Bir Kürt Sevdim

BÖLÜM 1

Mümkün olsaydı keşke seçebilmek doğduğum toprakları,mümkün olsaydı keşke silebilmek ön yargıları,değiştirebilmek yazgıyı…

Onunla ilk karşılaşmamız bir bahar akşamına rastladı.Alternatif bahar şenlikleri adını verdikleri bir eğlencede halay çekiyordu.Herkes Şebnem Ferah konserine gitmişti ve ben başım ağrıdığı için arkadaşlarımdan erkenden ayrılıp yurdun yolunu tutmuş gidiyordum.Edebiyat fakültesinin önünden geçerken saç üzerinde pişen bazlamanın kokusu iştahımı açtı,hiç unutmam bir patatesli bazlama bir de ufak çay aldım.Elimdekileri dökmeden yiyebilmek için kenara oturdum ve halayı seyretmeye başladım.Kürtçe olduğunu tahmin ettiğim anlamadığım bir dilde şarkılar çalıyordu ve onlarca genç eğleniyordu.Etrafta pankartlar vardı.Normalde arkadaşlarımla burada hiç oturmazdık ama o gece oturasım geldi,demek ki kader böyle bir şeydi.Kaçışı yoktu,yaşanması gereken neyse O olurdu.

Halay bittiğinde adını ilk kez duyduğum bir türkücüyü davet ettiler ve onlarca genç çimenlerin üzerine oturup bağlama çalan adamı dinlemeye,türkülerine eşlik etmeye başladılar.Çayım bitmişti ama içimden orada kalmak ve bizlerden farklı bir eğlenceyi tercih etmiş bu insanları açık konuşayım az önce halay çeken çocuğu izlemek geliyordu.Bir çay daha alıp çimenlere,o esmer çocuğu görebileceğim bir yere oturdum.Çocuk bu organizasyonda önemli biriydi sanırım,sık sık birileri gelip kulağına bir şeyler fısıldıyor oda kalkıp bir yerlere gidip geri geliyordu.Bense ateşin ve kampüs lambalarının aydınlattığı gecede nasıl olsa kimse beni fark edemez diye düşünüp onu izliyordum.

Kuşkusuz hayatım boyunca gördüğüm en güzel yüze sahipti,uzun boyu onu ilk bakışta fark edilir kılsa da gülüşü sanırım sahip olduğu en güzel şeydi.

Hiç kimseyi tanımamama,çalan şarkı- türküleri anlamamama rağmen orada kalmak ve O esmer çocuğu izlemek istiyordum.

Türkücü adam şimdi türkçe bir şarkı söylüyordu.Sözleri tanıdık geldi bana,ama tınısı benim bildiğimden çok farklıydı.

Sözün şiirlerin mükemmelidir,senden başkasını seven delidir,yüzün çiçeklerin en güzelidir,gözlerin bilinmez bir diyar gibi…

Bu sözleri ben daha önce Sezen Aksudan dinlemiştim,ama adının sonradan Mustafa Kaya olduğunu öğrendiğim sanatçı şarkıyı bambaşka söylemişti.

Acaba adı neydi? Bölümü neydi ? Kaç yaşındaydı,kimdi acaba bu çocuk ? Sorulması gereken en önemli soru NERELİ olduğuymuş meğer,çünkü memleketi bizim önümüzdeki en büyük engeldi…

Gece bitmesin,yüreğimdeki bu tatlı kıpırtı gitmesin istiyordum.

Halay başladı tekrar,yine en başındaydı halayın.Dayanamadım,rezil olma bahasına kalktım bende halaya.Yanımdaki kızların ayaklarına bakıp taklit etmeye başladım,bir iki tökezledim ama yavaş yavaş kavramaya başladım.

Halay bittiğinde artık gecede sona eriyordu.İçimde buruk bir hüzün belirdi.Grubun bir kısmı dağılmaya başlamıştı bile,sonra fark ettim esmer çocuk ve  az önce türkü söyleyen adam çevrelerini saran insanlarla sohbet ediyorlardı.Nasıl olsa kalabalıkta kimse beni fark etmez diye etraflarını sarmış insan çemberinin arasında kendime bir yer bulmaya çalıştım ve dikkatle ne konuştuklarını dinliyormuş gibi yapmaya başladım.Aslında kimin kimle ne konuştuğu zerre umurumda değildi,tek derdim Onu daha yakından görebilmekti.

Çaktırmadan yüzünü inceliyordum,gülüşünü,gülünce ortaya çıkan dişlerinin muntazam duruşunu ve sağ elini mütemadiyen kirli sakalları arasında gezdirişini izledim bir süre.Şahin dedi biri ve o kafasını çevirdi ve ben böylece adını öğrenmiş oldum.Azdı ama bu kadar bilgi,devamını kimden ve nasıl öğrenecektim ? Belki de Şahin şu türkücü adamın menajeriydi ve bu gece Onu ilk ve son görüşüm olacaktı.Olabilir miydi ?

Sohbet bitti ve türkücü adamla birlikte şahinde gitti.Etrafta kafayı bulmuş tipler dışında pek az insan kalmıştı ki bende yurdun yolunu tuttum.

Aklımda bir soru … Onu tekrar görebilecek miyim ? İçimde hüzün bulaşmış bir mutluluk…Acaba aşık olmuş olabilir miyim ?

BÖLÜM 2

Ertesi gün dersim geç başladığı için öğlene kadar uyudum ve yurtta kahvaltı sona erdiği için kampüs içindeki kafelerden birine gittim ders başlamadan bir şeyler yiyebilmek için.Tanıdık kimseyi görmek istemiyordum,durup durup dün geceyi düşünüyordum.Kimdi acaba ? Aklıma bir fikir geldi,dün onu ilk kez gördüğüm edebiyat fakültesinin yakınındaki kafeye gitmeye karar verdim.Belki Oda oralardadır diye geçirdim içimden.Ama o gün ve takip eden diğer günler ona tekrar rastlamadım ve içimdeki onunla tekrar karşılaşma umudu gitgide küçüldü. Taa ki alternatif bahar şenliklerinin yasağının kalktığını öğrendiğim o cuma akşamına kadar.

Cumartesi gecesi yanıma hiç kimseyi almadan direk Edebiyat fakültesinin şenlik alanına gittim.Çoktan bazlamaları pişirmeye,çekirdekleri çıtlatmaya ve halaya başlamışlardı.Ortamdaki gençler ekseriyetle birbirine benziyordu,ortama ve onlara yabancı olduğum her halimden anlaşılıyor olmalıydı ki yanından geçtiğim insanlar kafalarını kaldırıp beni süzüyordu.Kızların yoğunlukta olduğu bir halkaya merhaba diyerek oturdum.Hoşgeldiniz dedi her biri tek tek.Kendilerini tanıttılar,bölümlerini söylediler,memleketlerinin neresi olduğuna,hangi yurtta kaldıklarına dair sohbet konuları açtılar.Bana sorular sordular,sigara,çekirdek vs ikram ettiler.Ne tatlı,cana yakın insanlar diye geçirdim içimden.Çoğu doğu illerinden gelen bu gençlerin ortak özellikleri güler yüzlü oluşlarıydı.

İçlerinden biri grubun topluca merak ettiği soruyu patlattı, – genelde bizlerin dışında katılım olmaz alternatif bahar şenliklerine hayırdır seni hangi rüzgar attı belli ki kürt de değilsin.- Doğruydu,alternatif bahar şenliklerine genelde kötü gözle bakılır,siyasi bir hareket gibi algılanırdı ve doğu kökenli öğrenciler dışında katılım hiç olmazdı.

– Türkü severim dedim,halay da hoşuma gitti.Hem fena mı sizleri tanımış oldum diyerek aslında orada bulunuşumun gerçek sebebinin aklımdan çıkaramadığım yakışıklı olduğunu gizledim.

Biz seni tanıdığımıza sevindik,hoşgeldin aramıza dedi,güler yüzlü kızlardan tombalakça olanı,bende dedim gülüşüne gülümseyerek karşılık verdim.

Gece ilerliyor,halayın biri bitiyor biri başlıyordu,şahin ortalarda yoktu.Muhtemelen öğrenci değil o gece raslantıydı burada olması diye düşünmeye başladım.İçim cızz ediyordu çünkü onu görmek istiyordum,düşüncesi bile kalbimi hop oturup hop kaldırıyordu.

Göremedim ama,önce halay bitti sonrada gece ve herkes evlerine,yurtlarına dağıldı.İlk defa o gece onu düşünmeden uyumaya çalıştım.Çünkü o bir gecelik görüntüsü beni saplantılı bir aşığa dönüştürmeye başlamıştı.

Sonraki günler hayatım tüm sıkıcı rutiniyle akmaya başladı,her gün aynı kişiler aynı muhabbetler aynı kısır döngüler.

Ne tuhaftı bir gece de hem çok mutlu olmuştum hem de eski hayatımdan zevk alamaz hale gelmiştim.

Hayat tesadüflerden ibaretmiş ve Yaşamıma yeni süprizleri varmış Yaradanın.

Fırat adında bir arkadaşım vardı o güne kadar çok sohbet edebilme fırsatımın olmadığı,- sen bahar şenliklerine katılmıştın diye hatırlıyorum,halayda görmüştüm seni.- dedi ben yüzüne anlamsızca bakmayı sürdürürken. – evet- dedim. – Bu gece Cem türkü evinde türkü ve halay gecesi var,katılmak ister misin ?- dedi.

Son günlerde o kadar sıkılıyordum ki,tamam dedim hiç düşünmeden.En azından her gecekinden farklı bir şey yapmış olurum diye geçirdim içimden.

İlk defa bir türkü evine gidecektim,sade bir şeyler giydim ama sarıya çalan saçlarıma dümdüz fön çektirdim ve makyajımı hafif tuttum ki dikkat çekmeyeyim sonuçta nasıl bir yere gideceğimden bi haberim.

Fıratın yanında sınıftan bir kız arkadaş daha vardı,köşede tanımadığım başka kişilerinde olduğu bir masada oturuyorlardı,selam verip hepsine, bir çay ısmarladım kendime.

Sahnedeki grup birbirinden güzel türküler söylüyordu,bir sigara molası dedi solist ve müzik kesildi birden,aslında geç olduğunu düşünüp kalkacaktım ama fırat tek dönme yurda birlikte döneriz üçümüz diyince biraz daha oturmaya karar verdim ve hayatımın en güzel kararının bu olduğunu düşünürüm yıllardır.

Mola bittikten sonra solist bir türkü daha söyleyip sahneye kendinden övgülerle bahsettiği birini davet etti,şahin kardeşim dediğini hatırlıyorum gerisi uçtu gitti sözlerin.

Kafamı yıldırım hızıyla çevirdiğim sahne de gördüğüm kişi oydu,ŞAHİN.

Hayatım boyunca ölsem unutamam ben o geceyi,bir bağlama almış dizine,koymuş ince parmaklarını tellerine,sesi sanki kadife.

Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe…

Gözümü kırpmadan,nefes almadan,kimseyi umursamadan ve neden ağladığımı anlamadan dinledim o gece onu.

Bana mı öyle geldi,yoksa oda bana mı bakıyordu ?

Neydi şimdi bu ?

Eğer birbirimize yazmadıysa bizi Yaradan,neden çıkarmıştı Onu karşıma tekrardan ?

BÖLÜM 3

İkinci karşılaşmamızın akıbeti ilkinden pek farklı olmadı,o gece Onu tekrar gördüm ve bitti.Aslında daha niye hayal kurmaya devam ediyordum ki ? Eğer oda benden benim Ondan etkilendiğim kadar etkilenmiş olsaydı muhakkak bir adım atardı.Bir kız olarak ilk adımı ben atacak değildim ya.Günler hızla geçip gitti.Yaz tatili geldi ve ben memleketime döndüm.Biliyor musunuz hiç çıkaramadım onu aklımdan.Benimle tanışmak,sevgili olmak isteyen bir sürü erkek olmasına rağmen kimseyi beğenemedim.Ben ki ergenlik yıllarımda bile kimseye hayranlık derecesinde beğeni duymamış,takıntılı bir şekilde aşık olmamıştım bu neydi böyle ? İki kere gördüğüm ve varlığımdan haberdar olmayan bir adamın hayalini kuruyordum her gece.Beğenilen,istenilen,peşinden koşulmasına alışmış bir kızdım ve hayatımda ilk kez aşık olduğum adam tarafından görünmez kılınmıştım.Ama sanmayın ki bu durumu gurur meselesi yaptığımdan Şahine olan ilgim.Herkes bilsin ki ilk görüşte aşk diye bir şey varmış ve insan hiç tanımadığı,birlikte zaman geçirmediği birini bile kalbinde taşırmış.

Yaz tatili bitti ve ben izmire döndüm,biliyor musunuz hiç yitirmedim umudumu Yoktan Var eden ALLAH dualarıma kayıtsız kalacak değildi ya çıkaracaktı Şahini tekrar karşıma.Peki ne yapacaktım onu tekrar gördüğümde ? Yine sessizce beni fark etmesini mi bekleyecektim ? Hayır,asla.Söz vermiştim Allaha eğer bu mucizeyi tekrar yaşatırsa bana bende bana düşeni yapacak,duygularımı sahibine açacaktım reddedilme bahasına.

Günler bazen hızla bazen yavaş kovaladı birbirini ve ben her gece tam da uyumadan önce açtım ellerimi, gücü imkansızı olur kılmaya yeten Rabbime.Duam bitince hayal kurdum,tekrar karşılaştığımızda Şahine anlatacaklarım hakkında.

Ve bir gün dualarım kabul olmuş haliyle karşımda ete kemiğe bürünmüş duruyordu.İzmirde okuyanlar bilir E Cafe vardı kampüsün işlek bir yerinde.İşte O sabah orda kalabalık bir arkadaş grubuyla kahvaltı yapıyordum ki sesini duydum önce,bir şeyler anlatıyordu ne olduğunu anlayamadığım bir dilde.Herkes yok oldu O kafede o an,bir biz kaldık birbirimize.

Allah duymuştu dualarımı,şimdi sıra bendeydi işte.Tutacaktım sözümü.

Arkadaşlarımın meraklı bakışları ve nereye gidiyorsun soruları eşliğinde kalktım oturduğum masadan.Yüreğim kıpır kıpır,ellerim tir tir titrer bir halde gittim masalarına.Konuşsam sesim çıkmayacak sanki ama konuşmasam da olmayacak idi.Bu benim son şansım olabilirdi.Etrafında onu dikkatle dinleyen kalabalığın ilgisi şimdi kendilerine benzemediği halde masalarına yaklaşan benim üzerimdeydi ve ayaklarımın bağının çözülme sebebi Şahininde artık konuşmasını yarıda kesip masalarının başında dikilen bu yabancıya dikkat kesilmesiydi.

Şimdi tüm masa sessizliğe bürünmüş beni izliyordu ve lanet olasıca sesim sanki karnıma kaçmış,çıkmıyordu.Kendimi aptal konumuna düşürdüğümün farkında ve biraz da onca insanın karşısında rezil olacağım korkusuyla konuşamıyordum ki Şahin yetişti imdadıma.

Buyurun,oturmaz mısınız dedi tüm sıcakkanlılığıyla.Sessizce iliştim boş sandalyelerden birine.Canım benim anlamış olacak ki ilgimi ve çekingenliğimi sanki tanıyormuş gibi davrandı beni. Dünya yansa bir kalbur samanım yanmazdı o an sanki.Onu dinlemek,konuşurken yaptığı jest ve mimikleri hafızama kazımak ve hiç silmemek istiyordum.Biraz daha konuştular ve yavaş yavaş dağıldı grup.

-Hadi şahin,gelmiyor musun- dedi bir arkadaşı ve ben bu sesle uyandım ayakta gördüğüm rüyadan.

Siz gidin ben birazdan geleceğim demesi ise masaya dayadığı kollarının ardından bana bakan gözlerini fark etmemi sağladı.

Herkes kalkmış masadan bir biz kalmışız ve şahin tıpkı adını aldığı yırtıcı gibi sert bakışlarını yüzümde gezdirirken sesim bir daha hiç duyulmayacak gibi kısılmıştı.

Derin bir nefes aldım ve Yaradana verdiğim sözü hatırlatıp kendime konuşmaya karar verdim,Allahım ne zormuş bir erkeğe hemde O söylememişken Seni Seviyorum diyebilmek.Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda onunda hala dikkatle bana bakmakta olduğunu fark edip aynı hızla başımı kafenin kapısına çevirdim.Şimdi kalkıp gidebilir ve onu tekrar görebilmek için aylarca dua edebilirdim yada ne varsa içimde anlatıp en azında ben elimden geleni yaptım diyebilirdim.Bir yanda deli gibi atan aşık kalbim diğer yanda kadınlık gururum.Sıkışmıştım ve o hiç yardımcı olmuyordu bana,bakıyordu sadece yüzümü ezberine alırcasına dikkatle.

Başımı kaldırıp ona tekrar bakarsam hiç konuşamayacağımı anlayıp başım önümde konuşmaya karar verdim.

Siz tanımıyorsunuz beni ama ben geçen yılki alternatif bahar şenliklerinden beri tanıyorum sizi,o gün bugündür çıkaramıyorum kalbimden.

Hiç unutamıyorum sadece bu kadarcık konuşabildim,sadece bunları söyleyebildim ve asla bakamadım yüzüne.İçimde yangın çıkmıştı sanki,ellerim yanaklarım yanıyor gibiydi ve karnım kasıldı,midem bulandı.

Söylediklerimin karşı tarafta oluşturduğu etkiyi görmek için sessizce bekledim bir süre yine başım önümdeydi bu bekleyişte.Cevap gelmedi ve bu sessizlik gözlerimi ona yönlendirdi yine.

Şimdi güzel eli kirli sakalları arasında gezinirken gözleri sert bakışlarından hiç bir şey kaybetmeden bana bakıyordu,bense ağzından çıkacak tek bir cümleye muhtaç.Rezil olmuştum bir kere devamını getirmek daha kolay oldu  benim için o yüzden.- Cevap vermediniz- dedim. Gülümsemişti bu sefer,bu gülümseyiş kalbimi yerinden çıkarabilirdi.Bence yaratılmış en yakışıklı erkek oydu ve de en güzel gülümseyeni.Bu gülümseyiş cesaret verdi bana,en azından sert değildi ya bakışları artık bu bile yeterdi.

Biz birlikte olamayız,dedi. Bunu o kadar net söyledi ki konuşmayı unuttum sandım o an.Soramadım bir süre neden diye,yaşlar birikti gözlerimde ve kocaman bir düğüm boğazımda.- Neden- diyebildim bir süre sonra.Sevgiliniz mi var diye ekledim hemen akabinde.-Hayır,dedi aynı netlikte.O zaman tek bir sebep kalıyordu geriye,beğenmemişti beni işte.

O ana kadar bana aşkını anlatıp red cevabını verdiğim erkekler geldi gözümün önüne,acaba içlerinden birinin ahını mı almıştım? Beddua gibiydi şu yaşadığım.Rezil olmuştum,aşıktım ve aşık olduğum adam beni reddetmişti kısa ve net biçimde.

Kaybedecek bir şeyi kalmamış insanlara mahsus bir güven geldi oturdu içime.Neden o zaman dedim başımı kaldırıp gözlerimi dikerek gözlerine.Sanki açıklama yapmak zorundaymış gibi bana. Gözlerim dışarı çıkmak için zorlayan yaşları içeride tutmaya kararlı,kalbim bunca ay sonra bir açıklamayı hak edecek kadar alacaklı…

Şimdi gülümsüyordu ve gülümsemesi şüphesiz konuşurken sıktığım dişlerim ve yumruk haline getirdiğim ellerimeydi.

– Çok mu çirkinim dedim duyacağım cevaptan korkarak.

Hayır,aksine çok güzelsin dedi gözleriyle gözlerime dokunarak

Neden o zaman sebep ne ki ? dedim arsız ısrarıma şaşırarak.

–  Çok Aşık olurum ben sana dedi şaşkınlığımı bile şaşırtarak.

Ben sana çoktan oldum,sende ol aşk güzel bir şey dedim sırıtarak

–  Ben Diyarbakırlıyım gülşah-,dedi sanki işlediği bir kabahati dile getirir gibi.Sense balıkesirlisin diyerek şaşkınlığımı ikiye katladı.Adımla hitap edişi,memleketimi bilişi ? Bu nasıl işti ?

Adımı biliyorsun,memleketimi de ? Ama ben söylemedim ki sana ? dedim.

Gülümsedi,o gülümsediğinde dünyada ki tüm kötülükler yok oluyordu bence.

– O gece bir tek sen aşık olmadın gülşah dedi yine içime işleyen gülümseyişiyle.

Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak,mutluluktan havalara uçacak haldeydim.Peki madem tek ben aşık olmadıysam neden olmaz diyorsun o zaman dedim artık gözlerine bakmaktan çekinmeyerek.

– Çünkü biz seninle Ülkenin batısıyla doğusuyuz,çünkü biz farklı kültürlerin çocuğuyuz.Çünkü biz bitmeyen bir kavganın bitmeye mahkum aşkıyız.Olmaz Gülşah,olmaz.

Neden ya diye bağırdım, kendimi bile şaşırdım sesimin yüksek çıkışına.Hangi devirde yaşıyoruz Allah aşkına,kim engel olabilir biz istedikten sonra Aşka ?

Sanırım o gün o kafede hayatım boyunca olamadığım kadar cesur oldum.

Bak dedi benim ailem için sorun olmaz batılı bir gelin ama senin ailen istemez kızlarını doğuya gelin etmeyi.

Gözlerim doldu,daha ilk günden beni kendine eş diye seçmesine.İçim coştu tertemiz,mert ve açık yürekli oluşuna.

– Sen çok güzel kalpli bir adamsın,tanıdığım herkesten farklı ve masum.Daha şimdiden evlilikten bahsediyorsun dedim.Şaşırmıştım çünkü üniversitede aşklar üç günlüktü özellikle erkekler için kızlar zevk aracından bir adım önde değildi.

– Dedim ya ben sana aşık oldum diye,eğer sen benim hayatıma girersen evime de girersin,soyadımı da alırsın.Seninle başka türlü olmaz,senle sevgili olunmaz,sana kıyılmaz.

Dayanamadım sarıldım ona,dünyanın en güzel kokusuna sahipti esmer teni ve en güzel temiz kalp şüphesiz Onunkiydi.

– Benim ailem dedim kendimden oldukça emin,asla takılmaz böyle saçma sapan klişelere.Benim mutlu olmam yeterli onlar için,sevmem ve sevilmem yeterli mutlu olabilmeleri için…

Yanılıyormuşum meğer,bilmiyormuşum hiçbir şey.Çok zor günler,çetin savaşlar bekliyormuş beni.Bunları da anlatacağım size elbette,ama önce aşkımı ve hep yanımda olan dünyanın en yakışıklı,en güzel kalpli,en sevilesi Adamını anlatacağım…

BÖLÜM 4

Eskiden kaplumbağa adımları hızında ilerleyen zaman sanki su gibi akıyordu şimdi,biz ne çabuk bir aylık olmuştuk ki.Güzel seven,güzel gülen mert adam,gören her gözü kendine hayran bırakan yakışıklı sevdam ben nasıl unutayım seni.Nasıl seveyim yerine yeniden…

O gün birinci ay dönümümüzdü ben en fazla bir çiçek alır,baş başa yemeğe gideriz diye düşünmüştüm.Tabi o zamanlar bilmiyordum bir kadının gerçek bir erkek tarafından sevildiğinde neler yaşayacağını…

Kahvaltımı yapmak için kantine inip bir tost bir çayla öğünü geçiştirdim.İnsan aşıkken yediği her lokma daha lezzetli eskiden sorun olarak gördüğü herşey sanki gül bahçesi…

Tek kişilik yurt odamın kapısını açtığımda mutluluktan havalara uçtum yerlere serilmiş binlerce gülü görünce.Sıkı yurt kurallarını delebilmek için paragöz memureye yüklü bir miktar ödemişti şüphesiz.Yoksa katiyen izin verilmezdi o güllerin hele ki ben yokken odama serilmesine.

Hemen aradım sevdiceğimi,seni çok seviyorum diyebildim ağlamaktan çatallaşmış sesimle.Bende seni dedi ve ekledi akşama hazırlan seni bir yere götüreceğim diye.

Sadeliği seviyordu ve içinde tevazu barındırmayan hiç bir şeye tahammülü yoktu.Sade siyah bir elbise giydim dizlerimin hemen üstünde,saçlarımı fönledim ve makyajsızken daha güzelsin dediği günden beri makyajsız yüzümü daha bir sever oldum bende.

Kıskanç bir kız olmamama rağmen yurdun önünde beklerken ona hayranlıkla bakan kız gözlerine tahammül edemediğimden yasak koymuştum ona,beni beklerken arabada kalsın dışarı çıkmasın diye.

Beyaz spor bir gömlek giymiş,tenine en yakışan renkti beyaz.Altına lacivert bir kot.Bu adam mıydı benim sevgilim,yüzlerce kişiye önderlik eden,fikirleri ve konuşmalarıyla kitleleri arkasından sürükleyen ve Ege üniversitesinin en yakışıklı erkeği.Benim aşkımda hayranlıkta vardı saygı da,sevgide vardı şefkatte ama en çok kaybetme korkusu hakimdi onun bana olan sevgisine.

Bir gün ya biterse dedi,ben manzara yerine onu seyrederken birinci ay kutlama yemeğimizde.Bitmez dedim,Allaha çok dua ettim ben senin için.Bitmeyecek dedim kendimden en emin halimle.

O akşam beni çok sevdiği bir abisiyle tanıştırdı,Adına fikret diyeyim ben O abinin.Fikret abi bize bir şarkı armağan etti birinci ay dönümümüz için ve kadere bakın ki o şarkı onu ilk kez gördüğüm akşamda söylenen şarkılardan biriydi.Bizim şarkımız,Mustafa Kaya Çocuklar Gibi…

Yurda dönmek istemedim o gece,ama daha beni yanağımdan bile bir kez öpmemiş sevgilime göre bir kızın akşam vakti bir erkekle baş başa kalması iyi bir şey değildi.

– Yurda gitmek istemiyorum dedim,derdemez söylediğimden utanarak.

-Ama gitmen gerekiyor dedi beni tahminimde haklı çıkartarak.

-Bu gece seninle aynı çatı altında uyumak istesem kötü gözle bakar mısın bana ?

-Asla

– O zaman,gelebilir miyim seninle Şahin ?

– Gülşah,bir gün biterse korkusuyla ben öpmeye kıyamıyorum seni.Bu tertemiz sevgin,el değmemiş güzelliğin,masumiyetin bozulsun istemiyorum.Ben karşımda konuşurken utanan,boğazı düğümlenip sesi kısılan,yüzü kızaran Seni çok seviyorum .

Kendimi bu cümle karşısında nasıl kötü hissettim anlatamam,acaba aynı çatı altında uyumak istiyorum deyişimden ne anlamıştı ki ?

-Sen galiba yanlış anladın dedim utancımdan ölmek üzereyken.Ben ayrı odalarda uyumak istedim dedim demesine ama kendimi çok kötü hissediyor olmamı değiştirmedi bunu söyleyişim.

Gülümsedi,ben en çok gülümseyişini sevdiğim içindir mi bilmem o gülümsediğinde unutuverdim kötü hissettiğimi.

-Tamam o zaman gel bakalım ama ev çok dağınık kusuruma bakma artık dedi.

Havalara uçtum yine,çokk heyecanlandığımı hatırlıyorum ve aslında sadece bir aydır tanıdığım birine nasıl bu kadar güvendiğime şaşırmadığımı.Ama şahini tanısaydınız beni anlardınız.Çünkü o dünyanın en mert adamıydı,kimseye kötü gözle bakmayan,idealleri için yaşayan,kendisine hayran onlarca kıza rağmen başını kolay kolay yerden kaldırmayan.Sakın kınamayın beni Ona duyduğum deli aşktan ötürü ve şaşırmayın cesaretime bir kız olarak onunla aynı evde uyumak isteyişime.Size Yusufa olan aşkını kınayan kadınları Yusufun güzelliğiyle tanıştıran Züleyhayı ve Yusufun yüzüne bakarken parmaklarını kesen kadınları hatırlatırım.

Eve giderken bir marketin önünde durduk ve bir sürü  çikolata,kuru yemiş,cips ve kola aldık.Evi de kendi gibi sadeydi ve hiçte dağınık değildi,sanki duvarlara ve eşyalara kokusu sinmişti.

-Sen film bul ben çay demlicem diyerek sanki kendi evimmiş gibi daldım mutfağa.Bir iki rafı karıştırıp buldum çayı ve demliği.Bilmiyorum tabi o zamanlar doğu çayını,normal çay demler gibi demledim çayı ve tadı o kadar acıydı ki aldığım ilk yudum aynı zamanda sonuncusu oldu.Şahin kıkır kıkır güldü halime,– ee sen alışık değilsin tabi bizim çaylara,çayımız da acıdır bizim yemeklerimiz gibi türkülerimiz gibi dedi.

İçim gidiyordu ona,her şeyine.Gülüşüne,bakışına,sesine,kokusuna,kimselere benzemeyen dürüstlüğüne,idealistliğine,nefsine hakim oluşuna,ahlakına,çalışkanlığına,adamlığına.Hayrandım sevdiğimin her zerresine her parçasına.Bazı anlar vardır zamanı durdurmak ister insan ama beceremez ya öyle bir geceydi oda.Yoktu kötü bir niyetim vallahi,tek derdim ona sarılıp uyumaktı ne olur kınamayın beni.Filmin ortasında başımı yavaşça omzuna koydum ve bir süre sonra uyuyor taklidi yapmaya başladım.

-Uyudun mu gülşahım dedi sağ eli sağ yanağımda.Derin,derin nefes aldım ki uyuduğumu sansın.Omzundaki başım düşmesin diye yavaşça başımı önce dizlerime aldı ve bir süre hiç hareket etmedi öylece kaldı.Ödüm kopuyordu uyanık olduğumu anlayacak diye.Ne bilim siz gençlik diyin yada cahillik bilmiyorum işte o an beni alsın odasına götürsün ve sarılarak uyuyalım istedim.Çünkü bir kız olarak artık bunu da ben söylemeyeyim istiyordum.Yapmadı ama beni aldı kucağına,odasına götürüp yatağına yatırdı ve üzerimi örtüp çıktı odadan.Adam uyurken bile öpmedi beni.

Şimdi anlıyorum beni neden kendinden bile korumak istediğini,biliyormuş hissediyormuş demek ki geleceğimizi.

O çıktıktan sonra uzandığım yataktan kalktım ve sinirimden odada dolaşmaya başladım.Dolabını açtım önce giysilerini kokladım,bağlamasını aldım elime dokunduğu telleri okşadım.Ne çok sevdim ben onu…

Amaaaaan dedim kendi kendime ne derse desin,ne düşünürse düşünsün dicem işte – ben sana sarılıp uyumak istiyorum- diye.

Odadan çıkıp hızla salona geçtim,benim uyuduğumu sandığı için gömleğini çıkarmış koltuğa uzanmış oda.Aman yarabbim bu erkekse diğerleri ne ? Onca yıl spor yaptığı için kol,karın taş gibi mübarek.Ben salonun ortasında dikilmiş utanmaz utanmaz ona bakarken o varlığımdan haberdar olmadığı için hala uzanıyordu ki sağına döndüğü an sapık gibi dikilmiş kendisini dikizleyen beni fark etti ve doğruldu hemen yattığı kanepeden.

-Gülşah,uyandın mı aşkım derken çoktan gömleğini geçirdi tekrar üstüne.Ben nasıl utandım,kendimi ne kadar rezil hissettim anlatamam.Sanki ben erkeğim o kız,adam resmen bakışımdan rahatsız olup gömleğini giydi … Şimdi ben nasıl dicem ki senin yanında uyumak istiyorum diye.Alır yurda götürür bu  beni garanti.Aklıma yine bir hinlik geldi,az önce izlediğimiz filmi bahane ettim.Ya ben cinlerden çok korkarım keşke o filmi izlemeseydik diye uydurdum bir yalan.Aslında ne güzel dalmıştım ama dolaptan bir tıkırtı geldi korkarak uyandım falan diye yalanıma devam ettim utanmadan.Gülümsedi ve ayağa kalkıp yanıma geldi benim sarıldığım o ilk günümüzden sonra ilk defa sarılıyorduk şimdi tekrar.Korkma dedi ben şimdi Felak,Nas okurum sana.Kalbim duracak gibi  oldu heyecandan,ona sarılmak dünyanın en en en güzel şeyiydi.Ben çok aşığım sana dedim göğsündeki başımı kaldırıp yüzüne bakarken.Cevap vermedi gülümseyerek bir şeyler fısıldıyordu .Sen dedim,işaret parmağıyla bir dakika hareketi  yapıp fısıldadığı şey sona erdiğinde yüzüme üfledi.- bende sana deli gibi aşığım- dedi ve ekledi korkma artık şimdi görünmeyen şeylerden de korunuyorsun.- Senin yanında korkmam aslında dedim gülmemek için kendimi tutarak ve yüzüne bakmadan ekledim bende salonda diğer kanepede yatabilir miyim ?

Yine gülümsedi ve başıyla olur anlamına gelen bir işaret yapıp odasına gitti bende güya korkuyorum ya hemen peşinden kuyruk misali daldım odaya.Baktım yastık,nevresim falan getiriyor aldım elinden yaptım ikimize de iki ayrı kanepede iki ayrı yatak.

Kanepeler karşılıklıydı,gözlerimi yummak istemiyordum çünkü yumarsam uyurdum ve uyursam bu gece biterdi hemen ama ben bitmesin istiyordum çünkü en güzel rüyamı uyanıkken görüyordum .Sürekli uyudun mu aşkım diyerek Şahininde uyumasını engellemeye çalışıyordum güya korkuyordum ya oda uyanık kalmaya çalışıp beni rahatlatıyordu.Ama bir süre sonra aklıma yine bir hinlik geldi,uyumuş taklidi yapacak o uyuyunca yanına gidecektim ve kokusunu doya doya içime çekecektim.Bir keresinde uykum çok ağır demişti inşallah yanında olduğumu fark etmez diye geçirdim içimden.Yaklaşık bir yarım saat sessizce bekledim,benim uyuduğumu zannettiğinden Şahinde uyku faslına geçmişti.Parmaklarımın üzerinde yürüyerek gittim kanepesinin başına.Sağ kolu başı altında yüzü tüm yakışıklılığıyla karşımdaydı.Biz birbirimizi hiç öpmemiştik daha,iyice yaklaştım yüzüne yüzünün güzel kokusunu çektim doya doya içime.Hafifçe öptüm yanağından,uyuyordu hala.Uykusu ağırmış gerçektende dedim kendi kendime ve yavaşça uzandım yanına.Nefes bile almıyordum ki varlığımı fark edemesin.Başımı koltuk altına koydum,yüzümü ona çevirdim ve elimi göğsüne koydum. Allahım  sana şükürler olsun ki O benim dedim,gözüme bir damla uyku girmiyordu.Elimi yüzüne koydum,kusursuz yüz hatlarını sevdiğimin.Bedenimi iyice yaklaştırdım ona ve mis kokusunu içime çektim doya doya.Fakat birden kımıldamaya başladı ve sağına dönmesiyle uyanıp yatakta oturması bir oldu.- Gülşah aşkım dedi ve sustu.Bende kalktım hemen,kendimi fırsatçı erkekler gibi hissettim biran.Çocuk resmen uykudan sıçrayarak uyanmıştı benim yüzümden ve şimdi yatağın ortasında oturmuş şaşkın bir halde bana bakıyordu.Nasıl masum,nasıl yakışıklıydı.

-Sen neden kendi yatağında değilsin dedi sesi şimdi azarlar gibi sert çıkmıştı.Yaptığımdan çok çok utanmıştım ama bir o kadarda sinirlenmiştim ve aynı zamanda ağlamak geliyordu içimden.Bu kadar çok duyguyu aynı anda nasıl yaşıyordum anlamadım.Kalktım onun kanepesinden aslında atar olsun diye odaya gidecektim ama gidemedim ve kendi kanepeme geçtim belki bir daha aynı odada kalamayız diye göze alamadım diğer odaya gitmeyi.

Yatağa yatınca duvara dönüp ağlamaya başladım sessizce.Kendimi çok kötü hissediyordum.Aşık olduğum adam resmen beni o uyurken yanına yattığım için azarlamıştı.Hem istenilmemiş hem azar yemiştim.Kadınlık gururum resmen ayak altındaydı.

Oda kalktı yatağından ve kanepenin yanına yere oturdu ve koluma dokunarak şunları söyledi.

-Aşkım ağlama nolur.Bu geceyi böyle hatırlamanı istemiyorum.Sesim sert çıktı özür dilerim dedi şimdi sıcacıktı sesi ve konuşma şekli.Yattığım yerden kalktım ve yatakta oturup ağlamaktan çatallı çıkan sesime rağmen dayanamayıp sordum.-Sen neden benim seninle uyumak istediğim kadar istemiyorsun benimle uyumayı dedim.

Gülümsedi yine,- sen yanımdayken ben uyuyamam ki dedi- gülümseyip gözlerini gözlerimden kaçırarak.

Ses çıkarmadım bir süre,dayanamadım ona sıkıca sarılıp öptüm yanaklarından defalarca.Gülümseyip beni nazikçe uzaklaştırdı kendinden.- Gülşah ben sana çok aşığım ve takdir edersin ki ben bir erkeğim sınırlarımı çok zorluyorsun bak elimden bir kaza çıkacak dedi – gülümsüyordu ve bu bana kendimden beklemediğim bir cesaret veriyordu.- Çıksın dedim ne olacak ?-  insan aşıkken kendinden asla beklemediği şeyleri rahatlıkla yapıyor ve söylüyordu demek ki.

-Olmaz dedi,sen benim karım olacaksın inşallah ve birbirimize helal olduğumuz gün benim olacaksın ancak.

– Ben ölürüm senin için dedim

-Ben ölüyorum zaten senin için dedi

-Seni karşıma çıkarana şükürler olsun dedim

-Sevgimi kalbine,sevgini kalbime koyana şükürler olsun dedi

-ben uyuyuncaya kadar elimi tut dedim.Tamam dedi,o yere oturdu ben kanepede yatıp yüzümü ona döndüm.Sol elim sağ avucunun içinde,gözlerim  gözlerine bakar halde,ben kanepede o kanepenin yanına diz çökmüş halde kutladık birinci ay dönümümüzü.

Sabaha karşı uyandığımda başında beyaz bir takke,namaz kılar halde gördüm onu ve tekrar tekrar şükrettim Onu benim karşıma çıkarttığı için Allaha ve hiç sevmediğim kadar sevdim kaderimi…

BÖLÜM 5

Kim demiş ilişkiler bir süre sonra monotonlaşır,insan insana alışır diye ? Hiç öyle olmuyordu bizde.Her gün görsem de gün kısaydı,bir gün için 24 saat ne kadar azdı.Okul çıkışları gelirdi bizim bölümün önüne bazen elinde bir buket çiçekle bazen en sevdiğim çikolatalı kahveyle ama hep gülerek beklerdi beni kapı önünde.Kızardım bazen orada durup beni beklemesine,korkardım o gülüşe başka kızların ortak olabileceğine.Severdim çok severdim,bir insanın bir insanı nasıl bu kadar çok sevebileceğine hayret ederdim.

Okul çıkışları buluşunca akardı zaman hiç olmadığı kadar hızla.Şahin bir öğrenci grubunun lideriydi ve sık sık toplantıları olurdu ve çoğunlukla asardı benim yüzümden toplantıları.Bir gün artık sıkıntılar çıkmaya başladığı için toplantılara katılması gerektiğini söyledi.

-Gel diyemem sana,hiç bilmediğin bir dilde tamamen yabancısı olduğun konuların konuşulduğu bir ortamda sıkılmanı istemem 

-Olsun sen varsın ya  bir şey anlamasam bile seni dinlemek bile güzel

Peki dedi gel o zaman ama sıkılırsan ayıp olur falan diye kalma bu arada bizim toplantılarımıza katılacak ilk türksün,kürt olmayanların katılması yasakta.

Şaşırmıştım ve ilk kez korkmuştum şahinin içinde bulunduğu gruptan ve faaliyetlerinden.

– Neden Türklerin katılması yasak,neler dönüyor orada,Ne işler karıştırıyorsunuz ki  ? dedim sinirlenerek

-Çünkü  Sizin bizi anlamanız imkansız dedi kaşlarını çatarak.İçim burkuldu bu cevap karşısında ama geri adım atmaya niyetim yoktu.Aslında neden bu kadar çok öfkenlendiğime kendimde anlam veremiyordum.

-Sizi bizi mi var şahin dedim sesimin ne kadar yükseldiğini biraz geç fark etmiştim.

-Yok mu sence dedi ? Dalgın görünüyordu ve biraz öfkeli.

-Yok tabi nereden çıkarıyorsun bunları sen ?

-Sen hiç doğduğun topraklar yüzünden terörist olmakla suçlandın mı ? Anadilini konuşmak istediğin için hapis yattın mı ? Anne babanın sana vermek istediği isim yasak olduğu için değiştirildi mi hiç ? Senin memleketin sürgünü oldu mu bir başkasının ? Ülkeni gerçekten seviyor olmana rağmen Vatan Haini ilan edildin mi ? Durakladı birden ve  gitmem gerekiyor şimdi dedi ve gitti.

Kendimi kırılmış hissediyordum dahası suçlanmış.O gün arkasından toplantıya gitmedim.Birlikteliğimizin başlamasının üzerinden aylar geçmişti ve biz ilk kez küstük demeyeyim ama kırılmıştık sanki birbirimize.Yurda döndüm hemen,odaya kapattım kendimi ve telefonumu da kapattım.İçim acıyordu ,nasıl desem kalbimi oyuyordu bir bıçak sanki.Ertesi gün okula gitmedim,telefonumu da açmadım.Aslında meraktan çatlıyordum ama kırgınlığım ağır basıyordu merakıma.Dahası ona bakarken içimin titrediği sevgilimin özlemi sarmıştı beni hemen.Odada sıkıntıyla dolaşırken kapım kırılacakmış gibi çalınmaya başladı.Kimo dedim teleşla ben özlem dedi.Özlemi samimi olmasakta tanır severdim.Oda şahinin lideri olduğu öğrenci grubunun kız öğrencilerinin sorumlusuydu.Açtım hemen kapıyı.Elinde karton kutuda iki çayla gelmiş 

-Bisküvin yoktur diye bisküvi de getirdim,arka cebimde dedi gülerek.

Kızın çayları masaya bırakmasına fırsat vermeden sarıldım boynuna.

Daha o sormadan anlattım her şeyi bir çırpıda. Dikkatle dinlerken benimle birlikte ağladı özlemde.

-Çok şanslısın biliyor musun dedi.

-Neden dedim

-Hiç bir kadın senin kadar çok sevilmemiştir yeryüzünde dedi.Şahin abinin senin için nelerden vazgeçtiğini bilsen.

– Nelerden dedim ağlamam dinmişti.

-Gülşah ben sana yapılanmamız hakkında bilgi veremem,yasak.Belki Şahin abi kendi anlatır birgün.Ama şunu bil dün senin için gruptan ayrıldı ve tüm yetkilerini devretti.

-Benim için niye ayrıldı ki gruptan ? Ben asla böyle bir şey istemedim .

-Ama üst düzey liderlerimiz Öğrenci liderinin bir türk kızıyla birlikte olmasına karşı yani açık konuşayım bir iki günlük ilişkiler sorun değil hatta üyelere böyle bir sınırlama bile yok ama şahin abi öğrenci lideriydi,üniversite yapılanmamızın en önemli ismi ve Ona defalarca ayrılmanız konusunda uyarı yapıldı ama dinlemedi.Dünkü toplantıda da yetkilerini devredip,istifasını açıkladı.Dünden beri onu ikna etmek için uğraşıyor herkes,bölge temsilcide görüştü ama kimse kararından vazgeçiremedi.

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim,ayrıca dedi özlem telefonunu aç dünden beri sana ulaşmaya çalışıyor.Tamam dedim ve telefonumu açıp Şahini aradım hemen.

-Gülşah dedi, kimse bugüne kadar adımın onun kadar güzel söylememişti.Nasıl özlemişim sesini bir günde.

-Özür dilerim dedim

-Bende,dedi.Çık dışarı,yurdun önündeyim ben.

Ağlamaktan şişmiş gözlerime,pijamalarıma aldırmadan çıktım dışarı.Yurt kapısının önündeydi bu sefer kuralı delmiş,arabada beklememiş.

Sarıldım boynuna,hüngür hüngür ağladım bir yirmi dakika.

Gel dedi yol ortasında durmayalım böyle,arabaya binince hiç konuşmadan Kordona sürdü.Kordona gelince arabayı park etti ve çimlere oturduk hiç konuşmuyor sadece uğruna ölebileceğim gözlerini gözlerime kenetlemiş bana bakıyordu.

-Bir daha ne olursa olsun telefonunu kapatma olur mu ? Gerçekten çok merak ettim.

-Tamam dedim söz kapatmayacağım.İstifa olayını ne ben sorabildim ne o anlattı.Bu konu o gün aramızda hiç konuşulmadı.

-Rengin sapsarı,yemek yemedin değil mi sen ?

-Yok yemedim dedim küçük çocuklar gibi.

-Gel birşeyler yiyelim şurada diyip kordon restoranlarından birini gösterdi.

-pijamalarla mı asla dedim

-Ya bir şey olmaz sen böyle de güzelsin,aç aç durdurmam seni hadi gidelim dedi.

-Açlıktan ölsem girmem bu kılıkta bir mekana ben.

-O zaman yurda gidelim giyin,geri gel yada ne bileyim üzerine bir iki kıyafet alalım değiştir öyle gidelim dedi.

-Yurda gitmek istemiyorum,bu kılıkta mağaza gezmekte dedim küçük kızlar gibi şımarıklık yaparak.Gerçi ben onun yanında hep şımartılan küçük bir kızdım ya nazım ondan sebep.

-Bende aç kalmanı istemiyorum zaten kuş kadar canın var.

-O zaman senin eve gidelim,sen yemek yap bana dedim yılışık yılışık

Gülümsemesi benim için bayram günü gibi bir şeydi.

Tamam gidelim o zaman hadi dedi.

Eve gidince o mutfağa geçti ben salona,tüm gece uyuyamadığım için yemek hazırlanıncaya kadar uyuyakalmışım kanepede.

-Uyan hadi uyuyan güzel dedi gözlerimi açtığımda kanepenin kenarına oturmuş bana bakıyordu ve bu şekilde uyanmak her şeye değerdi.

Yer sofrasında şişe geçirilmiş etler ve ayran vardı.Çok lezzetliydi yada Şahin benim için hazırladığından bana öyle geliyor olabilirdi.Adı ne bu yemeğin dedim,-Cartlak Kebabı dedi.Hıımm çok güzelmiş eline sağlık dedim ve içinde neler olduğunu sormamla midemin kalkması bir oldu.Meğer şişe geçirilmiş o etler ciğer,dalak ve böbrekmiş.-Ya iğrenç,sen niye bana böyle şeyler yediriyorsun diyip öğürürken ben o kıkır kıkır gülüyordu.- ee çok kansızsın bunlar kan yapar ayrıca az önce löp löp yutuyodun ne olduklarını bilmeden diyip karnını tuta tuta gülüyordu.

O gülerken karanlık aydınlığa,tatsız ne varsa tatlı bir hale dönüşüyordu.Gülümsedim ve sarıldım sıkıca.

-Şttt ateş barut kaldık yine baş başa diyip bedenine sarılmış ellerimi çözüp,öptü.

Yemek senden bulaşık benden diyip sofrayı topladım,çayı demleyip ( bu sefer doğu çayını demlemeyi becerebilmiştim) salona getirdim.O çayları doldururken ben odasından gitarını getirdim.

-Hadi benim için bir şarkı söyle diyip eline tutuşturuverdim.

Bir alevdin içimde yakıpta kavuran
Yağmur oldun gözümde hiç durmadan yağan
Filizlenmiş yüreğimi açmadan solduran
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Merhaba bile demeden
Sarılıp bir öpmeden
Kırdın yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

Bir sevdasın içimde çığ gibi büyüyen
Hasret oldun içimde hiç durmadan tüten
Filizlenmiş yüreğimi açmadan öldüren
Can dostum yüreğimi yanlış anladın
Fikrimin ince gülü yanlış anladın

O kadife sesiyle bana bakarak şarkıyı söylerken benim içim dolup dolup taşıyordu,şarkı bitince aldım gitarı elinden dayanamadım yine sarıldım ve kucağına oturdum kaldırıp yere oturtacağını bile bile.

-Aşkım seni çok seviyorum dedim az daha utanmadan öpecektim ki kafasını çevirip bende seni dedi.Beni nazikçe yere oturtup gözlerime bakarak şunları söyledi.

-Senden önce hayatıma giren hiç bir kız benim için özel olmadı.Sen benim davamdan bile öncesin.Sen benim en özelimsin.Senin için artık bir kız diye bahsedilsin istemiyorum.Ben dün gruptan sırf senden bir kız diye bahsettikleri için ayrıldım.Seni istemeye gelicez dedi ve susup yüzüme baktı sende istersen tabi diye devam etti.

Sen jiyan Ol Ben AZAD olayım dedim,gülümsedi sen nerden biliyosun jiyanı azadı cimcime diyip ilk kez öptü yanaklarımı ve ekledi

Sen ateş ol ben yanayım

BÖLÜM 6

İnsan bir yola çıkmaya görsün her şey çorap söküğü gibi geliyordu.Önce ben benden 10 yaş büyük olan teyzemi çağırdım balıkesirden şahinle tanıştırmak için.Teyzem de bekar,teyze dediğime bakmayın o bana annemden bile yakın,beni bu dünyada en iyi anlayan insan.Şahinin yokluğuna tek dayanağım…

Teyzeme ondan bahsetmiştim zaten her şeyi biliyordu ve çok merak ediyordu şahini.

– Hakikaten hiç öpmedi yani seni ? Yeme kız beni dedi teyzem kikirdeyerek

-Vallahi teyze,ben bir iki yeltendim ama O hep ben sana kıyamam benden önce nasılsan benden sonrada öyle kal diyor.

-Niye ayrılıktan bahsediyor ki ? Sorunlar mı yaşıyorsunuz ? dedi teyzem çayını tazelerken.

-Hayır hiç bir sorunumuz yok

-E o zaman ne diye benden sonra falan diyip acitasyon yapıyor dedi gülerek.

Bende gülümseyerek memleketinin aramızda sorun yaratacağını düşünüyor.Neymiş ailem doğulu damat istemezmiş dedim.Bizimkileri tanımıyor tabi Oda haklı diye ekledim.

Teyzem gülümsemedi – Valla ablamın karşı çıkacağını sanmıyorum aslında eniştemin de öyle en nihayetinde onlarda aşk evliliği yaptılar anlarlar sizi herhalde dedi.

Biraz daha konuşup koyun koyuna yattık uyuduk.Sabah kahvaltısını şahinle birlikte kordonda yapacaktık.Şahin ertesi sabah 10 da yurdun önünde bizi bekliyordu.Teyzem daha yakınlaşmadan fark etti onu.-Kız yoksa şu uzun ,esmer çocuk mu senin şaho dedi gülerek.Bende sevdiği adamla övünen her kadın gibi- aynen öyle teyze -dedim böbürlenerek.

-Yalnız Burak Özçivit halt etmiş yanında bu insan mı Gülşah,var mı abisi mabisi deyip kıkır kıkır gülerken teyzem şahin bize yaklaşmıştı bile.

-Abisi yokta bekar dayısı var teyze dedim şahine bakıp göz kırparken.Teyzem birden kızardı,az önceki sulu halinden eser kalmadı.Şahini uzun uzun süzüp patlattı espriyi – Maşallah damat Türk erkeği yakışıklılık ortalamasını tek başına yükseltmişsin dedi tüm şirinliğiyle.

Şahin teşekkür edip ekledi- Yalnız ben Türk değil Kürdüm Serpil abla dedi.

Teyzem Şahinin bu satır arası imasını fark edip bana baktı ama sonuçta Şahin haklıydı o Türkiye de yaşayan ,Türkiyeyi seven bir Kürt vatandaşıydı.

Kordonda güzel bir Kafe de oturup yaklaşık iki saat sohbet ettik.Şahin aynı ortamı paylaştığı tüm insan ırkında olduğu gibi teyzem üzerinde de inanılmaz bir iz bırakmıştı.Akşam bizi yurda bıraktığında teyzem ağzı kulaklarında

-Gülşahım bu çocuğu sakın bırakma,Adam gibi adam çıkarmış Allah karşına ne kadar şükretsen az dedi.

-Onu ölsem bırakmam dedim kendimden en emin halimle.İnsan ne kadar ahmak değil mi ? Her şeyi kendi elimizde zannediyor ve kader önündeki acziyetimizi unutuyoruz bazen.

Ertesi gün teyzem Balıkesire döndü.

-Şimdi sıra bende dedi Şahin seni Diyarbakıra götüreceğim ailemle tanıştırmak için dedi.Haftasonu yola çıkarız devamsızlık hakkın var değil mi ?

-Var var dedim heyecandan ne yapacağımı şaşırmıştım.Sevdiğim adamla çok ciddi bir yola gireceğimiz için kendimi çok mutlu hissediyordum.

-Yalnız benim alışveriş yapmam lazım,ailen beni çok beğensin istiyorum dedim.Kendime biraz kapalı kıyafetler alacağım.

-Gülşah hiçbir şey almana gerek yok,ben seni nasıl tanıdıysam ve sevdiysem ailem de öyle sevecek.Neysen O olarak kabul edileceksin dedi.Umarım sizinkiler de beni olduğum gibi kabul ederler demeyi ihmal etmedi.

Canım benim,hissediyor muydu,biliyor muydu ki yaşayacaklarımızı ? Durup durup böyle söylerdi…

O cumartesi hayatımın en güzel yolculuğunu yapmak için yola çıktık.Arka koltuğa yastık,battaniye falan da koymuş.İzmir- Diyarbakır arası uzundur uyursun yolda dedi.

O upuzun yol kısaydı benim için,bilmediğim yerleri gördüm adını duymadığım köylerden geçtim ve neredeyse bir gün süren yolculuğun ardından Diyarbakıra giriş yapmıştık.Nasıl heyecanlandığımı anlatamam.Midem bulanmaya başladı Şahin az kaldı dedikçe.En sonunda dur dedim arabadan inip kustum ama sadece sarı su geldi.Yanıma geldi,ağzımı yüzümü suyla yıkarken sıkıca sarıldı bana.-neden bu kadar kasıldın,istemiyorsan gitmeyelim dedi.

-Yok dedim kasılmadım da çok heyecanlıyım,ya beğenmez sevmezlerse beni ?

-Ben sevdikten sonra kimseye laf düşmez deyip iki elini iki yanağıma koyup ekledi sen benim memleketime getirdiğim,ailemle tanıştıracağım ilk kızsın.Diyarbakır güzel görsün dedikten sonra – hadi dedi,nenem meraktan çatlıyor.-

Arabaya tekrar bindik Şahinim o kadife sesiyle,yüzünde gülümsemesiyle bir türkü tutturdu.

Ey fırtınalı bayır, ey mazlum Diyarbakır
Dağlarında kızıl ateş, alnımda kızıl bakır
Çiğdemler solar gibi, anneler yanar gibi
Dizlerine döküldüm, ağlama Diyarbakır

O yola bakıyor,ben ona bakıyordum.Gülen yüzü,kadife sesi nasıl hayrandım her zerresine ben sevdiğimin.

-Ben bir memleketimi,bir seni çok sevdim dedi keyifle

-Ben en çok seni sevdim ve şimdi senin sevdiğin her şeyi seviyorum dedim.

-EE bakıyor musun etrafa,sevdin mi yeni memleketini dedi gülümseyerek

-Gözlerinin dokunduğu her mekan memleketim,dedim.

Yanağıma dokundu ve arabayı büyükçe bir evin önünde durdurdu.-Sen Mazlum Çimen mi dinliyorsun artık derken sıcacık gülümsüyordu.

-Senin sevdiğin her şeyi seviyorum dedim ya.

-Geldik dedi,o kadar heyecanlıydım ki anlatamam.Kapıyı vurmak yerine cebinden çıkardığı anahtarı çevirirken – bizi 2 saat sonraya bekliyorlar süpriz olacak -dedi.

O önde ben arkada kocaman bir avludan geçtik.

Avluda bir telaş,bizi gören herkes de kocaman bir çığlık ve içten bir sarılış.

Kocaman bizim bildiğimiz evlere göre çok sade döşenmiş bir salon,tek tek sarıldık evin hanımlarıyla ve ellerini göğüslerine koyup selamladı evin erkekleri beni.Ayrı odalarda oturuyorduk.

Herkes o evde mi yaşıyordu,acaba beni beğenmişler miydi ? Kayınvalide adayıma bakıyordum arada kaçamak bakışlarla.Tepeden tırnağa süzüldüğümü hissediyordum ve saç diplerime kadar terlediğimi

BÖLÜM 7

Erkeklerle ayrı odalarda oturuşumuza anlam veremediğim gibi evin asıl fertlerini de merak ediyordum.Oda muazzam kalabalıktı ve türkçeyi anlaşılır konuşabilen tek kişi Şahinin kuzeninin eşi seldaydı.Zaten kimin kim olduğunu da onun sayesinde anladım yani tanıştırma faslını da o yapmıştı.Selda öğretmen olarak atanmış Diyarbakıra sonra şahinin kuzeni Ahmetle evlenip kalmış orada.İlk gelin olduğu yıllarda oda benim gibi anlamadan izlermiş olanı biteni,zamanla kürtçe öğrenmiş ve şimdi gayet rahat iletişim kurabiliyormuş.-Seni çok beğenmiş Ayşe teyze dedi- kayınvalidemi kastederek.Çok mutlu hissettim o an,dillerini anlamasam da bana ve çevremdeki kadınlara hiç benzemeyen bu kadınlara ısınmıştım bir anda.İki ayrı odaya iki büyük sofra kuruldu ve yer sofrasında çeşit çeşit yemekler vardı.Yemek faslı bittikten sonra küçük kızlar ve gelinler sofrayı topladı,bende salondan mutfağa bir şeyler taşıyarak onlara yardım ettim.Çay içmek için erkekler dışarı çıkınca hanımlar başlarını açtılar ve üzerlerindeki namazlıkları çıkardılar.Benimde onlara ısındığımı anladıklarında ortam neşelenmeye başladı.Şahinler çok büyük bir aile dedi selda ve akrabalık bağları Diyarbakırda çok güçlüdür,düğünlerde,bayramlarda, cenazelerde ve böyle özel günlerde tüm aile bir araya gelir.

-Nerelisin dedim seldaya,Onu kendime çok yakın hissetmiştim ve duygularımda yalnız olmadığımı fark etmiştim

-Aslen sivaslıyım ama istanbulda doğup büyüdüm dedi.Sen Balıkesirliymişsin,sen gelmeden şanın geldi buralara dedikten sonra gülümsedi.

Bende gülümsedim,bu kıza olan duygularım her ikimizin de kürt erkeğine aşık olmuş türk kızları olmamızdan ve ortak bir kaderi paylaşıyor hissetmemdendi.

Çay faslı bitince kadınlar teker teker abdest aldılar ve topluca namaza kalktılar.-Sen de namaz kılmak ister misin – dedi selda.Olur dedim önce abdest aldım ve Selda ikindi namazını tarif etti bana.Namazdan sonra diğer kadınlar yavaş yavaş evlerine dağıldılar.Seldaya sen işin yoksa biraz daha kalır mısın dedim.Oda eşini arayıp direkt buraya gelmesini söyledi.Akşama Şahin,babası ve ahmet geldiler,bu sefer aynı odada oturduk,birlikte akşam yemeği yedikten sonra seldalar evlerine gittiler.Şahinin iki kız bir erkek kardeşi vardı ama çocuklar okula gidiyor olmalarına rağmen hiç türkçe konuşmuyorlardı,bu ayrıntı dikkatimi çekmesine rağmen sormadım ki zaten o ilk gün şahinle hiç konuşamadık.Gece uyumak için odama çekilince şahinden bir mesaj geldi.

– Nasıl sevdin mi ailemi

-Çooook hemde,acaba onlar sevmiş midir beni ?

-Çok beğenmişler ki zaten aksi mümkün mü ?

-Özledim seni

-Bende çok özledim,merak etme yarın tüm gün beraberiz.

-:=)))) İyi geceler sevgilim

-İyi geceler prensesim.

Ertesi gün sabah erkenden çıktık evden,önce Gazi Köşkünde çeşit çeşit diyarbakırın acılı, fıstıklı, kuru erimiş, örgülü saç ve salamura gibi peynirlerini yedik,bol bol çay içtik sonra On gözlü köprüde yürüyüp bol bol fotoğraf çekildik.İnsan bir şehri sırf sevdiği adam orada doğduğu için çok sever mi ? Hevsel bahçelerini,Hasan Paşa hanını ve Diyarbakır surlarını hep el ele gezdik.Bizi gören ve Şahini tanıyan insanlar yanımıza geliyor beni saygıyla ağırlamaya çalışıyorlardı.Gittiğimiz her yerde bir tanıdığı vardı şahinin.O Diyarbakırı Diyarbakır Onu çok seviyordu.Bu bu şehre ilk ziyaretimdi ve son olmayacağını biliyordum.Bilmediğim bundan sonraki gelişlerimde yalnız olacağımdı,bilmediğim bundan sonraki ziyaretlerimi sırf bir zamanlar Şahin orada yaşadığı için ona olan hasretimden yapacağımdı.Ben Memleketin olduğu için Diyarbakırın taşına bile hayran kalmışken nasıl olurda unuturum seni… 

-Diyarbakırda kahvaltıda bile ciğer yenir,seni Diyarbakırın en iyi ciğer yapan usatasına götürcem

– Yok ben ciğer yiyemem

-Sen dağkapıda bir kerecik ciğer ye bak gör her seferinde yalvaracaksın beni Oraya götür diye

-Peki dedim,gelecek yıllarda çoluk çocuğa karışmış,ailece buralarda gezdiğimizi,ciğer yediğimizi hayal ederek.Böyledir işte hayat sen hayal kurarsın,plan yaparsın sonra bir bakmışsın o ciğercide tek başınasın,göz yaşın yediğine karışmış,yalnızlık iliklerine işlemiş kalmış.Gördüğün  her esmer erkek çocuğuna özlemle bakarsın bir oğlumuz olsaydı eğer benzer miydi  diye geçirirsin içinden,Diyarbakırın sokaklarına,taşına,toprağına sürersin ellerini bir zamanlar burada koşmuş,oynamış dersin,şehirde karşılaştığın her gözde Onun gözlerini arar,arar ama bulamazsın.Okuduğu ilk okula gider sırayı sandalyeyi seversin.Kürtçe öğrenirsin bir gün ona ana dilinde şiirler okuyacağını hayal ederek.Halay öğrenirsin kavuşmak nasip olursa düğünümüzde Davul çalacağım dersin,Diyarbakırın adını duysan gözlerin dolar,haritayı alır eline her gece okşarsın memleketinin adını yazan minik mor parçacığı…En kötüsü bu kadar çok sevmişken birini şimdi nerede olduğunu bile bilmezsin.

O akşam o ciğercide bir kez daha anladım ki ben dünyada eşi olmayan bir adam sevmişim.Şahini gören masamıza geliyor her zerresine hayran olduğum adama selam vermeden geçmiyordu.Sokaklarda çocuklar bile ona hoşgeldin abi demek onu öpmek için oyunlarına ara veriyordu.Şahinse hepsine tek tek sarılıp,öpüyordu.Çok iyi bir baba olacak diye geçirdim içimden,belki olmuştur kim bilir.

-Diyarbakıra getirip türkü gecesine götürmemek olmaz seni

-Ben seninle her yere gelirim ki dedim yanağına dokunarak

-Ben senin o ince parmaklarını yerim ki deyip öptü ince parmaklı ellerimi

Diyarbakırın insanı ne güler yüzlü ne cana yakındı anlatamam size.Türküleri hep beraber neşeyle söylüyorlar,hep beraber halay çekiyolar.Öyle ki oturan kalmasın herkes halaya katılsın istiyolar,Bizi de çıkardılar halaya,zaten çok kalabalık olan mekanda minik adımlarla halay çektik gerçi ben çekemedim ama olsun kalabalıktan hiç fark edilmedi.Hayatımın en güzel günlerinden birini daha yaşadığımı bilmiyordum o gece,zannediyordum ki bu yaşayacağımız güzel günlerin sadece fragmanı….

   BÖLÜM 8

Eğer buraya kadar okuduysan artık birazda olsa tanıyorsun bizi ve söylemek istediğim bir şey var sana.Eğer bir gün Aşkla tanışma şerefine nail olan şanslı azınlığa dahil olursan sakın bırakma aşkını ve eğer sen annesi yada babasıysan bir çocuğun bil ki çocukların senin malın değil,senin değil.Onlar sana Rabbin emaneti.Sakın kendi doğrularını ona empoze etmeye çalışma,aşkına karışma.Bırak yaşasın doya doya…Bunları neden yazdığımı anlayacaksın yakında nasıl olsa şimdi sen benim hikayemi,bir erkeğin bir kadını ne kadar çok sevebileceğini ve yapılan bir hatanın nelere bedel olabileceğini oku,oku ki aynı hatayı sen yapma…

Diyarbakırdan döndüğümüz haftasonu ben balıkesire gittim ve anneme Şahinden bahsettim.Fotoğraflarımızı gösterdim,annem daha görmeden sevdi Şahinimi.Sonra tekrar izmire döndüm,yakında şahin mezun olacaktı ve hazırlıklarında yanında olmak istedim.

Mezuniyet kutlamasına katılmak istemiyordu aslında,gereksiz ve sıkıcı buluyordu o tarz partileri ama ben çok istedim.Mezuniyet yemeğinin çeşmede bir otelde yapılacağını duyunca zaten içim gitti.Sen sınıftan kızlarla kalırsın o zaman dedi,olmaz dedim tanımadığım kızlarla asla aynı odada kalmam.Böyle olacaksa ben hiç gelmiyeyim diyerek tavrımı en net haliyle koydum ortaya.-Tamam cadı tamam- dedi gülümseyerek ve ben bu gülümsemeyi göreceğim günlerin hızla tükendiğinden bi haberdim.

Bütün bir hafta mezuniyette ne giyeceğimi seçmek için gezdik ama yine de istediğim gibi bir elbise bulamadım,ben çok sıkıldım Aşkım sen arkadaşlarınla gezsen biraz daha diyerek şaşırttı beni.Şaşkınlığım sıkılmasından değil sıkılıp beni yalnız bırakmasındandı meğer ben o beni yalnız bırakıp gitti sanırken o sürpriz peşindeymiş.Ertesi gün akşama kadar kızlarla gezdik ve ben yine hiç bir şey alamadan döndüm yurda,akşam yemeği için tüm gün beni aramayan Sevgilimi biraz da sitem ederek aradım.

-Şahin bey ?

-Gülşah hanım,buyursunlar efendim

-Sıkıntın geçmiştir umarım

-Eh geçti sayılır

– Sizi sıkmayacaksam eğer buluşabilir miyiz ? Hani tüm gün görüşmedik ya belki sende biraz özlemişsindir beni

-Özlemek ne kelime,yirmi dakika sonra yurdun önündeyim

O akşam yemek için giyinirken onca zaman sonra sevgimden hiç bir şeyin eksilmediğini hala ilk kez buluşuyormuşcasına heyecanlandığımı fark ettim.Nasıl oluyordu da insanlar birbirinden iki günde sıkılıyordu,nasıl oluyordu da aşklar bitiyordu hiç aklım almıyordu.

Yine giymiş üzerine en çok yakışan o beyaz gömleği,beklemekten sıkılmış arabadan dışarı çıkmış,yaslanmış arabaya,birbirine kavuşturduğu kolları ise arasında olmaktan en mutlu olduğum yerdi…Koştum sarıldım o diğer tarafa bakarken.Gülümsedi hüzünle yada bana öyle geldi ne bileyim.

Kordonda en sevdiğim Balık lokantasına gittik,elleriyle temizlediği balığı iştahla yedim,yuttum.

-Beni yurda bırakma dedim

-Olmaz gülşahım,hadi geldik yurduna.Bu arada arka koltuktan bana şu paketi verir misin ?

-Aaaaa bu ne ki ?

-Aç bakalım

Açtım koskoca paketi bir çırpıda,beyazı görünce gelinlik sandım ilk anda ama paketin geri kalanını da açınca anladım gelinlik olmadığını.

-Çok yakışır sana dedi

Gözlerim doldu hatta o anı hatırladıkça hep dolar gözlerim.Biliyor muydu acaba beni gelinlik içinde göremeyeceğini ? Elbise beyaz ve danteldi.Gelinlikten tek farkı kısa ve duvaksız oluşuydu.

-Çok teşekkür ederim derken niye bu kadar duygulandığıma anlam veremedim.Onunda gözleri dolmuştu,masumum benim doyamadım ben sana…Olmasaydı keşke sonumuz böyle…

Mezuniyet partisinin yapılacağı gün erkenden kuaföre gittim.Şahin öyle sevdiği için sarı saçlarıma dümdüz fön çektirdim ve makyajımı yine hafif tuttum.Beyaz dantel elbisemi,çantamı ve ayakkabılarımı koyduğum çantamı son kez kontrol ettim ve beyaz atlı prensimin geldiğini haber veren mesajla dışarıya çıktım.Çeşmeye doğru yola çıktık,radyoda en sevdiğim şarkı: Onur Akın Geceyi sana yazdım…

Akşam olmuştu bile -Sen hazırlan ben dışarıda bekliyorum deyip dışarı çıktı sonra o giyinirken beni dışarıda bekletti ve O takım elbisesi bende beyaz dantelli elbisemle hakikaten gelin ve damat gibiydik.

Tüm gece dans ettik,bir ara Şahine sahneye çıkması için ısrar etti Sınıf arkadaşları.Oda solistten izin isteyip ve orada bulunan tüm hatunların bana gıpta etmesine neden olacak şu sözleri söyleyerek şarkımızı söylemeye başladı.

-Üniversite hayatımın en güzel günü şüphesiz seni tanıdığım gündü.Sen İzmirin en kıymetli hediyesiydin bana,şimdi memleketimin ve evimin en kıymetlisi olur musun ?Benimle evlenir misin Gülşahım?

Islıklar,alkışlar arasında koştup sarıldım boynuna,evet dedim tabiki evet…

Meğer arkadaşlarının yardımıyla planlamışlar bu geceyi...

Biraz daha kalıp ayrıldık oradan.Biraz yürüyelim mi dedim sahilde,olur dedikten sonra ceketini giydirip bana sıkıca sarıldı.-Terlemişsin üşürsün şimdi deniz kenarında.

Oda terlemişti ama her zaman olduğu gibi yine beni kendinden çok düşünmüştü.

Sıkıca sarıldım beline,sol omzumdaki sol elini omuzumla yanağım arasında sıkıştırdım.Ona dokunmak benim ilacımmış  meğer yokluğunda öğrendiklerimden biriydi buda.

-Eey bakışı sevdalı,eey duruşu yaralı

Seni kimden sormalı

seni aşka yazmalı…

-Hiç susmasan keşke,sabaha kadar dinlesem o kadife sesini bende,dedim

-Sen bana böyle sevdalı sevdalı baktıkça ben daha çok şarkı,türkü söyler daha çok şiir okurum sana dedi.

Hayatımda ilk kez aşık olmuştum ve benim ki gün geçtikçe azalanlara inat her yeni günde katlanarak artıyordu.Hem seviyordum hem de seviliyordum,kısaca mutluydum ve  mutluluğumun kısa süre sonra biteceğini bilmiyordum.

Bir kaç gün sonra beni Balıkesire bırakıp,kendi Diyarbakıra gitti.Ben ailemle konuşacaktım isteme olayını,ve uygun günü kararlaştırıp Şahinleri davet edecektik evimize.

-Anne biliyor musun Şahin bana evlenme teklif etti- dedim mutfak masasında karşımda oturmuş pirinç ayıklayan anneme.

Annem bir an bile başını kaldırmadan tepsiden sanki fısıldarcasına -Baban onay vermiyor o işe- dedi.

-Hangi işe anne ? dedim annemin tuhaf hali sinirimi bozmuştu .

-O çocuğa izin vermiyor kızım- dedi şimdi pirinç tepsisini bir kenara itmiş,yorgun gözleriyle bana bakıyordu.

-Ne demek izin vermiyor ya,daha tanışmadılar bile.

-Kürt diye istemiyor,biliyorsun baban askerliğini doğuda yapmış.O zamandan beri sevmez kürtleri

-Anne saçmalama ya,ben babamın ağzından bir kere bile kürtleri sevmem diye bir şey duymadım derken sesimin ne kadar yükseldiğini fark edip sustum hemen.

Annem üzgün görünüyordu,tüm anneler gibi oda evde çıkan tüm kaosu idare eden kişiydi ve herkesin nazını,kaprisini çekmek ona düşüyordu.İçim acıdı ,taburemi onunkine yaklaştırıp boynuna sarıldım – Özür dilerim anne,ama çok şaşırdım bir an sen baban o çocuğu istemiyor diyince- dedim.Annem de bana sarıldı sıkıca.-Ben senden önce ağzını yoklamak için konuyu açtım babana,ama çok katı bu konuda- dedi.

Annem haklıymış meğer,benim o özgürlükçü,eşitlikçi ,sözde herkese saygı duyan babam şimdi karşımda kaya gibi semsert dikiliyordu.

-Baba dedim ağlamaklı bir sesle,daha tanımıyorsun bile Şahini,ailesini ne diye istemiyorum diyorsun ?-

-Kızııım dedi dişlerini birbirine sürterek,tanımaya gerek var mı ? Ne demişler Kürtten evliya alma avluya.-

-Baba doğduğumuz toprakları hangimiz seçebildik ki ?Sende kürt olabilirdin ?

-Değilim ve asla olmak istemezdim ?

-Niye ne yaptılar ki sana bu kadar nefret ediyorsun ?

-Bir sürü arkadaşımı öldürdüler,bir sürü arkadaşımı yarım ettiler,benim psikolojimi bozdular.

-Baba sen teröristlerden bahsediyorsun,Şahin de ailesi de terörist değil,her kürt terörist değil ki.

-Aile de ki yerin öküzden bile sonra gelir öyle bir aileye gelin gidersen.

-Yoo ben gittim evlerine tanıştım ailesiyle,bana karşı çok iyiydiler.

Babam durakladı bir an

-Nereye gittin dedi ? Sinirden sesi titriyordu ve ben kırdığım potu ancak o zaman fark edebildim.

-Sen bize haber bile vermeden Diyarbakıra mı gittin? Daha ne yaptın kızım bilmediğimiz ? Daha bizi çiğneyerek neler yapacaksın yada ? İstemiyorum diyorum,sebeplerini anlatıyorum tek tek ama sen anlamamakta ısrar ediyorsun.Bu insanlar kadına değer vermez,çocuğa değer vermez diye devam etti konuşmaya halbuki o an çocuğa değer vermez dediği kürtlerden ne farkı vardı Onun ?Seviyorum diyordum ve babam beni dinlemiyordu.Kendi doğrusunu anlatıyordu bana saatlerdir ve bu işin kesinlikle olamayacağını söylerken o çocuğuna ve çocuğunun duygularına değer vermiş mi oluyordu şimdi ?Boğazım düğüm düğüm oluyordu,ağzımı açmak bir şeyler söylemek istiyordum.Bana destek olması için arada anneme,kardeşlerime bakıyordum ama kimsenin sesi soluğu çıkmıyordu.Salonda sadece babamın sesi vardı.Ben ki hayatı boyunca anne-babasından onay ve kabul görmek için istemediği şeylere hep evet demiş bir çocuktum ama şimdi evet diyemiyordum.Bir yanda uğruna canımı feda edebilecek kadar çok sevdiğim babam bir yanda aşkı,sevgiyi bana tattıran aşık olduğum adam…

Ağlamaya başladım,sesim çıkmıyordu ama yaşlar yanaklarımla birlikte kalbime de akıyordu.Babam da ağlamaya başladı konuşması bitince.

-Yalvarırım sana kızım bizi hiç üzmedin yine üzme ne olursun dedi.Koskoca adam karşımda ellerini ovuşturarak ağlıyordu,babamı bu halde sadece bir kez görmüştüm oda babaanemin öldüğü gündü.-Sen bizim gurur kaynağımız oldun hep başımızı kaldırdın.Şimdi ben nasıl kıyayım sana,sen beni ancak evladın olunca anlarsın- dedi babam,daha bir sürü şey söyledi.Söyledikleri arasında en çok- sen beni evladın olunca anlarsın- takıldı aklıma.Bu cümlesinde haklı çıkar mıydı ? Acaba evladım olunca onu anlar mıydım ? Bu soruya hiç cevap veremeyeceğim çünkü henüz anne olamadım ve eğer bir gün yollarımızı tekrar kesiştirmezse Yaradan biliyorum ki hiç anne olamayacağım…

O gece daha fazla konuşmadık,erkenden yattım ama uyuyamadım yatakta dönüp durdum sabaha kadar.Şahinin ne aramalarına,ne mesajlarına cevap veremedim.Biliyordum ki konu dönüp dolaşıp isteme olayına gelecekti.Çünkü Şahin ailesine çoktan Balıkesire beni istemeye geleceklerini söylemişti,kısaca tüm aile yola çıkmak için benden haber bekliyordu.

Geceden sıkıntımı hafifletmesini beklemek ne büyük saçmalık,derler ya dertler gece azar diye doğruymuş meğer,tüm gece aralıksız ağladım.Sabaha yakın sızmışım annemin kahvaltının hazır olduğu haber veren sesiyle uyandım.İlk kez uyanmak bu kadar güç gelmişti bana,yeni gün yeni bir tartışmanın habercisiydi.Kahvaltı boyunca sessizce oturdum,başımı kaldırıp kimsenin yüzüne bakacak halim yoktu zaten şiş gözlerimden dolayı utanıyordum.Babam beni ikna ettiğini zannettiğinden mutlu görünüyordu,hayat ne tuhaftı benim mutsuzluğum babamın mutluluğuydu demek…

Günler tüm tatsızlığıyla geçerken şahine söylediğim  tüm yalanlar tükendi bir gün.

Gülşah dürüst ol lütfen,baban istemiyor mu ?- dedi bir gün pat diye.Gerçek tüm çıplaklığıyla karşımda dururken son bir yalan bulabilmek için çırpındım ama nafile bulamadım.

Nereden çıkarıyorsun ? dedim verecek başka bir cevap bulamamanın gerginliğiyle.

Günler oldu gülşah bir haber bekliyoruz senden,ama her gün geçiştiriyorsun.Anlamamazlıktan geleyim diyorum ama o kadar açık ki her şey.

Şahin çok gururlu bir adamdı,biliyorum ki ona babam seni kürt olduğun için istemiyor desem evimize adımını bile atmazdı ki zaten ilişkimizin ilk gününden itibaren en korktuğu şey ailemin kürt olduğu için onu istemeyeceğiydi.Bense onu her seferinde ailemin asla böyle saçmalıklar yapmayacağını söyleyerek yatıştırırdım.Demek ki ben onca yıllık babamı tanımıyormuşum.Başkalarına akıl vermeye geldimi – Çocuğun senin seviyene çıkamıyorsa sen onun seviyesine ineceksin diyerek – orta yollu konuşan babam iş kendi çocuğuna geldiğinde orta yolu bulmaya hiç çalışmıyordu.Şahini ve ailesini tanıyıp da istemese belki bir nebze anlam verebilirdim katılığına,ama daha tanışmadan sırf kürt diye istememesine tahammül edemiyordum.

-Ne lakası var dedim,niye istemesin babam seni ? 

Yalana bir kez bulaştı mı insan gerisi geliyordu.-Sadece müsait olamadık,haftaya gelebilirsiniz-dedim.

Telefonu kapattığım an içimde yükselen anksiyetenin önüne geçemeyeceğimi anlayarak teyzemi aradım ve ağlayarak anlattım her şeyi.Biriyle konuşmak iyi gelmişti,teyzem hemen bize geldi.Onun varlığı bana güç veriyordu,ilk kez babamın karşısında kendimi bu kadar cesur hissediyordum.Bir çırpıda söyledim-Baba ben şahini seviyorum ve onunla evlenmek istiyorum-

Babam sakin görünmeye çalışsa da öfkesi gerilen yüz kaslarından ve burnundan hızla alıp verdiği nefesinden belliydi.Aramızda daha önce geçen konuşmalara benzeyen bir konuşma geçti tekrar.Babam çok katıydı ve bir adım geri atmıyordu fakat bu sefer anneminde sesi çıkmaya başlamıştı ve bana hak veriyordu,tanışmaktan ne çıkardı.

Babam son bir hamle yapıp sevinmemi engelleyecek şu cümleyi kurdu

-Ben baba olamamışım demek lafımın bir değeri yokmuş evladımın yanında,ne diyeyim kızım başın sel,ayağın göl olsun.Git kiminle istersen evlen ama beni ezip geçiyorsun ya seninde sen gibi evlatların olsun- dedi ağlayarak.

O koskoca adam karşımda ağlarken ben nasıl mutlu olabilirdim ? Bu babama ilk hayır deyişimdi ve cezasını ağır ödüyordum.Siz siz olun evlatlarınızı kendinize bağımlı,size hayır diyemeyen insanlar olarak yetiştirmeyin olur mu ? Bazen tek doğruyu aileler bilmez.Bazen çocuklarda bilir doğru olanın ne olduğunu…

Şahini aradım ağladığım belli olmasın diye hasta olduğum yalanına sığındım ve -sizi bekliyoruz biz hazırız müsait olduğunuz gün buyurun gelin -dedim.

Şahin zeki bir adamdı,adı kadar emindi istenilmediğinden ama emin olmadan sezgileriyle hareket etmek istemiyordu sanırım.

-Bir sorun yok değil mi aşkım?dedi.istersen ilk seferinde ben tek geleyim.

Sanırım ailesine rezil olmaktan korkuyordu ve maalesef korkusunda haklı çıktı…

Belki ailecek gelirlerse babamın daha çok hoşuna gider diye düşündüm ve -yok dedim,tek gelme ailenle beraber gelin-

Tam bir hafta sonra geleceklerdi,evimizde resmen ölüm sessizliği vardı.Babam ben olduğum zamanlarda sofraya oturmuyordu,eve geç geliyor gelir gelmez yatıyordu.Kendimi çok kötü hissediyordum,evin düzenini bozmuş herkesi mutsuz etmiştim.En büyük destekçim teyzemdi,kim demiş anne olmak için doğurmak gerekir diye.Teyzem beni karnında taşımasa da kalbinde taşıyordu işte.

-Üzülme , baban alışacak bu fikre.Hele şahini tanıyıp kızını böyle mert bir adama emanet ettiğini görünce aklında hiç soru işareti kalmayacak,sen merak etme- dedi.

-İnşallah teyze,kendimi çok kötü hissediyorum.Sanki babamı üzdüğüm için onun başına kötü bir şey gelecekmiş gibi hatta ölecekmiş gibi geliyor bana dedim ağlayarak.

-Saçmalama sen istemediği biriyle evleneceksin diye niye ölsün eniştem ? O duygu sömürüsü yapıyor sana,sende yiyorsun hemen dedi teyzem gülerek.

Ve ben bu haleti ruhiye de yaşarken bir hafta hızlıca geçip,gitti.O gün geldi.Her şey hazırdı,ev tertemiz masada çeşit çeşit ikramlık.Kalbim heyecandan ağzımdan çıkacak gibi atıyordu.

Arabasını  lastiğin yere sürterek çıkardığı sesi bile tanırdım,- geldiler teyze- dedim.Zaten teyzem dışında gelmelerini pek önemseyen de yoktu.Babam o kadar gergin görünüyordu,yüzüne bakıp ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.Annem,o nasıl oluyorduda bana destek vermiyordu.Niye o kadar sessiz kaldın anne ? Hani senin en değerlin bendim ? Neden en güzel günümde yanımda duramadın benim ?Ya siz bana küçük anne diye seslenen canım kardeşlerim siz neden babama karşı benim yanımda duramadınız ? Ben sizin her zor gününüzde yanınızda olmadım mı ? Siz niye bana düşmanmışım gibi baktınız ? Tabi küçüktünüz o zamanlar,beni anlamadınız.Merak ediyorum her ikinize de soruyorum canım kardeşlerim aşık olduğunuzda ben hiç aklınıza geldim mi ? Bana babamı çok üzüyorsun derdiniz hep,siz kendi yolunuzu çizerken babamı neden dinlemediniz o zaman ?

 Her şeye rağmen evime adım attığı an dünyam aydınlandı yeniden,güven veren bakışı,huzur kokan kokusu sardı odayı.Sarılmak istedim kocaman,anlatmak istediğim yaşadığım her şeyi,ağlamak istedim göğsünde.Beni üzüyorlar seni sevdim diye demek istedim.Diyemedim,nasıl söylenir ki bir insana sen kürtsün diye babam evlatlıktan reddediyor beni sana olan aşkıma engel olamadım diye.Gözlerine baktım kaçamak kimseler göremeden.Annesi,babası,kardeşleri,selda ve ahmet vardı yanında.Yüzleri gülüyordu,ellerinde kocaman gül buketleri vardı.En büyük  buketi  Şahin anneme verdi,diğer buketleri bana,teyzeme ve kız kardeşime verdi sırayla.

Heyecandan tir tir titriyordum,Allahım ne olursun bu akşam güzel geçsin diye içimden dualar ediyordum,adaklar adıyordum.Çok seviyordum ve sevdiğim adamın kırılmasından,zarar görmesinden çok korkuyordum.

Babam hoş geldiniz bile demeyerek başladı geceye,salonda bir süre babam olmaksızın oturduk.Sonra annem de kayboldu ortadan bir süre sonra odaya babamla dönüşünden Onu ikna etmeye gittiğini çıkardım.Teyzemle ve kız kardeşim ikramlıkları hazırladık.

-Nerelisin dedi babam küçümser bir bakışla sanki bilmiyormuş gibi nereli olduğunu.

-Diyarbakırlıyız dedi şahin,hissediyordu elbet gerginliği.Fark ediyordu elbet küçümsendiğini.Sessizce oturuyordu maaile,arada selda ile ahmet muhabbet açmaya çalışıyorlardı ama babam duvar gibi sessizdi.Keşke hep öyle kalsaydı.Duvar gibi sessiz ve duygusuz.Keşke hiç açmasaydı ağzını,keşke hayatımda ilk kez tattığım mutluluğu elimden almasaydı.

-Vay be dedi babam anneme bakarak sanki odada yalnızca ikisi varmış gibi.Kınadığın şeyi yaşamadan ölmezmiş insan bak kaderde kürtlere kız vermek de varmış…Bu günleri de görecekmiş bu gözler demek.

Annem ters ters baktı babama ama ortam buz gibi oldu bir an.

Bu insanlar benim bir lafımla taa Diyarbakırdan kalkıp gelmişler,çikolatalarını çiçeklerini,hediyelerini getirmişler,yüzleri gülüyor,tek suçları ne şimdi bu insanların ?Doğdukları  topraklar mı ?

Arkadaşlarım var benim yıllarca bir çocukla çıkan ve adamın oyalamasıyla yıllarca evlilik teklifi almak için bekleyen ? Oysa benim sevdiğim bana helali olmadan elini bile sürmek istemeyen,ben buyrun gelin diyince ailesini taa kilometrelerce öteden alıp beni istemek için evime getiren bu mert adam ve ailesi hak etmedi bu muameleyi.

Şahin sabırlı olmaya çalıştığı her halinden belli olarak usulca sordu – ne var ki bir kürde kız vermek de dedi ?-

Babam da bu cevabı bekliyor olmalı ki atıldı hemen- Sevmem ben kürtleri hiç – dedi.

Ortamın tansiyonu giderek yükseliyordu.Babam şahini en hassas noktasından kürtlüğünden vuruyordu,daha doğrusu aklınca aşağılamaya çalışıyordu.Annem bir iki kere müdahale etti ama babam aldı eline sazı hiç susmuyordu.Teyzem araya girmeye çalıştı ama oda başaramadı.Seldaya baktım ne olur bir şeyler söyle der gibi.

– Bende türküm amca dedi selda ve ekledi gördüğün gibi biz çok mutluyuz,korkma kürtlere kız vermek kötü bir şey değil dedi.

Babam sanki kördü,sağırdı tüm her şeye kapalıydı.O gece aklında tek bir şey vardı Şahini ve ailesini aşağılamak.

Şahine bakıyordum,ne olur sus diyerek ama onunda susmaya niyeti yoktu.

-Yanlış konuşuyorsunuz saygımdan susuyorum ama artık aşağılamaya başladınız dedi.

-Aşağılıyo muyum ? Yoo olanı söylüyorum.Sen batıdan bir kız alınca sınıf mı atlayacaksın ?

Babam iyice çığırından çıkmıştı,şahin burnundan soluyordu.Onu bir de lideri olduğu topluluktan ayrıldığı gün böyle görmüştüm.Bu çocuk ayrımcılığın hiç bir türlüsüne tahammül edemiyordu ve şimdi babam karşısında durmuş onu,ailesini ve tüm kürtleri resmen küçük görüyordu.

Bana baktı o an bir şeyler söyle der gibi,hayatım boyunca unutamayacağım o bakışı.Tıpkı adını aldığı yırtıcı kuş gibi biraz öfkeli,biraz hüzünlü…

 BÖLÜM 9


-Ananem hep derdi ki dedeni toprağa koyduğum gün benim de bir yanım girdi toprak altına.-

Ah ananecim anlamazdım ne demek istediğini o vakitler,anlamazdım bir yanının toprak altında olmasının nasıl bir şey olduğunu.Şimdi beni de anlayamıyor kimse,anlam veremiyorlar boş bakışlarıma,dünyayı boşvermişliğime…Bilmiyor onlar ölüm ayrılığından beter ayrılıklar var dünyada.

O gece babam susmadı,şahin de keza öyle.Canımdan çok sevdiğim iki adam o gece yıllardır süren bir kavgayı birbirleriyle ediyorlardı.Elimden hiç bir şey gelmiyordu,ancak ağlamaya yetiyordu gücüm.Ben sessizce ağlarken,onlar bağırarak tartışıyorlardı.

-Bak gör evleneceğin adamı dedi babam şahini işaret ederek.

Ses çıkarmadım,şahin her zamakinden başkaydı o gece.Çünkü en hassas noktasından vuruluyordu ardı ardına.Selda ve ahmet araya girip,müsade istediler ve Babam insanları kovmaktan beter etti.

Şahin yüzüme dahi bakmadan çıktı gitti evimizden ve bir daha da adımını atmadı hiç.

O gece defalarca aramama rağmen açmadı telefonu,selda da açmadı.Konuşamadım kimseyle.Sonraki gün ve bir sonraki gün.Hep aynı yanıtı verdi telefonun ucundaki ses – aradığınız kişiye şuan da ulaşılamıyor.-

Ulaşamadım bir daha ona,biliyor musunuz vedalaşamadık biz belki de o yüzdendir bittiğini kabullenemem…

O gece evlatları için canını verebileceğini söyleyen adam yani babam kendi eliyle gömdü beni toprağa.

Gitti canımın en değerli parçası,gitti yaşama sevincim,gitti sevdiğim

Veda etmeden gitti,bir kerecik öpmeden gitti…

Kızdı bana,kızdı babama,kızdı bu kavgayı başlatanlara,kızdı da gitti.

Hiç haber alamadım o günden sonra,çünkü onu sevenlerde yüz çevirdi bana.

Okula devam edemedim,onunla gezdiğim yerlerde yalnız olamayacağımı bildiğim için

Babamla hiç konuşmadım o günden sonra,sustum…

Uyudum,uyandım.Adına yaşam denilen bu cehenneme sabredecek bahaneler arayarak…

Bulamadım ve bir gün ölmek istedim ama yine o kürtten öğrenmiştim kendini öldürmenin en büyük günahlardan olduğunu

İdam edileceği günü bekleyen mahkum gibi bekledim,bekledim.

Vakit geçsin istedim,boğazıma yapışan ağırlık gitsin istedim.

Güç bulamadım kendimde onu arayacak,güç bulamadım içimde koşup ardından sarılacak.

Sesler kayboldu önce,kimseyi duyamadım bir süre.Sonra renkler kayboldu göremedim etrafımdaki kalabalığı.

Tek özgürlük alanım üst katı kardeşime ait olan ranzanın alt yatağıydı.

Öyle geceler yaşadım ki canımı almadığı için Allahla kavga ettiğim…

Aylar sonra bir gün bir bahar sabahında yeniden canlanan tabiat umut oldu bana,güç geldi bacaklarıma,çıktım yataktan.

Teyzemin aylar süren ısrarlarıyla aynı zamanda psikoterapistte olan bir psikiyatr ile görüşmeye başladım.

Önceleri ben ağlama nöbetlerine girdim,çoğu seans konuşamadım,uzunca bir süre terapiyle desteklenen ilaç tedavisi gördüm.

Sonra alıştım yavaş yavaş ona,açtım derdimi.Anlattım aşkımı nasıl kaybettiğimi göz yaşları eşliğinde.

Kendimle yüzleştim,patalojilerimle yüzleştim,ezikliklerimle yüzleştim,en son acımla yüzleştim.

Ve kararımı verdim,Diyarbakıra gittim.

Ben ki yer yön bulma konusunda dünyanın en başarısız kişisiydim ama evlerini elimle koymuşum gibi buldum.Kapıyı çalmaya korktum bir süre öylece kapı önünde durdum,en nihayetinde dayanamadım tokmağı kapıya vurdum.Açılmadı o kapı bana,saatlerce etrafında dolaştım durdum.

Önce umudumu yitirmedim,etraftaki esnafa ahmeti,seldayı sordum.Saolsunlar beni seldanın evine kadar götürdüler.Bu eve girmeye de yüzüm yoktu ama seldayla konuşmaya çok ihtiyacım vardı.Kapıyı açıp karşısında beni görünce şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi bir süre,sonra sarılıp içeri davet etti beni.Seldaya sarıldığımda hiç bir kan bağım olmamasına rağmen kendimi ablama sarılıyormuşum gibi hissettim o an.Hiç konuşmadan yemek hazırladı bana,ben ağladım o dinledi,ben anlattım o sessizdi…

– Şahin şimdi nerede selda

-Fransaya gitti o,biliyosun zaten okul bitince öyle bir planı vardı kısa süreli.

-Biliyor musun biz vedalaşamadık bile

-biliyorum çünkü sana çok öfkeli

-Benim ne suçum var ki ?

-Bunları söylemek bana düşmez ama madem kalktın arkasından taa buralara kadar geldin dinle o zaman,Sen aşkının arkasında duramadın gülşah.Yarı yolda bıraktın onu.Şahin o gece öfkesinden delirdi.Ailesine rezil olduğunu düşündü.

Haklıydı selda,ağzımı açıp söyleyecek tek söz bulamadım.

-Şahinin kalbinin içini biliyorum onu çok iyi tanıyorum.Şahin kalırsa sana veda edemeyeceğini düşünüyordu ama seni ailenle kendisi arasında bir tercih yapmak zorunda bırakmak ta istemiyordu.

Gözümde akıtacak yaş kalmasa da içim ağlayarak dinliyordum onu.Haklıydı selda söylediği her sözde yerden göğe kadar.Şahin daha ilk günümüzde söylememiş miydi kürt oluşunun aramızda sorun olacağını…Ben güven vermiştim ona,ailem böyle bir şeyi problem etmez demiştim.O hep korkmuştu beni kaybetmekten,bense kötü şeyleri getirmemiştim hiç aklıma.

-Ne olursun bizi buluştur dedim seldaya elini tutarken.

-Senle konuştuğumu bilse bile kızar bana gülşah,benim şahin üzerinde böyle bir yaptırımım olamaz.

-Ahmet buluştursun yalvarıyorum sana

Seldanın da gözleri doldu,konuşurum ahmetle dedi.Konuştuk o gece ama istediğim yanıtı alamadım.Ahmet ben o işe karışamam dedi,Şahin istemiyorsa olmaz diyerek kestirip attı.

Kaç saat ağladım o gece o evde bilmiyorum Ahmetin – Şahin farklı bir gruba katıldı- diyen sesiyle irkildim bir an.

Ben zerre kadar siyasetten anlamayan biriyim,nasıl bir gruba dedim ağlamaktan çatallaşmış sesimle.

-Boşver gülşah 

-Boşveremedim şahinin kendine zarar verecek bir oluşumun içine dahil olmuş olmasından korkuyordum

-Bir çeşit kürt harekatı diyelim dedi ahmet konuyu çok uzatmadan.Çocukluğundan beri hayaliydi ama O seni tanıdıktan sonra içine seni dahil edemeyeceği tüm hayallerini silip attı.Sen yapamadın gülşah dedikten sonra konuşmadı bir daha benimle,ertesi gün balıkesire dönmek için çıktım erkenden evden,ama biletim akşam saatlerindeydi ve benim yalnız başıma yapacağım ilk diyarbakır turum böylece başladı.

Onunla gezdiğimiz yerleri gezdim bir bir,beni götürdüğü ciğerciye gittim yediğime karışan göz yaşım diğer müşterilerin bile dikkatini çeker hale gelince ancak kendimi toparlayabildim.Gittim lavaboya elimi,yüzümü yıkadım.Aynada gördüğümü ben bile tanıyamaz hale gelmiştim.Bir şey söyleyeceğim ama biliyorum sizde inanmayacaksınız bana çünkü teyzemde terapistimde inanmıyor bu söylediğime ama ben yine de söyleyeceğim.

Diyarbakır sokaklarında gezerken burnuma doldu kokusu,sanki beni görüyor,sanki varlığımı biliyor,sanki etrafımda geziyor gibiydi.İnsan unutabilir mi sevdiğinin kokusunu ? Soruyorum size insan aşık olduğu adamın kokusuna benzetebilir mi bir başka kokuyu ? Kokusunu duydum diyorum,onu göremedim ama sanki yanımdaymışcasına duydum kokusunu sonra ne oldu biliyor musunuz ? Onun beni götürdüğü türkü evine gittim,kendime en demlisinden kaçak bir kürt çayı söyledim,geçmiş zamanın hayalleri içerisinde dalıp gitmiştim ki bir şarkı çalındı kulağıma

Gün gelir de beni unutursun demiştin
Kalbimdeki bu derdi uyutursun demiştin
Ne ben seni unutabildim
Ne bu gönlümü avutabildim
Ne bu derdimi uyutabildim

Unutamam seni, unutamam seni
Unutamam seni, unutamam

Bu şahinin en sevdiği Ahmet Kaya şarkısıydı,işte O an emin oldum Şahin Fransada falan değildi buralardaydı,etrafımdaydı ama bana bilerek görünmemeye çalışıyordu.Ayağa kalktım,gözlerim hızlıca etrafı taramaya başladı,bana bakan meraklı gözler umurumda falan değildi.Hızlıca kalktım mekandan dışarı çıktım,etrafa bakındım ama yoktu Şahin.Yere oturdum,karnıma doğru çektiğim bacaklarıma sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başladım.Bir iki kişi geldi yanıma ama cevap vermedim kimseye,o gece o kafenin önünde bağıra bağıra ağladım…

-Acaba sen öyle olmasını istiyor olabilir misin gülşah ?dedi terapistim nevin hanım

-Yemin ediyorum ki kokusunu duydum

-Gördün mü onu ?

-Görmedim ama kokusunu duydum,en sevdiği şarkıyı çaldırdı o kafede.

-Hatırlıyor musun terapiye ilk başladığın zaman geceleri sen uyurken yanına geldiğini iddia ediyordun,

-Hatırlıyorum onlar gerçek değildi şimdi  bilinçli aklımla bunun farkındayım ama bu sefer ki hayal değil kokusunu aldım diyorum size.

Teyzemde nevin hanım gibi düşünüyor bu durumu beynimin oyunu olarak yorumluyordu,ona göre şarkı ise tam bir rastlantıydı.

Sizde öyle düşünüyorsunuz belki,belki siz de inanmıyorsunuz ama ben biliyorum ki o burada,benim etrafımda.Beni izliyor,yaptıklarımı görüyor. Nereden mi biliyorum ?

Gece yarısı telefonum çalıyor bazen,hiç konuşmuyor dinliyor sadece,bazen bir deniz kenarında yürürken kokusu geliyor burnuma etrafıma bakıyorum Onu göremiyorum ama biliyorum ki o yanımda,bazen esmer bir erkek çocuğu görüyorum,gözlerinin içine bakıyorum çocuğun gözlerinde görüyorum onu,uçan kuşun kanadında,yağan yağmurun tenime dokunuşunda,kürtçe bir ağıtta,bir halayda,bir Ahmet kaya şarkısında,bir bağlamaya dokunan ince parmaklı ellerde ve tüm ez te hezdıkımlerde görüyorum ben Onu…

Ve biliyorum ki bir gün Kaderin Sahibi bu vedasız ayrılığa son verecek,bir gün bizi tekrardan birleştirecek…

O zaman tüm adaklarımı sunacağım dünya çocuklarına

O zaman tüm sevgimi akıtacağım bu kavgayı çıkaranların damarlarına

Bakın diyeceğim Hani Türkle Kürt olamazdı ?

Bakın olduk biz diyeceğim

Sevdik biz,Kavuştuk biz,Başardık biz diyeceğim

O zaman saklayacağım başımı göğsüne,o zaman dolaşacak güzel saçlarımda elleri

Hiç ağlamayacağız,hep güleceğiz,sevişen yaramaz çocuklar gibi

Diyeceğim ki benim aşkım büyük yeryüzündeki tüm savaşlardan

Diyeceğim ki Affet beni,affet beni senin kadar cesur olamadığım için

Ben küçük bir çocuktum diyeceğim annesinin,babasının onayına muhtaç

Ben bilemedim seni kaybedeceğimi diyeceğim

Diyeceğim ki ömrüm senin olsun da gitme bir daha

Gitme,yalvarırım…

Şahinim,benim MERT sevgilim bu sözlerim sana

Bir gün eğer rastlarsan bu yazıya bil ki ben seni bekliyorum hala,bekleyeceğim de.İnanıyorum ki Allah gerçekten sevenleri yani senin gibi sevdiğine dokunmaya kıyamayanları ve benim gibi sevdiğinden başkasına bakamayanları kavuşturur bir gün.

Biliyorum akıttığım her damla göz yaşının farkında Yaradan

Biliyorum dua ediyorsundur şimdi sen sabah namazının ardından

Biliyor musun uyanık oluyorum bende o saatlerde

Bende buluşuyorum secdeyle

Açıyorum ellerimi,Ol demesiyle her şeyi Oldurmaya muktedir Olana

Diyorum ki Allahım kavuştur bizi,bitir bu imtihanı,bitir bu hasreti

Ne oluyor sonra biliyor musun ?

Bir güvercin oluyorsun geliyorsun pencereme,ekmek kırıntılarıyla besliyorum seni

Bazende uyuyakalıyorum secdede,sonra sen geliyorsun rüyama.

Rüyamda dokunabiliyorum sana,kokunu çekebiliyorum içime kana kana.

İnsan rüya görürken rüyada olduğunu anlar mı hiç ?

Ben anlıyorum,rüyam bitecek diye korkuyorum

Sen gittiğinden beri babamla hiç konuşmadım biliyor musun ?

Biliyorum Ana- baba hakkı ödenmez,yapma konuş diyeceksin ama yapamıyorum

Babamı bağışlayamıyorum,oda benim bu yarı deli halimi gördükçe kahroluyormuş,öyle diyor annem

Ama kimse benden çok kahrolamaz.

Bu arada okula dönmeye karar verdim,biliyor musun Niçin ?

Okulu bitirip,senin memleketine atanacağım.

Hani derdin ya benim memleketim başkalarının sürgün yeri diye

Senin memleketin benim cennetim

Senin şehrinin sana benzeyen çocuklarına adayacağım kendimi

Okşadığım her esmer başta seni anacağım,seni bulacağım

Ben sen olmasan bile bana seni hatırlatan her şeye sarılacağım

Ve inanıyorum ki  Şahin bir gün ben seni bulacağım

Dilerim Allahtan o gün çabuk gelsin

Ve eğer ki ben seni bulamadan ölürsem bil ki ben seni gördüğüm o İlk günden beri seni  sevmekten bir gün bile usanmadım

Bizi ayıran bu kavgayı çıkaranlara,bizi kalbimizdeki sevgiye rağmen birbirimize yasak kılan bu ayrımı yapanlara hakkımı HELAL ETMİYORUM.

Ama sana ediyorum,eğer ki üzerinde karınca kadar hakkım varsa HELAL OLSUN SEVGİLİM.

Beni canından çok sevdiğin için,beni sevmeye kıyamadığın için,seni aileme karşı koruyamadığım için,ailenin karşısında seni küçük düşürdüğüm için,benim yüzümden vazgeçtiklerin için,benim yüzümden kaybettiklerin için senden özür dilerim,sende bana hakkını helal eder misin ?

SON

Bunlar da hoşunuza gidebilir...