülşah benim Şahin üzerinde hiç bir yaptırım gücüm yok,Şahini bırak kendi kocam üzerinde bile yok.Tedavi sürecinde yaşadıklarımız bizi birbirimize çok uzaklaştırdı,daha yeni yeni düzeliyor aramız- dedi.Sesi yumuşacık ama hüzünlüydü,inandım ona ve üzüldüm anlattıklarına.O an kendimi Seldayla eşitlenmiş hissettim,ben onun karşısında istenmeyen bir sevgili durumunda kaldığım için kendimi ezik hissediyordum ama o bana rahatça kocasıyla olan sorunlarını anlatabiliyordu.Aslında hepimiz zaman,zaman ezik zaman zaman güçlü hissediyoruz dedim içimden tıpkı terapistimin bana sık sık söylediği gibi.

-Peki Şahin nerede Selda,gerçekten Fransa da mı ?-

Selda konunun Şahine gelmiş olmasından son derece rahatsızdı,oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı.

-Bilmiyorum- dedi yalan söylediği yüzünden ve tavrından apaçık belli iken.

İpleri elime almıştım bir kere,konuşmak zor gelmiyordu artık.-Yalan söyleme bana lütfen,ne biliyorsan anlat -dedim.

-Bak Gülşah ben çok zor zamanlardan geçtim,Ahmet ve ailesi tarafından çok dışlandım,çok yalnız kalıp ağladım.Seninle iletişim halinde olduğum duyulursa yine tüm aile cephe alır bana.- dedi.

Dürüst tavrı hoşuma gitmişti sonuçta hepimiz özünde en çok kendimizi korur,kendimizi düşünürüz ama yine de öfkemi dindirmekte zorlanıyordum.

-Madem benimle iletişim halinde olman seni zor duruma sokacak,neden çağırdın beni kahvaltıya Selda ?-

Aslında Seldayı kırmak yada kaybetmek istemiyordum ama yaptığı şeyin anlamsızlığıyla da yüzleştirmek istiyordum onu.Ses tonum beni bile rahatsız etmişti,öfkem alev alev dağılıyordu bedenime,yanaklarımın yandığını hissediyordum.İçten içe hamile bir kadına yüklenmemem gerektiğini de biliyordum,ama o vakitler beni Şahine ulaştıracak yolun sadece Selda’dan geçtiğini sanıyordum. Kaderin bana hazırladığı planlardan habersizdim. Evet Selda’nın yardımları dokunacaktı,ama beni Şahine ulaştıracak kişi,kişiler ve olaylar bambaşkaydı.

Selda’nın bana yardımcı olmayacağını zannederek ayrıldım evinden,buralarda geç saatlerde bir kadının  tek başına yolculuk etmesi hoş görülmüyormuş ve bazen tehlikeli olabiliyormuş,öyle demişti Ayşe teyze.

-Kızım,nereye gidersen git,muhakkak vakitlice dön gel evine.- 

Vakitlice döndüm geldim git gide bir evden çok benim için bir yuvaya benzeyen evime.Akşam yemeği için dolaptan bir kaç parça sebze ve donmuş parça et çıkardım.Kendime güveçte lezzetli bir türlü yapmaya karar verdim,kendime iyi bakmaya başladığımdan beri kendimi daha mutlu hissediyorum.Enkaz gibi yatakta yatarak geçirdiğim onca aydan ve mideme giren sağlıksız yiyeceklerden sonra çok zayıflamıştım ve olduğumdan daha büyük görünmeye başlamıştım.Bu aşk ruhumda bıraktığı izlerin yanında bedenimde de gözler görülür izler bırakmıştı.Beni değiştirmiş,küçük bir kızdan olgun bir kadına çevirmişti.Terapiyle ruhumu didik didik ederken,bir diyetisyenle de  görüşerek bedenime aylarca kaybettiği vitamin,mineral takviyesini verdim.Çok uzun süre kan hapları kullandım.Kan değerlerim bile yerlerdeydi,ben kendime ne büyük kötülükler yapmışım.Şimdi Onca zamanın acısını çıkarmak istiyorum,Şahini bulmak ve Ona gidişinin bana neler yaptığını avaz avaz anlatmak istiyorum. Bunu nasıl yapacağım konusunda hiç bir fikrim yok,hiç bir şeyi kontrol edemiyorum ve olaylar tamamen benim kontrolümün,isteğimin dışında gerçekleşiyor,en iyisi kontrolü bırakmak en iyisi son zamanların meşhur söylemine uyup,akışa teslim olmak.

Öyle yaptım bende,biraz oluruna bıraktım hayatı.Günler bazen hızla bazen de kaplumbağa adımlarıyla geçti,gitti ve o gün yani Şahinden ilk kez haber aldığım o beklenen gün geldi.

Ben Selda’ya bana yardımcı olmadığını ve olmayacağını zannettiğim için içten içe  kızarken Selda bana hayatımın iyiliğini yaptı.Hiç ummuyordum ama yapmış işte.

Birbirine benzeyen akşamlardan biriydi,ben tıpkı bizim gibi aşık iki insanın hikayesini anlatan bir kitap okuyor bir yandan da sıcak çayımı yudumluyordum. Telefonum çaldı,bilmediğim bir numaraydı arayan.Açıp açmamak konusunda tereddüt ettim bir süre,ancak uzun uzun çaldıktan sonra açtım telefonu. 

-Efendim,dedim.

Bir süre cevap vermedi hattın ucundaki ses,sonra 

-Gülşah- dedi adımı en güzel söyleyen kişi.

Bazı an’lar vardır ya hani milyonlarca kez hayalini kurarsın ve bir gün hayalin hiç beklemediğin bir zamanda gerçek olur.İşte bu öyle bir andı.Aradan geçen onca zamanda uyurken,uyumadan önce yada ayakta sayamayacağım kadar çok kez bu konuşmanın provasını yapmıştım zihnimde,kalbimde.Şimdi o hasretinden öldüğüm ses adımı söylüyordu ve ben cevap bile veremiyordum.Dondum,sesim sanki içime kaçtı.Konuşamıyordum,bir kaç kez daha adımı tekrarladı ve sanırım artık kapatacaktı ki sesimi duydum.

Efendim- işte bu kadardı tüm diyebildiğim. Şimdi o sessizleşti,sanırım heyecanlanmıştı. Karşılıklı sustuk bir süre,bu konuşacak,paylaşacak şeyi olmayan insanların susması değildi.Bu hasreti büyük,sevdası sonsuz insanların susmasıydı. Bu özlemin kavurduğu iki aşıkın vuslatıydı.Yada ben öyle sanıyordum.

Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum,hatırlamıyorum Şahin bozdu sessizliği.Sesi,o huzur veren,hitap ettiği kitlelere coşku veren sesi sert çıkıyordu bu sefer.

– Diyarbakırdaymışsın-

-Evet-

-Ne işin var Diyarbakır da?-

Soru sormuyor azarlıyordu sanki.Cevap vermedim,ne diyebilirdim ki?

-Gülşah, Allah aşkına söyler misin ne işin var senin Diyarbakır da ?

Oda biliyordu ne işim olduğunu,neden burada olduğumu.Biliyordu da neden soruyordu? Şansımız yok mu demek istiyordu.Niye benimle öğrencisini azarlayan öğretmen gibi konuşuyordu.Yıllar sonra yaptığımız bu ilk konuşmanın böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim.Sessiz kalışım onu çileden çıkarıyor olmalıydı ki

-Gülşah,memleketine dön.Burada varoluş nedenin her neyse bil ki gerçek olmayacak,memleketine dön.Hayatını yaşa.Hiç bir şey geçmişi değiştiremez.Yaşanılanları unutturamaz kimseye.

Sesi o kadar öfkeliydi ki,çok şaşırmıştım.Aradan geçen onca zaman öfkesinden hiç bir şey eksiltmemişti.Bu durum beni çok üzse de içten içe sevindiren bir tarafı da yok değildi.Bir insan ancak sevdiği birine bu kadar uzun süre öfke duyabilir diye düşünüyordum ve yanılmıyormuşum…

Derin bir nefes aldım,bir kaç kez yutkunduktan sonra konuşmaya başladım.

-Sana yalan söyleyecek değilim,senden hislerimi en başından beri hiç gizlemedim.Evet Diyarbakır’a geliş nedenim sensin.Sen o akşam o kapıdan hiddetle çıkıp giderken geriye hiç dönmeyeceğini bilemedim.Biz vedayı hak edecek bir aşk yaşadık ve hiç vedalaşamadık.Ben buraya seninle tekrar bir ihtimalimiz var mı diye sormaya değil,ben buraya sana veda etmeye geldim- dedim  söylediğim yalana ben bile şaşırarak.Amma da atıyordum şimdi,ben buraya barışmaya değil de vedaya mı gelmiştim.Bunu o an o kadar hızlı nasıl uydurabildiğimi inanın hiç hatırlamıyorum.Hatırladığım tek şey Şahinin o istemez tavrının altında hissettiğim öfke ve o öfkeyi ilişkilendirdiğim sevgi. Eski Gülşah olsa ağlar,zırlar Şahine kendini affettirmek için uğraşır dururdu.Fakat yeni Gülşah farklı bir yol seçmişti.Fark ettiği kapı aralığından içeri sızmayı,o kapının şiddetle yüzüne çarpmasına tercih etmişti.Anlık söylediğim yalan hoşuma gitti ve devam etmeye karar verdim.Söylediklerimin tesirini ölçmek için bir süre sustuktan sonra konuşmaya devam ettim.

-Sence de biz bir vedayı hak etmiyor muyuz ?- dedim ve sustum şimdi söz hakkı ondaydı ve konuşmuyor oluşu bile içime umut tohumları ekmeme yetiyordu.

-Ediyoruz-dedi sesini sevdiğim.Beklediğim cevabı almanın mutluluğuyla neredeyse kahkaha atacaktım ki hakim oldum kendime.Şimdi uyuyan devi uyandırmaya gerek yoktu.Şimdi güçsüzlüğümle kaybettiğim sevdiğimi içimde yeni yeni hissettiğim güçle tekrar kazanma zamanıydı.Ben böyle kendi kendime konuşurken 

-Görüşelim,vedalaşalım fakat sonrasında söz ver döneceksin memleketine-dedi.

-Söz veremem Şahin,çünkü burada oluşum sadece seninle alakalı değil artık.-

-Öyle mi ? Başka sebebi de mi var ?- dedi.

Aslında başka hiç bir sebebi yoktu,çalıştığım okul zengin ailelerin çocuklarının eğitim aldığı,öğretmenlerin çalışmak için sıraya girdikleri bir yerdi.Maaşı ve konumu iyi olduğu için Diyarbakırlı meslektaşlarım burada çalışmak için can atıyordu.Şahin de bunu gayet iyi biliyordu.O an öyle bir yalan söyledim ki ben bile benim bu kadar cin fikirli olabileceğimi bilmiyordum.

-Ben kimsenin gitmek istemediği bir köy okulunda çalışmak için ücretli öğretmenliğe baş vurdum-dedim.Aslında bu yalanı söylerken bir hafta önce kendi doğduğu köye ücretli öğretmenlik yapmak için giden Ceylan öğretmenden etkilenmiştim.Bana da teklifte bulunmuştu Ceylan ve ben hayır demiştim.Şimdi Şahine sırf onun için kalmadığımı ispatlamak için bu yalana başvurmuştum. Hem burada kalmaya devam edecek,hem de gerçekten öğretmene ihtiyacı olan çocuklara yardım edecektim.Beni bundan sonrasında yepyeni bir macera bekliyordu ve o an söylediğim yalanın bizi birbirimize yakınlaştıracağını bilmiyordum.

Şahin söylediğim şeyden etkilenmiş olmalı ki sesi şimdi yumuşacık çıkıyordu.

– Çok iyi düşünmüşsün,Diyarbakır da gerçekten öğretmene çok ihtiyacı olan köyler var.Tebrik ederim seni-dedi.

Sesinden aldığım şefkat beni çok mutlu etti.Teşekkür ettim ve ekledim.

-Seninle son kez konuşmak ve vedalaşmak için ne zaman görüşebiliriz- dedim.Aslında o saatten sonra ikimizde son kez görüşmeyeceğimizi biliyorduk.Hatta ne yalan söyleyeyim ben,Şahinin beni görür görmez bağışlayacağını zannediyordum ve yine yanılıyordum.

-Ben Yurt dışındayım.Döndüğümde seni ararım.-

-Ne zaman döneceksin peki ?- dedim,bunca yıl beklemiştim ama şimdi bir dakika daha beklemek istemiyordum.

Derin derin iç çekti,- belli değil Gülşah,bende bilmiyorum- dedi.

-Peki-dedim durumu kabullenmekten başka çaresi olmayan insanlara mahsus teslimiyet içeren sesimle.

-Tamam,ben sana haber vereceğim- dedi ve kapattı telefonu.

Telefonun kapandığını haber veren o iğrenç sinyal sesiyle uyandım ayakta gördüğüm rüyadan.Elimde telefon bir süre öylece kalakaldım.En başından beri konuştuğumuz her şeyi tek tek düşündüm.Şahinin önce soğuk,sonra öfkeli en son da şefkatli sesini kulağıma kazıdım.Yıllar sonra ilk kez o gece gerçekten uyuduğumu sanıyorum.

Sabah uyanır uyanmaz ilk iş kendime çok güzel ve sağlıklı bir kahvaltı hazırladım.Onsuz geçen yıllarda kaybettiğim güzelliğimi kazanmak için ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım.Şahin ülkeye ne zaman döneceğini söylememişti,belki bir hafta belki de bir ay sonra görüşecektik.Görüşmemizin ne zaman olacağını bilmiyordum,bildiğim o görüşmenin son görüşmemiz olmayacağıydı.Şahin beni gördüğünde bana tekrar aşık olsun istiyordum.Sefil ve yorgun halimi görüp bana acımasını değil.Ayrıca yine terapi seanslarımdan öğrendiğime göre hiç kimse  hayatından çıktığında sefil olan birine tekrar dönmek istemez,kimse kimsenin hayatının kurtarıcısı olmak istemez.Sağlıklı her birey yine kendisi gibi sağlıklı ruh haline sahip biriyle olmak ister.Yalan yok ben Şahinsiz geçirdiğim yıllarda sersefil olmuştum ve Ona bunları yeri geldiğinde anlatacaktım ama ona yeni beni de gösterecektim.

Kahvaltıdan sonra ilk iş bölgedeki tek spor salonuna yazılmak oldu,burası sadece kadınlara hizmet veren bir yerdi ve bu benim için çok daha iyiydi.Hocayla tanışıp ona spordan beklentimi anlattım.Zaten yeterince zayıftım,hedefim zayıflamak değil sıkılaşmak ve daha sağlıklı bir postüre sahip olmaktı sadece.Hocayla oturup bana uygun bir program yaptık ve ben daha ilk günden programımı uygulamaya koyuldum.Spor yaparken nasıl beslenmem gerektiği konusunda da hocamdan bilgiler alıp kendimi markete attım.Elim,kolum sağlıklı yiyeceklerle dolu evime döndüm ve o akşam kendime sağlıklı bir sofra kurdum.Tüm akşamım internette spor,sağlıklı beslenme,güzellik,bakım,makyaj ve kozmetik  vs konularını araştırarak geçti.Bölgede hizmet veren ve kullanıcı yorumlarının pozitif olduğu bir güzellik merkezi buldum,pazartesi de ilk iş oraya kayıt yaptıracak kendimi tepeden tırnağa güzelleştirecektim ama öncesinde gerçekten ücretli öğretmenliğe başvurmam gerekiyordu.

Pazartesi sabahı ilk iş derse bile girmeden Ceylan hocayı aradım ve ona teklifini kabul ettiğimi söyledim,oda bana ücretli öğretmenliğe nasıl başvuracağımı anlattı ve kesinlikle bana yardım edeceğini söyledi.Dediklerinin tümünü hiç bir basamağı atlamadan yaptım ve kabul ediliş cevabımı beklemeye başladım.Aslında kesinlikle biliyordum kabul edileceğimi çünkü kimse dağ köylerine gitmek istemiyordu  ama yinede bu prosedürler uzun sürüyordu.Ben üzerime düşen her şeyi yapmanın rahatlığıyla beklemeye koyuldum. Günler derslere girerek,spora giderek ve düzenli bakımlar yaptırarak geçiyordu.Güzellik merkezinden pek çok hizmet almaya karar vermiştim ve karşılığında her ay çok ciddi bir ücret ödeyecektim.Maaşımın çoğu buraya gidecek olsa da kendime yatırım yapıyor olma fikri bile hoşuma gidiyor,bana kendimi iyi hissettiriyordu.Cilt bakımı,selülit masajı,epilasyon için sık sık merkeze gidiyordum.Yine bölgede isim yapmış bir kuaförün kapısını çalmaya başlayışımda aynı günlere denk gelir.Düzenli aralıklarla saç bakımı yaptırmaya başlamıştım.Şahinsiz günlerde tamamen hayatımdan çıkardığım makyaj ve bakım malzemeleri bir bir hayatıma geri dönmeye başladılar.Günlük bakımlarımı yapıyor,kremlerimi kullanıyor akşamın belli bir zaman dilimini kendime ayırıyordum.Aynada gördüğüm kadın günden güne hoşuma gitmeye başlamıştı,kendime baktıkça güzelleşiyor güzelleştikçe kendime daha çok zaman ayırmaya başlıyordum.Bu hem bana kendimi çok iyi hissettiriyor hem de Şahinin beni arayacağı güne kadar zamanın bir şekilde geçmesini sağlıyordu. Günler hızlıca geçmese de geçiyordu bir şekilde ve Şahinle görüştüğümüz o ilk akşamın üzerinden neredeyse 35 gün geçmişti.Şahinden ne haber ne ses gelmiyordu.Ben Şahinden haber beklerken haber Ceylandan geldi,araya tanıdıklarını sokarak benim ücretli öğretmenlik başvurumun sonucunu hızlandıracağını söyledi.Tamam dedim.Ceylan gerçekten de dediğini yaptı ve onunla konuşmamızdan çok kısa bir süre sonra başvurum olumlu şekilde sonuçlandı ve benim için yeni bir hayat başladı.Merkeze uzak bir dağ köyüydeydi öğretmenlik yapacağım yeni okul.Başvurum olumlu sonuçlanınca okul müdürümle konuşup istifamı verdim,normalde dönem ortasında asla böyle bir istifayı kabul etmeyeceğini ama benim gibi idealist bir öğretmeninde işini zorlaştırmak istemediğini söyleyerek,bana yardım etti müdür bey.Ceylanın yanına taşınacaktım,iki öğretmen birlikte ders vereceğimiz okulun bahçesindeki derme çatma lojmanda kalacaktık.Taşınma işlerimde sağ olsun Ayşe teyze ve İlhan amca yardımlarını hiç esirgemediler benden.Hazırlıkları hızlandırdık ve bir an önce Ceylanla paylaşacağım eve üç beş parça eşyamı taşıdım ve köye doğru daha yola yeni çıkmışken bile bundan sonraki hayatımın bundan önceki hayatımdan  çok ama çok farklı olacağını kestirebilmiştim. Ben Diyarbakır’ın varlıklı kesimini tanımıştım ve şimdi önümde bambaşka bir Diyarbakır uzanıyordu.Kurak çok ama çok kurak topraklara geldik.Çok fazla ev vardı ve sonradan öğrendiğime göre haneler kalabalıktı.Bir hanede bir kaç aile yaşıyor ve soğuk,yokluk bu toprakların kaderiydi.Beni bekleyen bambaşka sıkıntılar,ortak olacağım dertler,yardım edeceğim çocuklar,el uzatacağım kadınlar vardı.Burası bambaşka bir dünyaydı.Yeni ve hiç bilmediğim Diyarbakır’a hoşgelmiştim.

İkinci dönem benim için hiç de kolay başlamadı.Eğitimini üstlendiğim çocuklarla aynı dili bile konuşmuyordum,ben az çok Kürtçe öğrenmiştim ama bu asla yeterli değildi.Bu çocuklara Türkçe öğretmeliydim,Ceylan da elinden geleni yapıyordu ama işimiz çok çok zordu.Ben ve Ceylandan başka Türkçe konuşan tek kişi köyün Çanakkale’li ebesi Elifti.Bu kızı da inanılmaz çok sevdim,o köydeki iki dostumdu Elif ve Ceylan .Elifle kendimi hemşehri gibi hissediyordum bu gurbet ellerde.İkimizde doğuda görev yapan batılılardık. Nişanlıydı Elif ve evlenir evlenmez tayin isteyecekti ama Batıda öğretmenlik yapan nişanlısının yanına Elifi göndermek yerine nişanlısının tayini Diyarbakır’a çıkaracaktı bakanlık,bundan şimdilik hiç birimizin haberi yoktu.Biz üç kadın bu köyün insanlarına faydalı olabilmek için var gücümüzle çalışıyor,bir yandan da soğuğa direnmeye çalışıyorduk.Ben merkeze giden araç bulduğumda sık sık merkeze iniyor,bakımlarımı yatırıp geceyi Ayşe teyzelerde geçiriyordum ama araç bulmak gerçekten zordu.Köye haftada bir gün aile hekimi ve hemşiresi gelip hastaları tedavi ediyor,çocukları aşılıyorlardı.Bu günlerde dersim yoksa onlara katılıyor yardımcı olmaya çalışıyordum Elifle birlikte.Böyle küçük köylerde çalışan insanların tuhaf bir bağ oluyor arasında,sanki burada birbirimizin küçük ailesi olmuştuk.Aşılar ve hastaların bakımları bittikten sonra çay demleyip,kurabiye yiyerek sohbet ediyor,birbirimize kitaplar hediye ediyorduk.İnternet olmadığı için eski usul vsd lerle film izliyor,mısır patlatıyor,birlikte o yokluğun ve zorluğun içinde eğleniyorduk.Günler gecelere yavaş bağlanıyordu burada,zaman akmıyor adeta kaplumbağa adımlarıyla ilerliyordu.Ceylanla kadınlara okuma yazma öğretme kampanyası başlattık ve okuldan arta kalan zamanımızı bu şekilde değerlendirmeye başladık,Ceylan köyün erkeklerinin normal şartlar altında buna izin vermeyeceğini ama kendi de buralı olduğundan bize güvendiklerini ve tabi kadın oluşumuzunda etkili olduğunu söylüyordu.Köyün erkekleri demişken burada beni gözleriyle ve tavırlarıyla rahatsız eden bir kaç kişi var,bakışları hiç hoşuma gitmiyor.Tam olarak beni rahatsız eden şeye bir isim bulamıyorum ama onlar bana bakarken ben kendimi kurdun önündeki kuzu gibi hisssediyorum.Kılık kıyafetim açık yada teşhirci değil,dar pantolon bile giymiyorum burada ama yine de aç bakışlara hedef olmaktan kurtulamıyorum nedense.Bu konuda içimi huzursuz eden bir şeyler var ama ne yapacağımı bilemiyorum.Bu konuyu bir kaç kez Ceylanla konuştuk,o beni rahatlatıyor burada hiç kimsenin bana zarar vermeyeceğini söylüyor,köylünün beni misafirleri gibi gördüklerini anlatıyor ama yine de köyde tek başıma dolaşmamam gerektiğini de tembihlemeden duramıyor.Elifle konuştuk bir kaç bu durumu,oda benimle aynı hisleri paylaşıyor.Hatta Ceylan köye taşınıncaya kadar babası ve annesi elifle kalmış kızlarını burada tek bırakmak istemedikleri için,Elifin lojmanı da bize çok yakın olduğundan Ceylan gelince Elifin anne babası dönmüşler memleketlerine.Bana çok garip gelen bir şey daha var,Elifin nişanlısı ki elif bu adamla çok yakında evlenecek geldiğinde Elifle lojmanda kalamıyor,ikisi birlikte merkeze gidiyorlar ve merkezde bir otelde kalıyorlar.Bunu Elife sorduğumda köylünün hoş karşılamayacağını ve onların tepkilerinden korktukları için böyle yaptıklarını söylüyor,bu durum bana inanılmaz iki yüzlü bir tutum gibi gelse de sessiz kalmayı tercih ediyorum.Bu arada Elifle nişanlısının aynı evde kalmasını hoş karşılamayan köylüler arasında imam nikahı çok yaygın,insanlar resmi nikaha hiç gerek duymaksızın karı koca olup,çoluk çocuğa karışıyorlar.Ülkemizde hala böyle şeylerin varlığıyla ilk kez yine o köyde karşılaşıyorum.Her gün beni şaşırtan bir olayla karşılaşıyorum,mesela burada aile planlaması da yok.Bunu günah sayıyorlar ve kadınlar sürekli çocuk doğuruyorlar.Bir kadının en az 7 çocuğu var.Evlendikten sonra menopoza girinceye kadar sürekli hamilelikler yaşıyorlar,bunların bir kısmı sağlıkla dünyaya gelirken bir kısmı da gebelik süresince kaybediliyor ama bunu da önemseyen yok.Kadınlar doğum öncesi bakım almak konusunda hevessiz,Elif ve aile hekiminin hemşiresi var güçleriyle uğraşsalar da insanların üzerinde pek tesirleri yok gibi.Akraba evliliği çok yaygın ve bu konuda da eğitime son derece kapalılar.Açıkçası ben Şahin ve çevresinde Diyarbakır’ın eğitimli kısmıyla karşılaşmışım,ama burada halk eğitimsiz ve kapalı bir kutu gibi yeniliğe. Elif bize oranla çok daha fazla zorlukla karşılaşıyor,ev de doğumlar yasak olmasına rağmen pek çok kişi Elife bu istekle geliyor,kız prosedürü Ceylan vasıtasıyla ne kadar anlatmaya çalışsa da insanlar anlamamakta direniyor,Elifi yasak olana zorluyor.Doğum başladığında hastaneye gitmek yerine birbirlerinin doğumuna girip birbirlerine ebelik yapıyor,son dakika da işin içinden çıkamayınca Elifi çağırıyorlar ve kabak Elifin başına patlıyor.Laf anlamayana anlatmaya çalışmak zor,çok zor.Eliften önceki ebe de aynı nedenlerle ilk fırsatta tayin isteyip gitmiş. Maalesef burada fark ettiğim şeylerden biri,halkın hizmet gelmeyişinden sürekli yakınışı ve hizmet geldiğinde ise elinin tersiyle itişi.Bu durum bana çok garip geliyor,anlamaya çalışıyorum ama anlayamıyorum.

Bulduğum her fırsatta şehir merkezine iniyor,Ayşe teyzeleri ziyaret ediyor,alışveriş ve bakımlarımı yapıp dönüyorum.Her saniye telefon elimde Şahinin aramasını bekliyorum ama köyde çoğunlukla çekmiyor telefon,arayıp ulaşamazsa diye içim içimi yiyor.Şehir merkezine sık sık gidişlerim biraz da bu yüzden,her seferinde arayan numaraları kontrol ediyorum ve bir tek Şahinin numarasını göremiyorum onlarca numara arasında.

Şahinle telefonla ilk kez görüştüğümüz o gecenin üstünden tam dört ay geçiyor,neredeyse dönem bitecek ama Şahinden hala haber yok.Israrcı olmak,onu sıkmak istemiyorum.Şehir merkezine indiğim günlerde bir kaç kez aradım ama ulaşamıyorum,telefonu hep kapalı.Böyle bekleye bekleye dönem bitti,okullar tatil oldu,dağların karı eridi,güneş köye yüzünü gösterdi ama hala Şahinden beklediğim telefon gelmedi.Ceylan zaten Diyarbakırlı olduğu için onun yaz dönemi herhangi bir programı yoktu,çoğunlukla merkezde ailesinin yanında kalıyordu artık.Tek başıma kalmaktan korktuğum için Ceylanın olmadığı günlerde Elifle kalmaya başladım.Ben ailesi olan ama yok gibi yaşayan bir kızdım,teyzemin yanına da gitmek istemiyordum.Tanıdık simaları görmek,onların meraklı sorularına bulaşmış alaycı gözleriyle karşılaşmak istemiyordum.Herkes,bütün akrabalarım Şahinle olanları üç aşağı beş yukarı biliyorlardı ve benim yarı deli bir vaziyette yatakta geçirdiğim aylara şahit olmuşlardı.İçlerinden biri bana kurşun dökmeyi,başka biri benim nefesi kuvvetli bir hoca tarafından okunmam gerektiğini söylemişti.Çoğu bana akıl veriyor,kendi gençlik aşk hikayelerini anlatıp nasıl da gururlu kızlar olduklarına dem vuruyorlardı.Yalnız gençliğinde sırf kendisine kısa boylu dediği için ilk aşkından ayrıldığını söyleyen selma teyze şimdi kocasından üç öğün dayak yiyor ve buna çocukları için katlandığını böbürlenerek anlatıyor bana da sık sık gururlu bir genç kız olmamı salık veriyordu.Eve dönmek istemiyordum hiç ama Elifte yıllık iznini kullanmak üzere memleketine dönmeye karar verdiği için burada tek başıma kalmayı da gözüm kesmiyordu.Ben ne yapsam diye kendi kendime düşünürken Eliften beklediğim teklif geldi.Beni Çanakkale’ye ailesinin evine davet etti.Pek seçeneğim olmadığı ve hava değişiminin iyi geleceğini düşündüğüm için teklifini kabul ettim.Elifle birlikte köyden merkeze,oradan da uçakla önce İzmir’e sonra da Çanakkale’ye geçtik.Uzun ve bol aktarmalı yolculuğumuz boyunca Elifin ailemle ilgili sorularını geçiştirerek cevapladım,haklı olarak ailemle hiç görüşmüyor oluşum ilgisini çekiyor verdiğim kaçamak cevapları yeterli bulmuyor,altında yatan gerçeği sorguluyor,ben gizlemeye çalıştıkça aklı hepten karışıyordu.Ağzımdan girip burnumdan çıksa da Elife ser verdim,sır vermedim.Aslında ona yaptığım büyük bir haksızlıktı,o bana kendisiyle ilgili her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatırken ben ona hep uyduruk yanıtlar veriyordum.Sonunda Elifin ailesinin evine vardığımızda o sormaktan ben yalan uydurmaktan ve bunaltıcı sıcaktan ikimizde yorgun düşmüştük.Annesi,babası ve iki kardeşiyle bana kendi ailemi hatırlattı Elifin ailesi.Bizimkilerden farkı bunlar çok sıcak insanlardı,çocuklarına düşkün onları önemseyen ebeveynleri vardı Elifin. Muhteşem bir akşam yemeğinden sonra ikimizde kendimizi zor attık yataklarımıza.Bilmem kaç milyonuncu kez telefonumu kontrol ettikten sonra uykuya daldım.Sabah kendiliğimden erkenden uyandım,temiz ege havası uykumu almış ve dinlenmiş uyanmama sebepmiş Elifin annesinin dediğine göre.Köy yumurtası,Çanakkale domates ve biberi,Ezine peyniri ve adını bile bilmediğim envai çeşit otla harika bir kahvaltı yaptıktan sonra yüzmek ve biraz güneşlenmek için Denizin yolunu tuttuk,yürüdüğüm yollar beni çocukluğumun mutlu olduğum nadir anlarına götürdü.Annemin köyünde teyzemle denize gittiğimiz ışıltılı yaz günleri geldi aklıma.Bir Balıkesirli olarak Çanakkale’ye bu zamana kadar neden gelmediğime hayıflandım.Bizden başka hiç kimsenin olmadığı bir koyda,bembeyaz kumsalın masmavi sularla bittiği cennet parçasında uzun uzun yüzdük,suda birbirimize şakalar yaptık,omuzlarımız ve suratımız yanıncaya kadar güneşlendik. Yedik,içtik ve lezzetli bir akşam yemeği sonrasında ikinci günümüzü de bitirdik.Akşam erkenden uykum geldiği ve aileyi biraz baş başa bırakmayı istediğim için odama çekildim ve aylardır beklediğim telefon o an geldi.Ekranda Şahinin numarasını görünce kalbim yerinden çıkacaktı.Derin derin nefes aldım ve sesimdeki heyecanı bastırmaya çalışarak

Efendim-dedim.

-Merhaba Gülşah,nasılsın ?-

-İyiyim,sen nasılsın?- sesim acemi aşıklar,liseli kızlar gibi çıkıyordu.

-Bende iyiyim,Diyarbakır’a geldim yarın müsaitsen görüşelim.-

Tam bir sene boyunca bu an’ı beklemiştim ve şu an ben Diyarbakır’da değildim.

-Müsaitim,müsaitim ama ben şu an Diyarbakır’da değilim.Yarın ilk uçağa atlar gelirim- dedim.

-Anladım,tamam olur,ama dur Sen neredesin olmadı ben gelirim-dedi ve ben neredeyse şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım.

-Ben Çanakkaledeyim ama sen zahmet etme Şahin ben gelirim-dedim

-Yaz günü tek başına ne yapacaksın burada,kal sen ben gelirim- dedi

Hala beni düşünüyor,hala beni önemsiyor ve bence beni hala çok seviyor diye geçirdim içimden ve ekledim.

-Çanakkale’ye uçuş az ve genelde akşam saatlerinde sen yarın sabah ilk uçağa atla İzmire gel.Ben seni orada karşılarım-dedim bir heyecanla.

Güldü,gülüşünü sevdiğim ve bu gülüş içimde azaldı sandığım tüm duyguları alevlendirdi.Ben bu çocuğa deli oluyorum.

-Olur,ben ilk uçağa atlar İzmir’e gelirim o zaman senin de emrettiğin gibi-dedi hala gülerken.

Bende güldüm,birlikte böyle gülmeyeli ne çok zaman olmuştu.

İzmir’de,aşkımızın doğduğu yerde buluşacaktık.Seneler sonra Onu görecek olma fikri bile beni sevinçten havalara uçuruyordu.Gece boyunca gözümü hiç kırpmadım,heyecandan uyuyamıyordum. Uyuyamadıkça yorgun görüneceğimden korkup uyumaya çalışıyor ama uyuyamıyor,üzerine bir de stres oluyordum. Sabahın ilk ışıkları pencereme vurunca kalktım yataktan,doğruca Elifin odasına daldım.Ona bir arkadaşımla görüşmeye İzmir’e gideceğimi anlattım ve zahmet olmazsa beni Şehir merkezine otobüs terminaline bırakmasını rica ettim.Elif uyku mahmuru heyecanımı ve acelemi anlayamasa da beni kırmayıp doğruldu yattığı yerden.

-Tamam da acelen ne?Kahvaltıdan sonra bırakırız babamla biz seni- dedi gözlerini ovuşturarak.

Elif kurbanın olayım soru sorma,benim bir an önce İzmir’e gitmem gerek,ben sana anlatacağım her şeyi.Söz veriyorum anlatacağım.Şimdi ne olur beni otogara bırak.- dedim bir solukta.

Elif bir yandan kalkmış,üzerini giyinmeye başlamış bir taraftan da göz ucuyla beni süzüyordu.

-Sen ne zaman uyandın da hazırlandın bu kadar,makyaj yapmışsın,saçına fön çekmişsin jilet gibi giyinmişsin.Kızım hayırdır,kim bu arkadaş ? O kadar da sıkıştırdım yok hayatımda kimse diyordun.Gökten zembille mi indi bu arkadaşın yada rüya yoluyla vahiy mi oldu sana ?-

Elif uyku mahmurluğunu attıkça çenesi düşmüş,merakla beni sıkıştırmaya başlamıştı.Takılmalarına gülerek cevap verdim

-Sana söz,sana yemin vallahi anlatacağım her şeyi ama şimdi oyalanmada giyin beni otogara uçur.

Tamam,ama yemin ettin bak anlatacaksın-dedi gülerek.

Otogora varıp,otobüse bininceye kadar susmadı Elif resmen sorularıyla canıma okudu ama canı sağ olsun arkadaşımın bana yaptığı iyiliklerin yanında azıcık sıkıştırmış lafı mı olur.

Çanakkale İzmir otobüsüne bindiğim an aklım başıma geldi,ne ben Şahini aramıştım ne o beni.Acaba binmiş miydi uçağa yada kaçta binecekti.Kafamda zibilyon tane soruyla Şahinin numarasını tuşladım.Sadece iki kez çaldı ama benim ömrümden ömür gitti o açana kadar,ya gelmekten vazgeçtiyse ya uçak bulamadıysa ya öyle olursa ya böyle olursa diye geceden beri kendi kendimi yiyorum. Neyse ki açtı telefonu

-Günaydın- dedim sesimdeki neşeyle karışık endişeyi gizlemeye çalışarak.

-Günaydın-

-Geliyorsun dimi-dedim tüm evhamımı kusarcasına endişeli bir sesle.

Beni çok iyi tanıdığı ve bu gibi durumlarda kafamda ne kadar çok senaryo yazabileceğimi bildiğinden sanırım bir kahkaha attı soruma cevap vermek yerine.

-Geliyorsun değil mi- diye yineledim sorumu,sesimdeki tını hatırladıkça bana bile komik geliyor.

-Geliyorum,geliyorum ama en erken uçak 5 saat sonra o yüzden aramadım seni- dedi.

O an geç geleceği için ne kadar üzüldüğümü anlatamam ama içimden kendi nankörlüğüme de kızdım.Ya hiç gelmeseydi,ya gelmekten vazgeçseydi.

-Tamam,ben seni hava alanında bekleyeceğim-

-Ne gerek var,sen Bornova’ya geç bir yerlerde otur,ben gelirim senin yanına.

-Yok öyle çok geç olur,ben direkt otogardan hava alanına geçerim.-

Bir kahkaha daha attı ve ben yine çikolata gibi eridim,gitti.

Çok mu geç olur-derken hala gülüyordu.

Onun gülmesi benim için bu Dünyadaki en güzel,en sevindirici hadiseydi.Beni hala çok sevdiğini düşündüren bu gülmeler inşallah yüz yüze geldiğimizde de devam eder diye geçirdim içimden.

-Evet evet,ben seni hava alanında bekleyeceğim- dedim.

Yol boyunca biraz dinlenmek için uyumaya çalıştım,tüm geceyi uykusuz geçirmeme rağmen kendimi hiç yorgun hissetmiyordum,aksine çok enerjiktim.Fakat yine de İzmir’e gelinceye kadar bir kaç saat uyumayı başardım. İzmir’e vardığımızı bildiren Kaptanın sesiyle uyandım daldığım uykudan.Otobüsten iner inmez ilk iş hava alanına giden başka bir dolmuşa bindim.Şahinin gelmesine daha çok vardı ama ben bir saniye bile gecikmek istemiyordum hava alanına. Hava alanına varınca hemen ilk iş görevliye gidip Diyarbakır uçağının durumu hakkında bilgi aldım,rötar falan olup olmadığını sorguladım.Yoktu çok şükür.Neredeyse kalkacaktı uçak Diyarbakır’dan. Görevli en geç 2 saat sonra uçağın burada olacağını söylese de,ben her yirmi dakika da bir kızın yanına gidip ona sorular sormak suretiyle canından bezdirmiştim.Uçağın inmesine son yarım saat kala ben artık bayılma noktasına gelmiştim,hemen ayak üstü bir şeyler atıştırdım.Elimi yüzümü yıkayıp bozulan makyajımı düzelttim,dişlerimi fırçaladım,parfümü sıktım,ayakkabılarımı sildim neredeyse hava alanı tuvaletinde ayak üstü duş alacaktım ki görevli kız yanıma lavaboya geldi gülerek.

-Ya çok heyecanla beklediğiniz için kıyamadım buraya kadar gelip söylemek istedim,beklediğiniz uçak şimdi iniş yaptı piste.-

Kıza sarıldım sıkıca,öptüm yanaklarını mıncırdım küçük çocuk gibi ve ekledim

-Bana Dünyanın en güzel haberini verdin,Allah da ne istiyorsan sana versin- dedim. Yalnız titriyor olacağım ki kız koluma girdi,- sen iyi görünmüyorsun ama yüzün de bembeyaz- dedi.

Yok yok çok iyiyim,yüz yıl sonra ilk kez bu kadar iyiyim hatta,yalnız benim heyecandan nevrim döndü bu uçağın yolcuları hangi kapıdan inecekse ne olur beni oraya götür.Ben şu an tarif etsen bile bulamayabilirim.-dedim koluma girmiş yüzüme bakıp bakıp gülen görevli kıza.

Kızla kol kola çıkış kapısına gittik,ama kız o kadar yavaş yürüyordu ki anlatamam.

-Canım biraz hızlanalım mı -dedim,gülerek olur dedi.

Beni kapıya kadar götüren kıza teşekkür edip,sarıldım tekrardan artık gidebilirsin der gibi el salladım ama o gitmedi az öteye geçip bekleyeceğini ve bu kadar heyecanla beklediğim her kimse onu çok merak ettiğini söyledi.Az önce tüm iyi niyetimle sarıldığım kıza çok gıcık olmuştum,Şahini görecek ve gören her dişiye olduğum gibi..

Yolcular birer ikişer kapıda görünmeye başladı,ayaklarım titriyor,avuç içlerim terliyor,başım dönüyor,boğazım kuruyordu. Bayılmaktan çok korkuyordum.Hayatım boyunca bu kadar heyecanlandığım başka bir an olmamıştı.Şahini göremedim bir süre,endişeyle etrafı taramaya başladı gözlerim ki o an birinin beni izlediğini fark ettim.Kafamı yıldırım hızıyla o tarafa çevirdim ve aşık olduğum Dünyanın en yakışıklı adamıyla göz göze geldim. O an zaman durdu,gerçekten adım atamadım ben dondum.Böyle şeyler filmlerde olur zannediyordum ama gerçekten dondum,bacaklarım bana itaat etmiyor adım atmıyorlardı. Ben kaskatı kesilmiş Şahine bakarken o yürümeye başladı bana doğru,Allahım bu ne müthiş bir andı.Sırf o anı yaşamak,sırf o mutluluğu tatmak için bin kere Şahine aşık olur gerekirse bin kere daha acı çekerdim.Dünyadan aşkı tatmadan göçüp giden fanilere acıdım ve bana bu duyguyu tattıran Rabbime sonsuz şükürler ettim.Ben hala ona bakmayı sürdürürken o gelmişti yanıma,şimdi tam karşımda dikiliyordu.Yüz yüze geldik,gözlerimiz buluştu birbiriyle.Kokusu,o cennet kokusu buram buram burnuma geldi.Aşk hormonum ölçülebilseydi eğer yeryüzündeki hiç bir ölçü birimi yeterli gelmezdi.Hisettiğim duygunun haddi hesabı,boyutu sınırı yoktu ve o anlıyordum ki geçen zaman aşkımı azaltmak yerine arttırmıştı. Ben Dünyanın en aşık kadınıydım ve yaratılmış en mükemmel adama aşıktım.

Bilmem kaç dakika öylece durduk yüz yüze,ben donmuştum hareket edemiyordum ama Şahinde bir hoştu.Bana mı öyle geliyordu yoksa oda mı titriyordu bilmiyorum.Neden sonra elini uzattı,gülümseyerek

-Hoş buldum- dedi

Hoş geldin dedim içimden hoş geldin benim ömrümün sahibi.

Tokalaştık ve ben elimi onun güzel esmer elinden hiç çekmek istemedim. O an gerçekten de gözlerim kararmasına rağmen bayılmadım ama küçük bir bayılma numarası yaptım.Oda inandı ve beni en yakın banka oturttu.Yüzüne baktım,gülümsüyordu umarım numara yaptığımı anlamamıştır diye geçirdim içimden. Anlamamış olacak ki bana hemen su ve yiyecek bir şeyler alıp gelmiş.

-Hadi azıcık ye,sonra düzgün bir şeyler yeriz-dedi.

Sadece su içtim,o an bizi izleyen görevli kızla göz göze geldim,şefkatle gülümsüyordu ve bana uzaktan öpücük attı.Bende gülümseyerek cevapladım onu.

Kendimi toparlayınca hava alanının çıkışına doğru yürümeye başladık,yan yana yana yana.

Çıkış kapısına gelince bir taksi çevirdi Şahin,o öne şöförün yanına ben arka koltuğa oturduk.Keşke yanıma otursaydı giye geçirdim içimden,söz konusu Şahinse hiç bir şekilde yetinemediğimi fark ettim o an.Ben ona doyamayacağımı hep biliyordum,onunla geçen zaman bana hiç yetmiyordu,bu benim alışık olduğum aşinası olduğum bir duyguydu.Söz konusu Şahin olunca ben her zaman gözü aç bir çocuktum.

Taksiciye -Çeşme’ye gideceğiz abi- dedi,şaşırdım çünkü o kadar uzağa gideceğimizi düşünmemiştim.Şimdi mutluluğum katlanarak artmıştı,Çeşme bizim için çok özel bir yer,bana orada evlenme teklif etti ve şansa bak ki ben o gece giydiğim beyaz elbiseyi de yanımda getirmiştim. Yol boyunca hiç konuşmadık,o yola baktı ben pür dikkat ona.Özenle kesilmiş saçlarına,sadece bir kısmını görebildiğim yüzünün sol  yanağına,mütemadiyen kirli sakalları arasında gezinen ellerine,taksiye dolan kokusuna,taksiciyle konuşurken kullandığı kelimelere,sesine,gülüşüne,soluğuna baktım.Ben hayatım boyunca yalnızca Ona baktım.

Yol bitti,Çeşme’ye geldik.Taksici bizi merkezde bıraktı,minik bavullarımızı verdi ve gitti.Kaldık baş başa,ne yapacağını bilemez iki insanın şaşkınlığıyla ve suratlarımızda kocaman şapşal bir sırıtışla bakıştık bir süre. Ben kendimi kontrol etme yetimi kaybetmiş gibiydim,yol iz bilmeyen,annesinin elinde sağa sola bakarak giden minik bir çocuk gibi bakıyordum,sadece Şahine bakıyordum.Oda bana bakıyordu,oda gülümsüyordu,oda ne yapacağını bilmiyor gibi duruyordu.

-Gel yolun ortasında durmayalım -derken koluma dokunup hafifçe çekti beni.Dokunuşu ne güzeldi,ilaç gibi.

Sahile indik,deniz kıyısında bir kafe’de oturduk.Kendimize güzel bir kahvaltı söyledik,yanına semaver de çay da istedik.İştahla yedi Şahin,ben yiyemedim.Onu izlemekten,gülümsemekten başka hiç bir şey yapamadım.Yemiyorum diye uyardı beni,ye dedi ye yine kuş kadar kalmışsın.Çok zayıflamışsın.Bunları söylerken şefkat akıyordu aşığı olduğum gözlerinden. O kadar heyecanlı, o kadar mutluydum ki dakikaları durdurabilme gücüm olsun da Şahinle orada bir ömür kalayım istedim. O kadar tatlı,o kadar kibar bir insandı ki garsonlar masamızın etrafında cirit atıyor,sürekli bir isteğimiz var mı diye yokluyorlardı,Şahinle sohbet ediyor,yanımıza gelen gitmiyordu.Ben gitsinler istiyordum,ben sadece benimle konuşsun istiyordum.İstiyordum istemesine de hiç konuşamıyordum ki,dut yemiş bülbül gibi sus pus oturuyordum.Yıllardır merak ederim bu çocuktaki şeytan tüyünün sırrını,yıllar oldu çözemedim.Karşılaştığı,tanıştığı insanları nasıl bu kadar etkileyebildiğini düşünürüm,o sempatik gülümseyişinin tesiri altında kalmayan var mıdır ki ? Ben ona aşık olduğum için mi böyle mükemmel,yoksa o böyle mükemmel olduğu için mi ben Ona aşığım ? Şimdi Mardinli bir garsonla konuşuyor,çocuk yaşadığı zorlukları anlatıyor benimki şefkatle onu dinliyor,telefonunu veriyor,istediği zaman arayabileceğini,elinden ne yardım gelirse esirgemeyeceğini söylüyor.Sen niye bu kadar güzel kalplisin çocuk ? Mardinli garson uzaklaşıyor sonunda masadan,kalıyoruz baş başa.Konuşamıyorum ben,oda kollarını dayamış masaya bana bakıyor.Tıpkı ilk kez konuştuğumuz e-cafe deki gün gibi.Beni izliyor,gözlerine bakıyorum taa içine.Hüzün görüyorum orada,oda üzgün bence yaşayamadıklarımıza. Uzansın elimi tutsun,gelsin yanıma otursun,sarılsın bana,başını göğsüme gömsün istiyorum.Hiç birini yapmıyor,sadece hayranı olduğum gözlerini yüzümde gezdiriyor.Göz göze geliyoruz ara sıra,heyecanlanıyorum,yüzüm yanıyor,kulaklarım yanıyor,saç diplerim avuç içlerim terliyor,nefesim kesikleşiyor,hızlanıyor.Sadece gülümseyebiliyorum sadece izliyorum tıpkı onu gördüğüm ilk gece de yaptığım gibi.

Sağ kolunu masaya dayamış,sağ eliyle sağ yanağını tutuyor gülümseyerek başını sallıyor.

-Eeee- diyor,- eee Gülşah- diyor.

Hiç bir şey söyleyemiyorum,aslında bir gün ona söyleyebilmek için biriktirdiğim ne çok söz var içimde.Bakışlarına hüzün karışıyor arada,küskün mü bakıyor bana? Kafamda bir Ahmet Kaya şarkısı çalmaya başlıyor.

-Adı Yılmaz,kendi Yılmaz’ı söylüyor Ahmet Usta-

Dalyan gibi bir çocuktu
Benim gözümde küçüktü
Küstüde dağlara çıktı
İner mi inmez mi bilmem

Şimdi dağların tozudur
Belki isyanın sazıdır
Halen kalbimde sızıdır
Diner mi dinmez mi bilmem

Adı Yılmaz kendi yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dönmez mi bilmem

Mavi gözleri boncuktur
Ölüm korkusu şuncuktur
Azrail atı kancıktır
Biner mi binmez mi bilmem

Parkasına kar yağmıştır
Bir kenarda ağlamıştır
Belki elleri yanmıştır
Söner mi sönmez mi bilmem

Adı Yılmaz kendi yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dönmez mi bilmem

İstemsiz yaşlar akıyor gözümden,Ahmet Usta dertli sesiyle söyledikçe içim kanıyor,Şahin küskün küskün baktıkça kalbim kanıyor.Göz yaşlarıma bakıyor,eliyle silsin istiyorum.Silmiyor.

-Ağlama- diyor,yalnızca.

Daha çok ağlayasım geliyor o böyle baktıkça,ağlama dedikçe.Sessizce akan göz yaşlarım hıçkırıklara dönüşüyor,şimdi katıla katıla ağlıyorum.Af dilemek,kendimi anlatmak,kurban olduğum ne olur bana öyle küskün bakma demek geliyor içimden.Diyemiyorum,konuşamıyorum ki.Sadece ağlıyorum,ben kocaman bir göz oluyorum ve bedenim sarsıla sarsıla ağlıyor.Ben ağladıkça,gözleri doluyor onunda.Küskün gözleri hüzünleniyor,bulutlanıyor,kızarıyor ama yaş akmıyor.Biliyorum içine akıtıyor.Çocukken öğrenmiş içine ağlamayı,içinden ağlamayı.En son çocukken ölen arkadaşı için ağlamış,öyle demişti bir seferinde.

O gün o masada ne kadar ağladım bilmiyorum,bir süre sonra kalktım masadan,elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim.Biraz da orada ağladım,yüzümü yıkadım.Sakinleştim.

Masaya döndüğümde,Şahini orada bulamadım.Etrafa bakındım,beni orada yalnız başıma bırakıp gitmeyeceğini bildiğim halde panik duygusuna kapıldım. Telefonla konuşuyordu kafenin uzağında.Kimle konuşuyor acaba ? İçim bir tuhaf oldu,kadın hisseder mi ?

Yerime oturdum,onu izlemeye koyuldum.Vücut dilini inceleme başladım.Hiç bir şey çıkaramadım,kimle konuşuyordu acaba ?

Başını benim oturduğum tarafa çevirdi,çok kısa bir süre daha konuşup yanıma geldi.

-İyi misin ?- dedi.

-İyiyim-dedim,yalan söyledim.Hiç iyi değildim,o beni affettiğini,beni sevdiğini,hala hayatında istediğini söylemezse nasıl iyi olabilirdim ?

İkimizde konuşmak istiyor,nereden ve nasıl başlayacağımızı bilmiyorduk,çay da bitmişti zaten.Garsonlar da gelip gitmiyolardı,ne zordu konuşmak ki konuşması gereken,anlatması gereken bendim.

-Çay da bitmiş-dedim,gülümsedi.

-Bir semaver daha içer miyiz ?- dedi.

-İçeriz- dedim,gülümsemesi içimi eritti.

Hiç konuşmadan hatta birbirimize bile bakmadan durduk bir süre daha,çayımız geldi.Koca bir semaver çay vardı önümüzde.

Ahmet Usta’da hiç susmuyor bu gün,yine bir şarkı tutturmuş içimde yanık yanık söylüyor.Cam kırığı sesi,içime işliyor.Söyleyecek tek sözüm buymuş gibi

-Ahmet Kaya’nın  Ben gönlümü sana verdim şarkısını biliyor musun – diyorum pat diye.

Gülümsüyor,-biliyorum- diyor.

Ben gönlümü sana verdim
Pare pare yola serdim
Vakitsiz bir nara düştüm
Gelmedin yar, gelmedin yar.

Dağlar dağlar sözüm var sana
Duy sesimi, sitemim sana
Yol bekler, gözüm yollarda
Gelmez oldun, gelmez oldun.

Anla beni, gidecek yolum yok
Sevdamı diyecek yerim yok
Yüreğimin dayanacak gücü yok
Gelmedin yar, gelmedin yar.

Dağlar dağlar sözüm var sana
Duy sesimi, sitemim sana
Yol bekler, gözüm yollarda
Gelmez oldun, gelmez oldun.

-Söyler misin ?- diyorum.

-Hayır- diyor.

-Hiç şarkı söylemedim sana,ben söyleyeyim- diyorum.

Gülümsüyor,-söyle- diyor.Söylüyorum,söylerken ağlıyorum.

Sakinleşiyorum,kendimi konuşmak için zorluyorum.Hiç yardımcı olmuyor bana.Derin derin nefes alıyorum.

-Özür dilerim- diyorum. Gülümsüyor.

Ne için ?- diyor.

-Her şey için- diyorum.

-Geçti,bitti,boş ver- diyor.

Boş veremiyorum.

-Beni affettin mi ?- diyorum.

-Affetmek Allah’a mahsus- diyor. Sonra susuyor,ne söyleyeceğimi bilemiyorum.Susuyorum onunla birlikte bende.

Söyleyeceklerimin daha doğrusu söyleyemediklerimin ağırlığı çöküyor omuzlarıma.

Sessizliği bozuyorum.

-Tekrar şansım var mı ?- diyorum,söylediğime şaşırıyorum.Duyacağım cevaptan korkuyorum,hem ümit ediyorum hem bozguna uğramaktan korkuyorum.

-Yok-diyor.-Bizim artık birbirimizde hiç şansımız yok- diye devam ediyor.

-Senin bendeki yerini kimse alamaz- diyorum.

Bunları konuşmak yersiz,gereksiz.Boş ver- diyor.

Boş veremiyorum.

-Neden?- diyorum.

-Benim hayatımda biri var- diyor,ve Dünya o an başıma yıkılıyor.

Üzülüyorum,şaşırıyorum,öfkeleniyorum.Aynı anda pek çok duyguyu misafir ediyorum.

-Beni gerçekten sevmiyor musun ?- diyorum arsız arsız.İnanamıyorum Onun hayatında başkasının varlığına.

-Bunları konuşmak ne katacak bize ? Sen vedalaşmak için çağırdın ve ben seninle vedalaşmak için buradayım.-

Haklı,onu veda etmek için çağırmıştım ama geleceğini söyleyince barışacağız sanmıştım,bana bakışlarını görünce beni hala sevdiğini sanmıştım.Şahinin benden sonra hayatına birini alacağına hiç ihtimal vermemiştim.Çünkü bu benim için nasıl mümkün değilse onun için de değil sanmıştım.O an üzüntüm mü daha büyüktü öfkem mi bilemiyorum.Kalkıp gitmekle kalıp yalvarmak arasında gidip gidip geldim.Şimdi kalkıp gidersem Onu bir daha hiç görememe ihtimali canımı yakıyordu.Kalıp yalvarmakta artık yeni bana uymuyordu ki başkasını seven adama yalvarıp da ne yapacaktım? Sahi seviyor muydu Onu ?

-Seviyor musun Onu ?-

-Çok güveniyorum Ona- dedi.Bu cevap parça pinçik olan kalbimi daha da dağıttı.

Ben güven vermiştim ona,söz vermiştim.Tutamamıştım sözümü.

Yaşlar ben her ne kadar tutmaya çalışsam da akıyor gözlerimden.Hiç bakamıyorum artık Şahine.Konuşmak,soru sormak istemiyorum. Duyacaklarımdan korkuyorum.Tükeniyorum,tükeniyoruz.

Denize bakıyorum,bana evlilik teklif ettiği akşamı hatırlıyorum.-çay – diyorum -çay içelim-.Gülüyorum,bardağımdaki soğumuş çayı tek yudumda kafama dikiyorum.Gülüyorum,anlamsızca gülüyorum.Her şeyin anlamsızlığına gülüyorum.İşte ben bugün tükeniyorum.

Şefkatle bakıyor bana,sanki biraz da acı gibi.Bir tek intikam yok bakışlarında.Yalan söylemiyor,benden intikam almak için hayatımda biri var demiyor.Doğru söylüyor,o an anlıyorum.Hayatında gerçekten biri var.

Merak ediyorum kızı,aslında beni hiç ilgilendirmemesi gerekir ama çok merak ediyorum kızı.

-Fotoğrafına bakabilir miyim ?- diyorum.

-Gülşah,Allah aşkına bunu kendine yapma-

Bize yapma demiyor,kendine yapma diyor.Üzülenin bir tek ben olduğumun oda farkında.Üzülüyorum,çok üzülüyorum.

-Yooo,tahmin ediyordum hayatında biri olduğunu.Bunca yıldan sonra seni hala bıraktığım gibi bulamayacağımı biliyordum- diye okkalı bir yalan savuruyorum suratına.İnanıyor,söylediğim ona iyi geliyor,rahatlıyor.Sanırım beni teselli etme yükümlülüğünden kurtardığım için onu mutlu oluyor.

-Hadi,diyor kalkalım artık.-

Fotoğrafına bakabilir miyim ?- diye yineliyorum sorumu.

İç çekiyor,- neden görmek istiyorsun?- diyor.

-Merak ediyorum-diyorum.Senin gönlünü,güvenini kazanmış kızı-

İsteksizce eli telefonuna gidiyor,biraz kurcalıyor.Telefonu bana uzatıyor.Ekranı çevirmeye korkuyorum bir yandan da meraktan ölüyorum.Merakıma yeniliyorum,ekranı çeviriyorum.Kızın fotoğrafına bakıyorum.

Sarışın,beyaz tenli çok güzel bir kız gülümsüyor ekrandan bana.Şaşırıyorum,kızı kendime benzetiyorum.Demek ki Şahin aynı tarz kadınlardan hoşlanıyor diye düşünüyorum.Artık kalkıp gitmek istiyorum.Aniden ayağa kalkıyorum,bu sefer gerçekten bayılmaktan korkuyorum.Şükür ki bayılmıyorum,zoraki gülümsüyorum.Şahinin elini sıkıyorum

-Hoşçakal- diyor ve masadan uzaklaşıyorum.

Şahin koşmuyor arkamdan,dur gitme demiyor,yalan söyledim,seni üzmek için yaptım demiyor.O zaten öyle çocukluklar yapmaz ki.

Yürüyorum,yorgun hissediyorum.Ayaklarım bedenimi taşımakta zorlanıyor.Sanki yürümüyorum da sürükleniyorum gibi geliyor.Şahinin sesini duyuyorum,ayak sesini işitiyorum.Dönüp bakıyorum,dur diyor duruyorum.Koşup yetişiyor,sarılacak sanıyorum.Sarılmıyor.Bakıyor sadece bakıyor.

-Seni İzmir’e götüreyim,oradan dönersin Çanakkale’ye -diyor.Beni bunun için durdurmuş,yalnız dönmeyeyim diyeymiş arkamdan koşup yetişmesi.

-Gerek yok- diyip kestirip atıyorum.

-Yalnız dönme,benimle geldin benimle dön -diyor.

Sinirleniyorum,dişlerimi sıkıyorum.Yumruklarımı sıkıyorum.

-Sen git sevgiline hamilik yap,ben bir senedir Diyarbakır’da yalnız yaşıyorum.Çekil şuradan- diyorum.

Sesimin öfkeli tınısına hayret ediyorum,sanırım Şahinle ilk kez böyle konuşuyorum.

Şaşırıyor oda,dikkatle beni süzüyor.Alışık olmadığı,bende daha önce hiç görmediği bir tavır bu.

-Tamam,İzmir’e bırakayım daha sonra hamilik yapmam söz sana -diyor.

İçimdeki edepsiz açığa çıktı bir kere,geri adım atmaya niyeti yok belli ki.

-Ya bas git- diyorum avaz avaz.

Koca sesimle etraftakilerin meraklı bakışlarını üzerimize çekiyorum.

Şahin kaşlarını çatıyor.-Giderim ama önce seni otobüsüne bindireyim- diyor.

-Ya bas git be,niye laftan anlamıyorsun -diyorum.Tırnaklarımla suratını,o bakmaya kıyamadığım güzel suratını çizmemek için zor duruyorum.

Şahin şaşkın,birlikte olduğumuz süre boyunca beni hiç böyle görmedi.Bende kendimi hiç böyle görmedim.Biz neredeyse hiç tartışmayan bir çifttik.Sesimin yükseldiği olmamıştır yanında.Gerçi ben sesi hep az çıkan bir kızdım hayatta.Şahinden sonra fark etmiştim,içime akıttığım öfkemi.Şahinden sonra fark etmiştim karşımdakini üzmemek için hep sessiz kalmayı tercih ettiğimi ve yine ondan sonra fark etmiştim biriktirilen öfkenin bekledikçe ne kadar yıkıcı olduğunu.

-Bırak beni be,defol git- diye bağırıyorum,sonra avaz avaz ağlamaya başlıyorum.Sonrasını hatırlamıyorum.

Bu kez gerçekten bayılmışım,gözlerimi Çeşme devlet hastanesinde açıyorum.Kolumda bir serum,yanı başımda Şahin.Endişeli gözlerle bana bakıyor.Onu görünce hatırlıyorum,sokak ortasındaki bağırış çağırışlarımı.

-Sinir krizi geçirdin,ama şu an iyisin-diyor,hemşire.Gözlerimi kapatıyorum,utanıyorum.

Sen git,bekleme- diyorum Şahine.

Hiç cevap vermiyor,- ne zaman çıkabiliriz?- diyor hemşireye.

-Biz diye bir şey yok,ben çıkacağım hastaneden.Sonra çekip gideceğim ve seni bir daha hiç görmeyeceğim- diyorum.

Hemşire gülüyor,bunu basit bir aşık atışması zannediyor belki de.

-Çok yakışıyorsunuz çocuklar- diyor işgüzar işgüzar,cevap vermiyoruz ikimizde.

Hastaneden çıkıyoruz,Şahin koluma giriyor.Beni bir arabaya yönlendiriyor.Kolumu çekiyorum,arabaya binmek istemiyorum.Zorla bindiriyor.Binince kapıları kilitliyor.

Ne yapıyorsun?- diyorum.

-Seni Çanakkale’ye bırakacağım- diyor.

-İstemez,istemez.İneceğim-diyorum.

-Gülşah,yapma Allah aşkına ya- diyor,sesi bezmiş çıkıyor.

Konuşmuyorum,gözlerimi yumuyorum.Akşam olmak üzere,uyuyor taklidi yapıyorum ve bir süre gerçekten içim geçiyor.

Uyanıyorum,bir an nerede olduğumu,neler olduğunu anımsayamıyorum.Sol tarafa bakıyorum,Şahini görüyorum.Uyandığımı fark etmiyor.Yaşananlar bir bir aklıma geliyor,sinirlerim geriliyor.

-durdur arabayı,ineceğim ben-

-Çanakkale’ye gelince,ineceksin zaten.-

-Bilmiş,bilmiş konuşma.Durdur şu arabayı.Kırk kere mi söyleyeyim.İneceğim ben-

Umursamıyor,sürmeye devam ediyor.Cevap bile vermiyor.Sessiz ve umursamaz duruşu sinirlerimi alt üst ediyor.İnmek istiyorum.Durdur şu arabayı diye avaz avaz bağırıyorum,duymamazlıktan geliyor.Umursamazlığı beni çileden çıkarıyor.Bir taraftan durduuuuur diye bağırıyor,bir taraftan o dokunmaya kıyamadığım bedenine vurmaya başlıyorum.Hiç bakmıyor bile benden tarafa.O bakmadıkça ben deliriyorum,beni duymadıkça daha çok bağırıyorum.Durmadıkça daha şiddetli vuruyorum.Göğsüne vuruyorum,kollarına vuruyorum,yüzüne vurunca aniden duruyor.Sağa,boş tarlaya doğru sürüyor arabayı.Bana dönüyor,öfkeyle bakıyor gözleri.Dişlerinin arasından soruyor

-Ya ne yapıyorsun sen ? Derdin ne ?-

Sonunda tepki alabildiğim için mutlu hissediyorum,artık yok sayılmaya tahammül edemem.Kimse yok sayamaz beni.Şahin bile.

-Derdim arabadan inmek,derdim seninle aynı ortamda kalmamak.

-Çanakkale’ye bırakayım seni,sonra zaten yüzüne bakmam bir daha-

-Asıl ben senin yüzüne bakmam,siktir git- diyorum,bir yandan da itiyorum.

-Terbiyeni takın,canımı sıkma artık yeter.Sen ne biçim bir insan olmuşsun-diyor ve bende kayış tamamen kopuyor.

-Ben mi ne biçim insan olmuşum?- diyorum öfkeyle.

Hızımı alamıyorum,içimde onca yılda biriktirdiğim tüm öfke dışarı çıkıyor bir an.

-Sen pipinin derdine düşmüş karı kız kovalarken,ben aylarca yataktan çıkamadım.40 kiloya kadar düştüm,geceler boyunca baş ucumda seni gördüm,seninle konuştum.Hayata küstüm,okulumu yarım bıraktım.Anti depresanlarla uyudum.Uyudum,uyandım seni sayıkladım.Ölmeyi bile düşündüm.İnsanlıktan çıktım.Allah senin belanı versin.-

Hem ağlıyor,hem bağırıyordum.Göz yaşım salyama,salyam sümüğüme karışmıştı.

-Sakinleştirici etkisini yitirdi herhalde- dedi.

-Ne hakla bana sakinleştirici yaparlar?- diye bağırmaya başladım.

Kapıyı açtı,dışarı çıktı.Arkasından da ben çıktım.

-Ne o,ağır mı geldi duydukların ? Daha bitmedi ama,daha anlatacaklarım var sana.Sen uçkurunun derdindeyken ben senin derdinle gerçekten hasta oldum.Ruh sağlığımı önce kaybettim,sonra terapi sayesinde tekrar buldum.Yıllarca terapi aldım,o yataktan kalktım.Okulumu bitirdim,kürtçe öğrendim.Diyarbakır’a geldim.1 senedir tek başımayım,ailem yok yanımda.

Sustum,söylediklerimin tesirini ölçmek için Şahine baktım.Allak bullak olmuş görünüyordu.

-Bende çok üzüldüm,bu ayrılığı sen tek başına yaşamadın-dedi,sesi sakindi.

-Sen üzüntünü yok etmek için birini buldun kendine,bense tek başıma sırtladım acımı,senin  gibi kolay olanı tercih etmedim.Ben senden daha mert’im.-

Şahin sinirlenmeye başlıyordu,öfkeden yüzü kızarmaya başlamıştı.

-Sen kendini dürüst mü sanıyorsun ?Sen dürüst müydün Gülşah ? Ailenin beni istemediğini benden gizlerken,beni İzmir’e davet ederken dürüst müydün sen ? Baban bizi ailecek evden kovarken cesaretli miydin benimle gelecek kadar ?-

En az benim kadar öfkeliydi,her ne kadar kontrol etmeye çalışsa da gizleyemiyordu öfkesini.

İzmir-Çeşme yolunda saçma sapan boş bir arsada karşılıklı bağırıyorduk bir birimize.Herkes eteğindeki taşı döküyordu.Ben arada hırsıma yenilip vuruyordum ona.Sadece kendini koruyordu,o bir kez bile şiddet uygulamadı,kötü söz kullanmadı bana.Öfkeliyken bile beyfendi.

-Ne dersin,babam haklı mı çıktı Şahin ? Batılı bir sevgili yapmışsın belli ki yine.Bu sefer kurtuldun mu Doğulu egondan?-

Canım çok yanıyordu,canı çok yansın istiyordum.Onun da en az benim hissettiğim kadar ezik hissetmesini sağlamaya çalışıyordum.

Hiç cevap vermedi,kızmadı da öfkelenmedi de.Yüzünde hiç bir duygu emaresi yoktu.

Ahmet Usta yine dadandı beynime,bu kezde Yaşamadın sen’i söylüyordu.

Sensiz geçmiyor bu günler, biliyor musun?
Yüreğine beni, beni soruyor musun?
Öyle yalnız, yalnız kaldım, biliyor musun?
Türküler söyledim sana, duyuyor musun?
Türküler söyledim sana, duyuyor musun?

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın, kaçamıyorsun

Bir kuş oldun gökyüzünde, uçamadın sen
Nehir oldun, ırmak oldun, taşamadın sen
Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın, kaçamıyorsun.

Başarmıştım,onun da canı yanıyordu.

-Gidelim artık,hadi bin lütfen-dedi.

Bir daha gerekmedikçe hiç konuşmadı,yüzüme bakmadı.Adımı bir kez bile söylemedi.

-Özür dilerim-dedim,sesim ağlamaklıydı ama ağlamayacaktım en azından şimdi burada karşısında ağlamayacaktım.Sonra nasılsa ağlayacak çok vaktim olacaktı.
Cevap vermedi,başı önündeydi.
-Allah’a emanet ol-dedi ve cevap vermemi bile beklemeden arabaya bindi.Arabayı çalıştırdı ve karanlığa sürdü.
Gecenin karanlığında bir başıma bıraktı beni.Öylece bakakaldım arkasından,yine gidişini sessizce seyrettim.Onu ikinci kez kaybettim.Bir daha asla onu göremeyecek olmanın ağırlığı çöktü omuzlarıma,bu ağırlığı daha fazla kaldıramadı bacaklarım,oturdum gecenin koynunda bir taşa.Usul usul ağlamaya başladım Onu sonsuza kadar kaybedişime.Bende Şahini tanıyorsam artık iki cihan bir araya gelse yüzüme bakmaz bir daha benim.İnsan olarak bile sevmezdi artık beni.
Sevdiğim adamı mahşere kadar kaybetmiştim,bu Dünyada ikimiz için zerre kadar bir ihtimal vardıysa da onu kendi ellerimle,kendi dilimle yok etmiştim. Bitmişti işte,bu kez gerçekten. Şahini çok iyi tanıdığım için Onun bir daha asla benimle olmayacağını sanıyordum ama biri daha vardı.Kulun iradesi üzerinde bir iradeye sahip olan unuttuğum biri daha vardı.Allah yeter ki istesin,ol desin.
Bir mucize olacaktı,çok zor olacaktı ama eninde sonunda olacaktı.
O gece,o taşın üstünde oturmuş hüngür hüngür ağlarken Yaratıcının bizim için hazırladığı yazgıdan,bizim için planladıklarından habersizdim.
Gece karanlıktı,içim karanlıktı ama gelecek bizim için aydınlıktı.
Öyleymiş,o vakit bilmiyordum.

DEVAM EDECEK.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...