Bir Kürt Sevdim 2 ( 3.Bölüm)

  1. Bazı an’lar vardır ya hani milyonlarca kez hayalini kurarsın ve bir gün hayalin hiç beklemediğin bir zamanda gerçek olur.İşte bu öyle bir andı.Aradan geçen onca zamanda uyurken,uyumadan önce yada ayakta sayamayacağım kadar çok kez bu konuşmanın provasını yapmıştım zihnimde,kalbimde.Şimdi o hasretinden öldüğüm ses adımı söylüyordu ve ben cevap bile veremiyordum.Dondum,sesim sanki içime kaçtı.Konuşamıyordum,bir kaç kez daha adımı tekrarladı ve sanırım artık kapatacaktı ki sesimi duydum.

Efendim- işte bu kadardı tüm diyebildiğim. Şimdi o sessizleşti,sanırım heyecanlanmıştı. Karşılıklı sustuk bir süre,bu konuşacak,paylaşacak şeyi olmayan insanların susması değildi.Bu hasreti büyük,sevdası sonsuz insanların susmasıydı. Bu özlemin kavurduğu iki aşıkın vuslatıydı.Yada ben öyle sanıyordum.

Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum,hatırlamıyorum Şahin bozdu sessizliği.Sesi,o huzur veren,hitap ettiği kitlelere coşku veren sesi sert çıkıyordu bu sefer.

– Diyarbakırdaymışsın-

-Evet-

-Ne işin var Diyarbakır da?-

Soru sormuyor azarlıyordu sanki.Cevap vermedim,ne diyebilirdim ki?

-Gülşah, Allah aşkına söyler misin ne işin var senin Diyarbakır da ?

Oda biliyordu ne işim olduğunu,neden burada olduğumu.Biliyordu da neden soruyordu? Şansımız yok mu demek istiyordu.Niye benimle öğrencisini azarlayan öğretmen gibi konuşuyordu.Yıllar sonra yaptığımız bu ilk konuşmanın böyle olacağını hiç tahmin etmemiştim.Sessiz kalışım onu çileden çıkarıyor olmalıydı ki

-Gülşah,memleketine dön.Burada varoluş nedenin her neyse bil ki gerçek olmayacak,memleketine dön.Hayatını yaşa.Hiç bir şey geçmişi değiştiremez.Yaşanılanları unutturamaz kimseye.

Sesi o kadar öfkeliydi ki,çok şaşırmıştım.Aradan geçen onca zaman öfkesinden hiç bir şey eksiltmemişti.Bu durum beni çok üzse de içten içe sevindiren bir tarafı da yok değildi.Bir insan ancak sevdiği birine bu kadar uzun süre öfke duyabilir diye düşünüyordum ve yanılmıyormuşum…

Derin bir nefes aldım,bir kaç kez yutkunduktan sonra konuşmaya başladım.

-Sana yalan söyleyecek değilim,senden hislerimi en başından beri hiç gizlemedim.Evet Diyarbakır’a geliş nedenim sensin.Sen o akşam o kapıdan hiddetle çıkıp giderken geriye hiç dönmeyeceğini bilemedim.Biz vedayı hak edecek bir aşk yaşadık ve hiç vedalaşamadık.Ben buraya seninle tekrar bir ihtimalimiz var mı diye sormaya değil,ben buraya sana veda etmeye geldim- dedim  söylediğim yalana ben bile şaşırarak.Amma da atıyordum şimdi,ben buraya barışmaya değil de vedaya mı gelmiştim.Bunu o an o kadar hızlı nasıl uydurabildiğimi inanın hiç hatırlamıyorum.Hatırladığım tek şey Şahinin o istemez tavrının altında hissettiğim öfke ve o öfkeyi ilişkilendirdiğim sevgi. Eski Gülşah olsa ağlar,zırlar Şahine kendini affettirmek için uğraşır dururdu.Fakat yeni Gülşah farklı bir yol seçmişti.Fark ettiği kapı aralığından içeri sızmayı,o kapının şiddetle yüzüne çarpmasına tercih etmişti.Anlık söylediğim yalan hoşuma gitti ve devam etmeye karar verdim.Söylediklerimin tesirini ölçmek için bir süre sustuktan sonra konuşmaya devam ettim.

-Sence de biz bir vedayı hak etmiyor muyuz ?- dedim ve sustum şimdi söz hakkı ondaydı ve konuşmuyor oluşu bile içime umut tohumları ekmeme yetiyordu.

-Ediyoruz-dedi sesini sevdiğim.Beklediğim cevabı almanın mutluluğuyla neredeyse kahkaha atacaktım ki hakim oldum kendime.Şimdi uyuyan devi uyandırmaya gerek yoktu.Şimdi güçsüzlüğümle kaybettiğim sevdiğimi içimde yeni yeni hissettiğim güçle tekrar kazanma zamanıydı.Ben böyle kendi kendime konuşurken 

-Görüşelim,vedalaşalım fakat sonrasında söz ver döneceksin memleketine-dedi.

-Söz veremem Şahin,çünkü burada oluşum sadece seninle alakalı değil artık.-

-Öyle mi ? Başka sebebi de mi var ?- dedi.

Aslında başka hiç bir sebebi yoktu,çalıştığım okul zengin ailelerin çocuklarının eğitim aldığı,öğretmenlerin çalışmak için sıraya girdikleri bir yerdi.Maaşı ve konumu iyi olduğu için Diyarbakırlı meslektaşlarım burada çalışmak için can atıyordu.Şahin de bunu gayet iyi biliyordu.O an öyle bir yalan söyledim ki ben bile benim bu kadar cin fikirli olabileceğimi bilmiyordum.

-Ben kimsenin gitmek istemediği bir köy okulunda çalışmak için ücretli öğretmenliğe baş vurdum-dedim.Aslında bu yalanı söylerken bir hafta önce kendi doğduğu köye ücretli öğretmenlik yapmak için giden Ceylan öğretmenden etkilenmiştim.Bana da teklifte bulunmuştu Ceylan ve ben hayır demiştim.Şimdi Şahine sırf onun için kalmadığımı ispatlamak için bu yalana başvurmuştum. Hem burada kalmaya devam edecek,hem de gerçekten öğretmene ihtiyacı olan çocuklara yardım edecektim.Beni bundan sonrasında yepyeni bir macera bekliyordu ve o an söylediğim yalanın bizi birbirimize yakınlaştıracağını bilmiyordum.

Şahin söylediğim şeyden etkilenmiş olmalı ki sesi şimdi yumuşacık çıkıyordu.

– Çok iyi düşünmüşsün,Diyarbakır da gerçekten öğretmene çok ihtiyacı olan köyler var.Tebrik ederim seni-dedi.

Sesinden aldığım şefkat beni çok mutlu etti.Teşekkür ettim ve ekledim.

-Seninle son kez konuşmak ve vedalaşmak için ne zaman görüşebiliriz- dedim.Aslında o saatten sonra ikimizde son kez görüşmeyeceğimizi biliyorduk.Hatta ne yalan söyleyeyim ben,Şahinin beni görür görmez bağışlayacağını zannediyordum ve yine yanılıyordum.

-Ben Yurt dışındayım.Döndüğümde seni ararım.-

-Ne zaman döneceksin peki ?- dedim,bunca yıl beklemiştim ama şimdi bir dakika daha beklemek istemiyordum.

Derin derin iç çekti,- belli değil Gülşah,bende bilmiyorum- dedi.

-Peki-dedim durumu kabullenmekten başka çaresi olmayan insanlara mahsus teslimiyet içeren sesimle.

-Tamam,ben sana haber vereceğim- dedi ve kapattı telefonu.

Telefonun kapandığını haber veren o iğrenç sinyal sesiyle uyandım ayakta gördüğüm rüyadan.Elimde telefon bir süre öylece kalakaldım.En başından beri konuştuğumuz her şeyi tek tek düşündüm.Şahinin önce soğuk,sonra öfkeli en son da şefkatli sesini kulağıma kazıdım.Yıllar sonra ilk kez o gece gerçekten uyuduğumu sanıyorum.

Sabah uyanır uyanmaz ilk iş kendime çok güzel ve sağlıklı bir kahvaltı hazırladım.Onsuz geçen yıllarda kaybettiğim güzelliğimi kazanmak için ne yapmam gerekiyorsa yapacaktım.Şahin ülkeye ne zaman döneceğini söylememişti,belki bir hafta belki de bir ay sonra görüşecektik.Görüşmemizin ne zaman olacağını bilmiyordum,bildiğim o görüşmenin son görüşmemiz olmayacağıydı.Şahin beni gördüğünde bana tekrar aşık olsun istiyordum.Sefil ve yorgun halimi görüp bana acımasını değil.Ayrıca yine terapi seanslarımdan öğrendiğime göre hiç kimse  hayatından çıktığında sefil olan birine tekrar dönmek istemez,kimse kimsenin hayatının kurtarıcısı olmak istemez.Sağlıklı her birey yine kendisi gibi sağlıklı ruh haline sahip biriyle olmak ister.Yalan yok ben Şahinsiz geçirdiğim yıllarda sersefil olmuştum ve Ona bunları yeri geldiğinde anlatacaktım ama ona yeni beni de gösterecektim.

Kahvaltıdan sonra ilk iş bölgedeki tek spor salonuna yazılmak oldu,burası sadece kadınlara hizmet veren bir yerdi ve bu benim için çok daha iyiydi.Hocayla tanışıp ona spordan beklentimi anlattım.Zaten yeterince zayıftım,hedefim zayıflamak değil sıkılaşmak ve daha sağlıklı bir postüre sahip olmaktı sadece.Hocayla oturup bana uygun bir program yaptık ve ben daha ilk günden programımı uygulamaya koyuldum.Spor yaparken nasıl beslenmem gerektiği konusunda da hocamdan bilgiler alıp kendimi markete attım.Elim,kolum sağlıklı yiyeceklerle dolu evime döndüm ve o akşam kendime sağlıklı bir sofra kurdum.Tüm akşamım internette spor,sağlıklı beslenme,güzellik,bakım,makyaj ve kozmetik  vs konularını araştırarak geçti.Bölgede hizmet veren ve kullanıcı yorumlarının pozitif olduğu bir güzellik merkezi buldum,pazartesi de ilk iş oraya kayıt yaptıracak kendimi tepeden tırnağa güzelleştirecektim ama öncesinde gerçekten ücretli öğretmenliğe başvurmam gerekiyordu.

Pazartesi sabahı ilk iş derse bile girmeden Ceylan hocayı aradım ve ona teklifini kabul ettiğimi söyledim,oda bana ücretli öğretmenliğe nasıl başvuracağımı anlattı ve kesinlikle bana yardım edeceğini söyledi.Dediklerinin tümünü hiç bir basamağı atlamadan yaptım ve kabul ediliş cevabımı beklemeye başladım.Aslında kesinlikle biliyordum kabul edileceğimi çünkü kimse dağ köylerine gitmek istemiyordu  ama yinede bu prosedürler uzun sürüyordu.Ben üzerime düşen her şeyi yapmanın rahatlığıyla beklemeye koyuldum. Günler derslere girerek,spora giderek ve düzenli bakımlar yaptırarak geçiyordu.Güzellik merkezinden pek çok hizmet almaya karar vermiştim ve karşılığında her ay çok ciddi bir ücret ödeyecektim.Maaşımın çoğu buraya gidecek olsa da kendime yatırım yapıyor olma fikri bile hoşuma gidiyor,bana kendimi iyi hissettiriyordu.Cilt bakımı,selülit masajı,epilasyon için sık sık merkeze gidiyordum.Yine bölgede isim yapmış bir kuaförün kapısını çalmaya başlayışımda aynı günlere denk gelir.Düzenli aralıklarla saç bakımı yaptırmaya başlamıştım.Şahinsiz günlerde tamamen hayatımdan çıkardığım makyaj ve bakım malzemeleri bir bir hayatıma geri dönmeye başladılar.Günlük bakımlarımı yapıyor,kremlerimi kullanıyor akşamın belli bir zaman dilimini kendime ayırıyordum.Aynada gördüğüm kadın günden güne hoşuma gitmeye başlamıştı,kendime baktıkça güzelleşiyor güzelleştikçe kendime daha çok zaman ayırmaya başlıyordum.Bu hem bana kendimi çok iyi hissettiriyor hem de Şahinin beni arayacağı güne kadar zamanın bir şekilde geçmesini sağlıyordu. Günler hızlıca geçmese de geçiyordu bir şekilde ve Şahinle görüştüğümüz o ilk akşamın üzerinden neredeyse 35 gün geçmişti.Şahinden ne haber ne ses gelmiyordu.Ben Şahinden haber beklerken haber Ceylandan geldi,araya tanıdıklarını sokarak benim ücretli öğretmenlik başvurumun sonucunu hızlandıracağını söyledi.Tamam dedim.Ceylan gerçekten de dediğini yaptı ve onunla konuşmamızdan çok kısa bir süre sonra başvurum olumlu şekilde sonuçlandı ve benim için yeni bir hayat başladı.Merkeze uzak bir dağ köyüydeydi öğretmenlik yapacağım yeni okul.Başvurum olumlu sonuçlanınca okul müdürümle konuşup istifamı verdim,normalde dönem ortasında asla böyle bir istifayı kabul etmeyeceğini ama benim gibi idealist bir öğretmeninde işini zorlaştırmak istemediğini söyleyerek,bana yardım etti müdür bey.Ceylanın yanına taşınacaktım,iki öğretmen birlikte ders vereceğimiz okulun bahçesindeki derme çatma lojmanda kalacaktık.Taşınma işlerimde sağ olsun Ayşe teyze ve İlhan amca yardımlarını hiç esirgemediler benden.Hazırlıkları hızlandırdık ve bir an önce Ceylanla paylaşacağım eve üç beş parça eşyamı taşıdım ve köye doğru daha yola yeni çıkmışken bile bundan sonraki hayatımın bundan önceki hayatımdan  çok ama çok farklı olacağını kestirebilmiştim. Ben Diyarbakır’ın varlıklı kesimini tanımıştım ve şimdi önümde bambaşka bir Diyarbakır uzanıyordu.Kurak çok ama çok kurak topraklara geldik.Çok fazla ev vardı ve sonradan öğrendiğime göre haneler kalabalıktı.Bir hanede bir kaç aile yaşıyor ve soğuk,yokluk bu toprakların kaderiydi.Beni bekleyen bambaşka sıkıntılar,ortak olacağım dertler,yardım edeceğim çocuklar,el uzatacağım kadınlar vardı.Burası bambaşka bir dünyaydı.Yeni ve hiç bilmediğim Diyarbakır’a hoşgelmiştim.

İkinci dönem benim için hiç de kolay başlamadı.Eğitimini üstlendiğim çocuklarla aynı dili bile konuşmuyordum,ben az çok Kürtçe öğrenmiştim ama bu asla yeterli değildi.Bu çocuklara Türkçe öğretmeliydim,Ceylan da elinden geleni yapıyordu ama işimiz çok çok zordu.Ben ve Ceylandan başka Türkçe konuşan tek kişi köyün Çanakkale’li ebesi Elifti.Bu kızı da inanılmaz çok sevdim,o köydeki iki dostumdu Elif ve Ceylan .Elifle kendimi hemşehri gibi hissediyordum bu gurbet ellerde.İkimizde doğuda görev yapan batılılardık. Nişanlıydı Elif ve evlenir evlenmez tayin isteyecekti ama Batıda öğretmenlik yapan nişanlısının yanına Elifi göndermek yerine nişanlısının tayini Diyarbakır’a çıkaracaktı bakanlık,bundan şimdilik hiç birimizin haberi yoktu.Biz üç kadın bu köyün insanlarına faydalı olabilmek için var gücümüzle çalışıyor,bir yandan da soğuğa direnmeye çalışıyorduk.Ben merkeze giden araç bulduğumda sık sık merkeze iniyor,bakımlarımı yatırıp geceyi Ayşe teyzelerde geçiriyordum ama araç bulmak gerçekten zordu.Köye haftada bir gün aile hekimi ve hemşiresi gelip hastaları tedavi ediyor,çocukları aşılıyorlardı.Bu günlerde dersim yoksa onlara katılıyor yardımcı olmaya çalışıyordum Elifle birlikte.Böyle küçük köylerde çalışan insanların tuhaf bir bağ oluyor arasında,sanki burada birbirimizin küçük ailesi olmuştuk.Aşılar ve hastaların bakımları bittikten sonra çay demleyip,kurabiye yiyerek sohbet ediyor,birbirimize kitaplar hediye ediyorduk.İnternet olmadığı için eski usul vsd lerle film izliyor,mısır patlatıyor,birlikte o yokluğun ve zorluğun içinde eğleniyorduk.Günler gecelere yavaş bağlanıyordu burada,zaman akmıyor adeta kaplumbağa adımlarıyla ilerliyordu.Ceylanla kadınlara okuma yazma öğretme kampanyası başlattık ve okuldan arta kalan zamanımızı bu şekilde değerlendirmeye başladık,Ceylan köyün erkeklerinin normal şartlar altında buna izin vermeyeceğini ama kendi de buralı olduğundan bize güvendiklerini ve tabi kadın oluşumuzunda etkili olduğunu söylüyordu.Köyün erkekleri demişken burada beni gözleriyle ve tavırlarıyla rahatsız eden bir kaç kişi var,bakışları hiç hoşuma gitmiyor.Tam olarak beni rahatsız eden şeye bir isim bulamıyorum ama onlar bana bakarken ben kendimi kurdun önündeki kuzu gibi hisssediyorum.Kılık kıyafetim açık yada teşhirci değil,dar pantolon bile giymiyorum burada ama yine de aç bakışlara hedef olmaktan kurtulamıyorum nedense.Bu konuda içimi huzursuz eden bir şeyler var ama ne yapacağımı bilemiyorum.Bu konuyu bir kaç kez Ceylanla konuştuk,o beni rahatlatıyor burada hiç kimsenin bana zarar vermeyeceğini söylüyor,köylünün beni misafirleri gibi gördüklerini anlatıyor ama yine de köyde tek başıma dolaşmamam gerektiğini de tembihlemeden duramıyor.Elifle konuştuk bir kaç bu durumu,oda benimle aynı hisleri paylaşıyor.Hatta Ceylan köye taşınıncaya kadar babası ve annesi elifle kalmış kızlarını burada tek bırakmak istemedikleri için,Elifin lojmanı da bize çok yakın olduğundan Ceylan gelince Elifin anne babası dönmüşler memleketlerine.Bana çok garip gelen bir şey daha var,Elifin nişanlısı ki elif bu adamla çok yakında evlenecek geldiğinde Elifle lojmanda kalamıyor,ikisi birlikte merkeze gidiyorlar ve merkezde bir otelde kalıyorlar.Bunu Elife sorduğumda köylünün hoş karşılamayacağını ve onların tepkilerinden korktukları için böyle yaptıklarını söylüyor,bu durum bana inanılmaz iki yüzlü bir tutum gibi gelse de sessiz kalmayı tercih ediyorum.Bu arada Elifle nişanlısının aynı evde kalmasını hoş karşılamayan köylüler arasında imam nikahı çok yaygın,insanlar resmi nikaha hiç gerek duymaksızın karı koca olup,çoluk çocuğa karışıyorlar.Ülkemizde hala böyle şeylerin varlığıyla ilk kez yine o köyde karşılaşıyorum.Her gün beni şaşırtan bir olayla karşılaşıyorum,mesela burada aile planlaması da yok.Bunu günah sayıyorlar ve kadınlar sürekli çocuk doğuruyorlar.Bir kadının en az 7 çocuğu var.Evlendikten sonra menopoza girinceye kadar sürekli hamilelikler yaşıyorlar,bunların bir kısmı sağlıkla dünyaya gelirken bir kısmı da gebelik süresince kaybediliyor ama bunu da önemseyen yok.Kadınlar doğum öncesi bakım almak konusunda hevessiz,Elif ve aile hekiminin hemşiresi var güçleriyle uğraşsalar da insanların üzerinde pek tesirleri yok gibi.Akraba evliliği çok yaygın ve bu konuda da eğitime son derece kapalılar.Açıkçası ben Şahin ve çevresinde Diyarbakır’ın eğitimli kısmıyla karşılaşmışım,ama burada halk eğitimsiz ve kapalı bir kutu gibi yeniliğe. Elif bize oranla çok daha fazla zorlukla karşılaşıyor,ev de doğumlar yasak olmasına rağmen pek çok kişi Elife bu istekle geliyor,kız prosedürü Ceylan vasıtasıyla ne kadar anlatmaya çalışsa da insanlar anlamamakta direniyor,Elifi yasak olana zorluyor.Doğum başladığında hastaneye gitmek yerine birbirlerinin doğumuna girip birbirlerine ebelik yapıyor,son dakika da işin içinden çıkamayınca Elifi çağırıyorlar ve kabak Elifin başına patlıyor.Laf anlamayana anlatmaya çalışmak zor,çok zor.Eliften önceki ebe de aynı nedenlerle ilk fırsatta tayin isteyip gitmiş. Maalesef burada fark ettiğim şeylerden biri,halkın hizmet gelmeyişinden sürekli yakınışı ve hizmet geldiğinde ise elinin tersiyle itişi.Bu durum bana çok garip geliyor,anlamaya çalışıyorum ama anlayamıyorum.

Bulduğum her fırsatta şehir merkezine iniyor,Ayşe teyzeleri ziyaret ediyor,alışveriş ve bakımlarımı yapıp dönüyorum.Her saniye telefon elimde Şahinin aramasını bekliyorum ama köyde çoğunlukla çekmiyor telefon,arayıp ulaşamazsa diye içim içimi yiyor.Şehir merkezine sık sık gidişlerim biraz da bu yüzden,her seferinde arayan numaraları kontrol ediyorum ve bir tek Şahinin numarasını göremiyorum onlarca numara arasında.

Şahinle telefonla ilk kez görüştüğümüz o gecenin üstünden tam dört ay geçiyor,neredeyse dönem bitecek ama Şahinden hala haber yok.Israrcı olmak,onu sıkmak istemiyorum.Şehir merkezine indiğim günlerde bir kaç kez aradım ama ulaşamıyorum,telefonu hep kapalı.Böyle bekleye bekleye dönem bitti,okullar tatil oldu,dağların karı eridi,güneş köye yüzünü gösterdi ama hala Şahinden beklediğim telefon gelmedi.Ceylan zaten Diyarbakırlı olduğu için onun yaz dönemi herhangi bir programı yoktu,çoğunlukla merkezde ailesinin yanında kalıyordu artık.Tek başıma kalmaktan korktuğum için Ceylanın olmadığı günlerde Elifle kalmaya başladım.Ben ailesi olan ama yok gibi yaşayan bir kızdım,teyzemin yanına da gitmek istemiyordum.Tanıdık simaları görmek,onların meraklı sorularına bulaşmış alaycı gözleriyle karşılaşmak istemiyordum.Herkes,bütün akrabalarım Şahinle olanları üç aşağı beş yukarı biliyorlardı ve benim yarı deli bir vaziyette yatakta geçirdiğim aylara şahit olmuşlardı.İçlerinden biri bana kurşun dökmeyi,başka biri benim nefesi kuvvetli bir hoca tarafından okunmam gerektiğini söylemişti.Çoğu bana akıl veriyor,kendi gençlik aşk hikayelerini anlatıp nasıl da gururlu kızlar olduklarına dem vuruyorlardı.Yalnız gençliğinde sırf kendisine kısa boylu dediği için ilk aşkından ayrıldığını söyleyen selma teyze şimdi kocasından üç öğün dayak yiyor ve buna çocukları için katlandığını böbürlenerek anlatıyor bana da sık sık gururlu bir genç kız olmamı salık veriyordu.Eve dönmek istemiyordum hiç ama Elifte yıllık iznini kullanmak üzere memleketine dönmeye karar verdiği için burada tek başıma kalmayı da gözüm kesmiyordu.Ben ne yapsam diye kendi kendime düşünürken Eliften beklediğim teklif geldi.Beni Çanakkale’ye ailesinin evine davet etti.Pek seçeneğim olmadığı ve hava değişiminin iyi geleceğini düşündüğüm için teklifini kabul ettim.Elifle birlikte köyden merkeze,oradan da uçakla önce İzmir’e sonra da Çanakkale’ye geçtik.Uzun ve bol aktarmalı yolculuğumuz boyunca Elifin ailemle ilgili sorularını geçiştirerek cevapladım,haklı olarak ailemle hiç görüşmüyor oluşum ilgisini çekiyor verdiğim kaçamak cevapları yeterli bulmuyor,altında yatan gerçeği sorguluyor,ben gizlemeye çalıştıkça aklı hepten karışıyordu.Ağzımdan girip burnumdan çıksa da Elife ser verdim,sır vermedim.Aslında ona yaptığım büyük bir haksızlıktı,o bana kendisiyle ilgili her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatırken ben ona hep uyduruk yanıtlar veriyordum.Sonunda Elifin ailesinin evine vardığımızda o sormaktan ben yalan uydurmaktan ve bunaltıcı sıcaktan ikimizde yorgun düşmüştük.Annesi,babası ve iki kardeşiyle bana kendi ailemi hatırlattı Elifin ailesi.Bizimkilerden farkı bunlar çok sıcak insanlardı,çocuklarına düşkün onları önemseyen ebeveynleri vardı Elifin. Muhteşem bir akşam yemeğinden sonra ikimizde kendimizi zor attık yataklarımıza.Bilmem kaç milyonuncu kez telefonumu kontrol ettikten sonra uykuya daldım.Sabah kendiliğimden erkenden uyandım,temiz ege havası uykumu almış ve dinlenmiş uyanmama sebepmiş Elifin annesinin dediğine göre.Köy yumurtası,Çanakkale domates ve biberi,Ezine peyniri ve adını bile bilmediğim envai çeşit otla harika bir kahvaltı yaptıktan sonra yüzmek ve biraz güneşlenmek için Denizin yolunu tuttuk,yürüdüğüm yollar beni çocukluğumun mutlu olduğum nadir anlarına götürdü.Annemin köyünde teyzemle denize gittiğimiz ışıltılı yaz günleri geldi aklıma.Bir Balıkesirli olarak Çanakkale’ye bu zamana kadar neden gelmediğime hayıflandım.Bizden başka hiç kimsenin olmadığı bir koyda,bembeyaz kumsalın masmavi sularla bittiği cennet parçasında uzun uzun yüzdük,suda birbirimize şakalar yaptık,omuzlarımız ve suratımız yanıncaya kadar güneşlendik. Yedik,içtik ve lezzetli bir akşam yemeği sonrasında ikinci günümüzü de bitirdik.Akşam erkenden uykum geldiği ve aileyi biraz baş başa bırakmayı istediğim için odama çekildim ve aylardır beklediğim telefon o an geldi.Ekranda Şahinin numarasını görünce kalbim yerinden çıkacaktı.Derin derin nefes aldım ve sesimdeki heyecanı bastırmaya çalışarak

Efendim-dedim.

-Merhaba Gülşah,nasılsın ?-

-İyiyim,sen nasılsın?- sesim acemi aşıklar,liseli kızlar gibi çıkıyordu.

-Bende iyiyim,Diyarbakır’a geldim yarın müsaitsen görüşelim.-

Tam bir sene boyunca bu an’ı beklemiştim ve şu an ben Diyarbakır’da değildim.

-Müsaitim,müsaitim ama ben şu an Diyarbakır’da değilim.Yarın ilk uçağa atlar gelirim- dedim.

-Anladım,tamam olur,ama dur Sen neredesin olmadı ben gelirim-dedi ve ben neredeyse şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım.

-Ben Çanakkaledeyim ama sen zahmet etme Şahin ben gelirim-dedim

-Yaz günü tek başına ne yapacaksın burada,kal sen ben gelirim- dedi

Hala beni düşünüyor,hala beni önemsiyor ve bence beni hala çok seviyor diye geçirdim içimden ve ekledim.

-Çanakkale’ye uçuş az ve genelde akşam saatlerinde sen yarın sabah ilk uçağa atla İzmire gel.Ben seni orada karşılarım-dedim bir heyecanla.

Güldü,gülüşünü sevdiğim ve bu gülüş içimde azaldı sandığım tüm duyguları alevlendirdi.Ben bu çocuğa deli oluyorum.

-Olur,ben ilk uçağa atlar İzmir’e gelirim o zaman senin de emrettiğin gibi-dedi hala gülerken.

Bende güldüm,birlikte böyle gülmeyeli ne çok zaman olmuştu.

İzmir’de,aşkımızın doğduğu yerde buluşacaktık.Seneler sonra Onu görecek olma fikri bile beni sevinçten havalara uçuruyordu.Gece boyunca gözümü hiç kırpmadım,heyecandan uyuyamıyordum. Uyuyamadıkça yorgun görüneceğimden korkup uyumaya çalışıyor ama uyuyamıyor,üzerine bir de stres oluyordum. Sabahın ilk ışıkları pencereme vurunca kalktım yataktan,doğruca Elifin odasına daldım.Ona bir arkadaşımla görüşmeye İzmir’e gideceğimi anlattım ve zahmet olmazsa beni Şehir merkezine otobüs terminaline bırakmasını rica ettim.Elif uyku mahmuru heyecanımı ve acelemi anlayamasa da beni kırmayıp doğruldu yattığı yerden.

-Tamam da acelen ne?Kahvaltıdan sonra bırakırız babamla biz seni- dedi gözlerini ovuşturarak.

Elif kurbanın olayım soru sorma,benim bir an önce İzmir’e gitmem gerek,ben sana anlatacağım her şeyi.Söz veriyorum anlatacağım.Şimdi ne olur beni otogara bırak.- dedim bir solukta.

Elif bir yandan kalkmış,üzerini giyinmeye başlamış bir taraftan da göz ucuyla beni süzüyordu.

-Sen ne zaman uyandın da hazırlandın bu kadar,makyaj yapmışsın,saçına fön çekmişsin jilet gibi giyinmişsin.Kızım hayırdır,kim bu arkadaş ? O kadar da sıkıştırdım yok hayatımda kimse diyordun.Gökten zembille mi indi bu arkadaşın yada rüya yoluyla vahiy mi oldu sana ?-

Elif uyku mahmurluğunu attıkça çenesi düşmüş,merakla beni sıkıştırmaya başlamıştı.Takılmalarına gülerek cevap verdim

-Sana söz,sana yemin vallahi anlatacağım her şeyi ama şimdi oyalanmada giyin beni otogara uçur.

Tamam,ama yemin ettin bak anlatacaksın-dedi gülerek.

Otogora varıp,otobüse bininceye kadar susmadı Elif resmen sorularıyla canıma okudu ama canı sağ olsun arkadaşımın bana yaptığı iyiliklerin yanında azıcık sıkıştırmış lafı mı olur.

Çanakkale İzmir otobüsüne bindiğim an aklım başıma geldi,ne ben Şahini aramıştım ne o beni.Acaba binmiş miydi uçağa yada kaçta binecekti.Kafamda zibilyon tane soruyla Şahinin numarasını tuşladım.Sadece iki kez çaldı ama benim ömrümden ömür gitti o açana kadar,ya gelmekten vazgeçtiyse ya uçak bulamadıysa ya öyle olursa ya böyle olursa diye geceden beri kendi kendimi yiyorum. Neyse ki açtı telefonu

-Günaydın- dedim sesimdeki neşeyle karışık endişeyi gizlemeye çalışarak.

-Günaydın-

-Geliyorsun dimi-dedim tüm evhamımı kusarcasına endişeli bir sesle.

Beni çok iyi tanıdığı ve bu gibi durumlarda kafamda ne kadar çok senaryo yazabileceğimi bildiğinden sanırım bir kahkaha attı soruma cevap vermek yerine.

-Geliyorsun değil mi- diye yineledim sorumu,sesimdeki tını hatırladıkça bana bile komik geliyor.

-Geliyorum,geliyorum ama en erken uçak 5 saat sonra o yüzden aramadım seni- dedi.

O an geç geleceği için ne kadar üzüldüğümü anlatamam ama içimden kendi nankörlüğüme de kızdım.Ya hiç gelmeseydi,ya gelmekten vazgeçseydi.

-Tamam,ben seni hava alanında bekleyeceğim-

-Ne gerek var,sen Bornova’ya geç bir yerlerde otur,ben gelirim senin yanına.

-Yok öyle çok geç olur,ben direkt otogardan hava alanına geçerim.-

Bir kahkaha daha attı ve ben yine çikolata gibi eridim,gitti.

Çok mu geç olur-derken hala gülüyordu.

Onun gülmesi benim için bu Dünyadaki en güzel,en sevindirici hadiseydi.Beni hala çok sevdiğini düşündüren bu gülmeler inşallah yüz yüze geldiğimizde de devam eder diye geçirdim içimden.

-Evet evet,ben seni hava alanında bekleyeceğim- dedim.

Yol boyunca biraz dinlenmek için uyumaya çalıştım,tüm geceyi uykusuz geçirmeme rağmen kendimi hiç yorgun hissetmiyordum,aksine çok enerjiktim.Fakat yine de İzmir’e gelinceye kadar bir kaç saat uyumayı başardım. İzmir’e vardığımızı bildiren Kaptanın sesiyle uyandım daldığım uykudan.Otobüsten iner inmez ilk iş hava alanına giden başka bir dolmuşa bindim.Şahinin gelmesine daha çok vardı ama ben bir saniye bile gecikmek istemiyordum hava alanına. Hava alanına varınca hemen ilk iş görevliye gidip Diyarbakır uçağının durumu hakkında bilgi aldım,rötar falan olup olmadığını sorguladım.Yoktu çok şükür.Neredeyse kalkacaktı uçak Diyarbakır’dan. Görevli en geç 2 saat sonra uçağın burada olacağını söylese de,ben her yirmi dakika da bir kızın yanına gidip ona sorular sormak suretiyle canından bezdirmiştim.Uçağın inmesine son yarım saat kala ben artık bayılma noktasına gelmiştim,hemen ayak üstü bir şeyler atıştırdım.Elimi yüzümü yıkayıp bozulan makyajımı düzelttim,dişlerimi fırçaladım,parfümü sıktım,ayakkabılarımı sildim neredeyse hava alanı tuvaletinde ayak üstü duş alacaktım ki görevli kız yanıma lavaboya geldi gülerek.

-Ya çok heyecanla beklediğiniz için kıyamadım buraya kadar gelip söylemek istedim,beklediğiniz uçak şimdi iniş yaptı piste.-

Kıza sarıldım sıkıca,öptüm yanaklarını mıncırdım küçük çocuk gibi ve ekledim

-Bana Dünyanın en güzel haberini verdin,Allah da ne istiyorsan sana versin- dedim. Yalnız titriyor olacağım ki kız koluma girdi,- sen iyi görünmüyorsun ama yüzün de bembeyaz- dedi.

Yok yok çok iyiyim,yüz yıl sonra ilk kez bu kadar iyiyim hatta,yalnız benim heyecandan nevrim döndü bu uçağın yolcuları hangi kapıdan inecekse ne olur beni oraya götür.Ben şu an tarif etsen bile bulamayabilirim.-dedim koluma girmiş yüzüme bakıp bakıp gülen görevli kıza.

Kızla kol kola çıkış kapısına gittik,ama kız o kadar yavaş yürüyordu ki anlatamam.

-Canım biraz hızlanalım mı -dedim,gülerek olur dedi.

Beni kapıya kadar götüren kıza teşekkür edip,sarıldım tekrardan artık gidebilirsin der gibi el salladım ama o gitmedi az öteye geçip bekleyeceğini ve bu kadar heyecanla beklediğim her kimse onu çok merak ettiğini söyledi.Az önce tüm iyi niyetimle sarıldığım kıza çok gıcık olmuştum,Şahini görecek ve gören her dişiye olduğum gibi..

Yolcular birer ikişer kapıda görünmeye başladı,ayaklarım titriyor,avuç içlerim terliyor,başım dönüyor,boğazım kuruyordu. Bayılmaktan çok korkuyordum.Hayatım boyunca bu kadar heyecanlandığım başka bir an olmamıştı.Şahini göremedim bir süre,endişeyle etrafı taramaya başladı gözlerim ki o an birinin beni izlediğini fark ettim.Kafamı yıldırım hızıyla o tarafa çevirdim ve aşık olduğum Dünyanın en yakışıklı adamıyla göz göze geldim. O an zaman durdu,gerçekten adım atamadım ben dondum.Böyle şeyler filmlerde olur zannediyordum ama gerçekten dondum,bacaklarım bana itaat etmiyor adım atmıyorlardı. Ben kaskatı kesilmiş Şahine bakarken o yürümeye başladı bana doğru,Allahım bu ne müthiş bir andı.Sırf o anı yaşamak,sırf o mutluluğu tatmak için bin kere Şahine aşık olur gerekirse bin kere daha acı çekerdim.Dünyadan aşkı tatmadan göçüp giden fanilere acıdım ve bana bu duyguyu tattıran Rabbime sonsuz şükürler ettim.Ben hala ona bakmayı sürdürürken o gelmişti yanıma,şimdi tam karşımda dikiliyordu.Yüz yüze geldik,gözlerimiz buluştu birbiriyle.Kokusu,o cennet kokusu buram buram burnuma geldi.Aşk hormonum ölçülebilseydi eğer yeryüzündeki hiç bir ölçü birimi yeterli gelmezdi.Hisettiğim duygunun haddi hesabı,boyutu sınırı yoktu ve o anlıyordum ki geçen zaman aşkımı azaltmak yerine arttırmıştı. Ben Dünyanın en aşık kadınıydım ve yaratılmış en mükemmel adama aşıktım.

Bilmem kaç dakika öylece durduk yüz yüze,ben donmuştum hareket edemiyordum ama Şahinde bir hoştu.Bana mı öyle geliyordu yoksa oda mı titriyordu bilmiyorum.Neden sonra elini uzattı,gülümseyerek

-Hoş buldum- dedi

Hoş geldin dedim içimden hoş geldin benim ömrümün sahibi.

Tokalaştık ve ben elimi onun güzel esmer elinden hiç çekmek istemedim. O an gerçekten de gözlerim kararmasına rağmen bayılmadım ama küçük bir bayılma numarası yaptım.Oda inandı ve beni en yakın banka oturttu.Yüzüne baktım,gülümsüyordu umarım numara yaptığımı anlamamıştır diye geçirdim içimden. Anlamamış olacak ki bana hemen su ve yiyecek bir şeyler alıp gelmiş.

-Hadi azıcık ye,sonra düzgün bir şeyler yeriz-dedi.

Sadece su içtim,o an bizi izleyen görevli kızla göz göze geldim,şefkatle gülümsüyordu ve bana uzaktan öpücük attı.Bende gülümseyerek cevapladım onu.

Kendimi toparlayınca hava alanının çıkışına doğru yürümeye başladık,yan yana yana yana.

Çıkış kapısına gelince bir taksi çevirdi Şahin,o öne şöförün yanına ben arka koltuğa oturduk.Keşke yanıma otursaydı giye geçirdim içimden,söz konusu Şahinse hiç bir şekilde yetinemediğimi fark ettim o an.Ben ona doyamayacağımı hep biliyordum,onunla geçen zaman bana hiç yetmiyordu,bu benim alışık olduğum aşinası olduğum bir duyguydu.Söz konusu Şahin olunca ben her zaman gözü aç bir çocuktum.

Taksiciye -Çeşme’ye gideceğiz abi- dedi,şaşırdım çünkü o kadar uzağa gideceğimizi düşünmemiştim.Şimdi mutluluğum katlanarak artmıştı,Çeşme bizim için çok özel bir yer,bana orada evlenme teklif etti ve şansa bak ki ben o gece giydiğim beyaz elbiseyi de yanımda getirmiştim. Yol boyunca hiç konuşmadık,o yola baktı ben pür dikkat ona.Özenle kesilmiş saçlarına,sadece bir kısmını görebildiğim yüzünün sol  yanağına,mütemadiyen kirli sakalları arasında gezinen ellerine,taksiye dolan kokusuna,taksiciyle konuşurken kullandığı kelimelere,sesine,gülüşüne,soluğuna baktım.Ben hayatım boyunca yalnızca Ona baktım.

Yol bitti,Çeşme’ye geldik.Taksici bizi merkezde bıraktı,minik bavullarımızı verdi ve gitti.Kaldık baş başa,ne yapacağını bilemez iki insanın şaşkınlığıyla ve suratlarımızda kocaman şapşal bir sırıtışla bakıştık bir süre. Ben kendimi kontrol etme yetimi kaybetmiş gibiydim,yol iz bilmeyen,annesinin elinde sağa sola bakarak giden minik bir çocuk gibi bakıyordum,sadece Şahine bakıyordum.Oda bana bakıyordu,oda gülümsüyordu,oda ne yapacağını bilmiyor gibi duruyordu.

-Gel yolun ortasında durmayalım -derken koluma dokunup hafifçe çekti beni.Dokunuşu ne güzeldi,ilaç gibi.

Sahile indik,deniz kıyısında bir kafe’de oturduk.Kendimize güzel bir kahvaltı söyledik,yanına semaver de çay da istedik.İştahla yedi Şahin,ben yiyemedim.Onu izlemekten,gülümsemekten başka hiç bir şey yapamadım.Yemiyorum diye uyardı beni,ye dedi ye yine kuş kadar kalmışsın.Çok zayıflamışsın.Bunları söylerken şefkat akıyordu aşığı olduğum gözlerinden. O kadar heyecanlı, o kadar mutluydum ki dakikaları durdurabilme gücüm olsun da Şahinle orada bir ömür kalayım istedim. O kadar tatlı,o kadar kibar bir insandı ki garsonlar masamızın etrafında cirit atıyor,sürekli bir isteğimiz var mı diye yokluyorlardı,Şahinle sohbet ediyor,yanımıza gelen gitmiyordu.Ben gitsinler istiyordum,ben sadece benimle konuşsun istiyordum.İstiyordum istemesine de hiç konuşamıyordum ki,dut yemiş bülbül gibi sus pus oturuyordum.Yıllardır merak ederim bu çocuktaki şeytan tüyünün sırrını,yıllar oldu çözemedim.Karşılaştığı,tanıştığı insanları nasıl bu kadar etkileyebildiğini düşünürüm,o sempatik gülümseyişinin tesiri altında kalmayan var mıdır ki ? Ben ona aşık olduğum için mi böyle mükemmel,yoksa o böyle mükemmel olduğu için mi ben Ona aşığım ? Şimdi Mardinli bir garsonla konuşuyor,çocuk yaşadığı zorlukları anlatıyor benimki şefkatle onu dinliyor,telefonunu veriyor,istediği zaman arayabileceğini,elinden ne yardım gelirse esirgemeyeceğini söylüyor.Sen niye bu kadar güzel kalplisin çocuk ? Mardinli garson uzaklaşıyor sonunda masadan,kalıyoruz baş başa.Konuşamıyorum ben,oda kollarını dayamış masaya bana bakıyor.Tıpkı ilk kez konuştuğumuz e-cafe deki gün gibi.Beni izliyor,gözlerine bakıyorum taa içine.Hüzün görüyorum orada,oda üzgün bence yaşayamadıklarımıza. Uzansın elimi tutsun,gelsin yanıma otursun,sarılsın bana,başını göğsüme gömsün istiyorum.Hiç birini yapmıyor,sadece hayranı olduğum gözlerini yüzümde gezdiriyor.Göz göze geliyoruz ara sıra,heyecanlanıyorum,yüzüm yanıyor,kulaklarım yanıyor,saç diplerim avuç içlerim terliyor,nefesim kesikleşiyor,hızlanıyor.Sadece gülümseyebiliyorum sadece izliyorum tıpkı onu gördüğüm ilk gece de yaptığım gibi.

Sağ kolunu masaya dayamış,sağ eliyle sağ yanağını tutuyor gülümseyerek başını sallıyor.

-Eeee- diyor,- eee Gülşah- diyor.

Hiç bir şey söyleyemiyorum,aslında bir gün ona söyleyebilmek için biriktirdiğim ne çok söz var içimde.Bakışlarına hüzün karışıyor arada,küskün mü bakıyor bana? Kafamda bir Ahmet Kaya şarkısı çalmaya başlıyor.

-Adı Yılmaz,kendi Yılmaz’ı söylüyor Ahmet Usta-

Dalyan gibi bir çocuktu
Benim gözümde küçüktü
Küstüde dağlara çıktı
İner mi inmez mi bilmem

Şimdi dağların tozudur
Belki isyanın sazıdır
Halen kalbimde sızıdır
Diner mi dinmez mi bilmem

Adı Yılmaz kendi yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dönmez mi bilmem

Mavi gözleri boncuktur
Ölüm korkusu şuncuktur
Azrail atı kancıktır
Biner mi binmez mi bilmem

Parkasına kar yağmıştır
Bir kenarda ağlamıştır
Belki elleri yanmıştır
Söner mi sönmez mi bilmem

Adı Yılmaz kendi yılmaz
Makamı yok dem tutulmaz
Dağlara soru sorulmaz
Döner mi dönmez mi bilmem

İstemsiz yaşlar akıyor gözümden,Ahmet Usta dertli sesiyle söyledikçe içim kanıyor,Şahin küskün küskün baktıkça kalbim kanıyor.Göz yaşlarıma bakıyor,eliyle silsin istiyorum.Silmiyor.

-Ağlama- diyor,yalnızca.

Daha çok ağlayasım geliyor o böyle baktıkça,ağlama dedikçe.Sessizce akan göz yaşlarım hıçkırıklara dönüşüyor,şimdi katıla katıla ağlıyorum.Af dilemek,kendimi anlatmak,kurban olduğum ne olur bana öyle küskün bakma demek geliyor içimden.Diyemiyorum,konuşamıyorum ki.Sadece ağlıyorum,ben kocaman bir göz oluyorum ve bedenim sarsıla sarsıla ağlıyor.Ben ağladıkça,gözleri doluyor onunda.Küskün gözleri hüzünleniyor,bulutlanıyor,kızarıyor ama yaş akmıyor.Biliyorum içine akıtıyor.Çocukken öğrenmiş içine ağlamayı,içinden ağlamayı.En son çocukken ölen arkadaşı için ağlamış,öyle demişti bir seferinde.

O gün o masada ne kadar ağladım bilmiyorum,bir süre sonra kalktım masadan,elimi yüzümü yıkamak için lavaboya gittim.Biraz da orada ağladım,yüzümü yıkadım.Sakinleştim.

Masaya döndüğümde,Şahini orada bulamadım.Etrafa bakındım,beni orada yalnız başıma bırakıp gitmeyeceğini bildiğim halde panik duygusuna kapıldım. Telefonla konuşuyordu kafenin uzağında.Kimle konuşuyor acaba ? İçim bir tuhaf oldu,kadın hisseder mi ?

Yerime oturdum,onu izlemeye koyuldum.Vücut dilini inceleme başladım.Hiç bir şey çıkaramadım,kimle konuşuyordu acaba ?

Başını benim oturduğum tarafa çevirdi,çok kısa bir süre daha konuşup yanıma geldi.

-İyi misin ?- dedi.

-İyiyim-dedim,yalan söyledim.Hiç iyi değildim,o beni affettiğini,beni sevdiğini,hala hayatında istediğini söylemezse nasıl iyi olabilirdim ?

İkimizde konuşmak istiyor,nereden ve nasıl başlayacağımızı bilmiyorduk,çay da bitmişti zaten.Garsonlar da gelip gitmiyolardı,ne zordu konuşmak ki konuşması gereken,anlatması gereken bendim.

-Çay da bitmiş-dedim,gülümsedi.

-Bir semaver daha içer miyiz ?- dedi.

-İçeriz- dedim,gülümsemesi içimi eritti.

Hiç konuşmadan hatta birbirimize bile bakmadan durduk bir süre daha,çayımız geldi.Koca bir semaver çay vardı önümüzde.

Ahmet Usta’da hiç susmuyor bu gün,yine bir şarkı tutturmuş içimde yanık yanık söylüyor.Cam kırığı sesi,içime işliyor.Söyleyecek tek sözüm buymuş gibi

-Ahmet Kaya’nın  Ben gönlümü sana verdim şarkısını biliyor musun – diyorum pat diye.

Gülümsüyor,-biliyorum- diyor.

Ben gönlümü sana verdim
Pare pare yola serdim
Vakitsiz bir nara düştüm
Gelmedin yar, gelmedin yar.

Dağlar dağlar sözüm var sana
Duy sesimi, sitemim sana
Yol bekler, gözüm yollarda
Gelmez oldun, gelmez oldun.

Anla beni, gidecek yolum yok
Sevdamı diyecek yerim yok
Yüreğimin dayanacak gücü yok
Gelmedin yar, gelmedin yar.

Dağlar dağlar sözüm var sana
Duy sesimi, sitemim sana
Yol bekler, gözüm yollarda
Gelmez oldun, gelmez oldun.

-Söyler misin ?- diyorum.

-Hayır- diyor.

-Hiç şarkı söylemedim sana,ben söyleyeyim- diyorum.

Gülümsüyor,-söyle- diyor.Söylüyorum,söylerken ağlıyorum.

Sakinleşiyorum,kendimi konuşmak için zorluyorum.Hiç yardımcı olmuyor bana.Derin derin nefes alıyorum.

-Özür dilerim- diyorum. Gülümsüyor.

Ne için ?- diyor.

-Her şey için- diyorum.

-Geçti,bitti,boş ver- diyor.

Boş veremiyorum.

-Beni affettin mi ?- diyorum.

-Affetmek Allah’a mahsus- diyor. Sonra susuyor,ne söyleyeceğimi bilemiyorum.Susuyorum onunla birlikte bende.

Söyleyeceklerimin daha doğrusu söyleyemediklerimin ağırlığı çöküyor omuzlarıma.

Sessizliği bozuyorum.

-Tekrar şansım var mı ?- diyorum,söylediğime şaşırıyorum.Duyacağım cevaptan korkuyorum,hem ümit ediyorum hem bozguna uğramaktan korkuyorum.

-Yok-diyor.-Bizim artık birbirimizde hiç şansımız yok- diye devam ediyor.

-Senin bendeki yerini kimse alamaz- diyorum.

Bunları konuşmak yersiz,gereksiz.Boş ver- diyor.

Boş veremiyorum.

-Neden?- diyorum.

-Benim hayatımda biri var- diyor,ve Dünya o an başıma yıkılıyor.

Üzülüyorum,şaşırıyorum,öfkeleniyorum.Aynı anda pek çok duyguyu misafir ediyorum.

-Beni gerçekten sevmiyor musun ?- diyorum arsız arsız.İnanamıyorum Onun hayatında başkasının varlığına.

-Bunları konuşmak ne katacak bize ? Sen vedalaşmak için çağırdın ve ben seninle vedalaşmak için buradayım.-

Haklı,onu veda etmek için çağırmıştım ama geleceğini söyleyince barışacağız sanmıştım,bana bakışlarını görünce beni hala sevdiğini sanmıştım.Şahinin benden sonra hayatına birini alacağına hiç ihtimal vermemiştim.Çünkü bu benim için nasıl mümkün değilse onun için de değil sanmıştım.O an üzüntüm mü daha büyüktü öfkem mi bilemiyorum.Kalkıp gitmekle kalıp yalvarmak arasında gidip gidip geldim.Şimdi kalkıp gidersem Onu bir daha hiç görememe ihtimali canımı yakıyordu.Kalıp yalvarmakta artık yeni bana uymuyordu ki başkasını seven adama yalvarıp da ne yapacaktım? Sahi seviyor muydu Onu ?

-Seviyor musun Onu ?-

-Çok güveniyorum Ona- dedi.Bu cevap parça pinçik olan kalbimi daha da dağıttı.

Ben güven vermiştim ona,söz vermiştim.Tutamamıştım sözümü.

Yaşlar ben her ne kadar tutmaya çalışsam da akıyor gözlerimden.Hiç bakamıyorum artık Şahine.Konuşmak,soru sormak istemiyorum. Duyacaklarımdan korkuyorum.Tükeniyorum,tükeniyoruz.

Denize bakıyorum,bana evlilik teklif ettiği akşamı hatırlıyorum.-çay – diyorum -çay içelim-.Gülüyorum,bardağımdaki soğumuş çayı tek yudumda kafama dikiyorum.Gülüyorum,anlamsızca gülüyorum.Her şeyin anlamsızlığına gülüyorum.İşte ben bugün tükeniyorum.

Şefkatle bakıyor bana,sanki biraz da acı gibi.Bir tek intikam yok bakışlarında.Yalan söylemiyor,benden intikam almak için hayatımda biri var demiyor.Doğru söylüyor,o an anlıyorum.Hayatında gerçekten biri var.

Merak ediyorum kızı,aslında beni hiç ilgilendirmemesi gerekir ama çok merak ediyorum kızı.

-Fotoğrafına bakabilir miyim ?- diyorum.

-Gülşah,Allah aşkına bunu kendine yapma-

Bize yapma demiyor,kendine yapma diyor.Üzülenin bir tek ben olduğumun oda farkında.Üzülüyorum,çok üzülüyorum.

-Yooo,tahmin ediyordum hayatında biri olduğunu.Bunca yıldan sonra seni hala bıraktığım gibi bulamayacağımı biliyordum- diye okkalı bir yalan savuruyorum suratına.İnanıyor,söylediğim ona iyi geliyor,rahatlıyor.Sanırım beni teselli etme yükümlülüğünden kurtardığım için onu mutlu oluyor.

-Hadi,diyor kalkalım artık.-

Fotoğrafına bakabilir miyim ?- diye yineliyorum sorumu.

İç çekiyor,- neden görmek istiyorsun?- diyor.

-Merak ediyorum-diyorum.Senin gönlünü,güvenini kazanmış kızı-

İsteksizce eli telefonuna gidiyor,biraz kurcalıyor.Telefonu bana uzatıyor.Ekranı çevirmeye korkuyorum bir yandan da meraktan ölüyorum.Merakıma yeniliyorum,ekranı çeviriyorum.Kızın fotoğrafına bakıyorum.

Sarışın,beyaz tenli çok güzel bir kız gülümsüyor ekrandan bana.Şaşırıyorum,kızı kendime benzetiyorum.Demek ki Şahin aynı tarz kadınlardan hoşlanıyor diye düşünüyorum.Artık kalkıp gitmek istiyorum.Aniden ayağa kalkıyorum,bu sefer gerçekten bayılmaktan korkuyorum.Şükür ki bayılmıyorum,zoraki gülümsüyorum.Şahinin elini sıkıyorum

-Hoşçakal- diyor ve masadan uzaklaşıyorum.

Şahin koşmuyor arkamdan,dur gitme demiyor,yalan söyledim,seni üzmek için yaptım demiyor.O zaten öyle çocukluklar yapmaz ki.

Yürüyorum,yorgun hissediyorum.Ayaklarım bedenimi taşımakta zorlanıyor.Sanki yürümüyorum da sürükleniyorum gibi geliyor.Şahinin sesini duyuyorum,ayak sesini işitiyorum.Dönüp bakıyorum,dur diyor duruyorum.Koşup yetişiyor,sarılacak sanıyorum.Sarılmıyor.Bakıyor sadece bakıyor.

-Seni İzmir’e götüreyim,oradan dönersin Çanakkale’ye -diyor.Beni bunun için durdurmuş,yalnız dönmeyeyim diyeymiş arkamdan koşup yetişmesi.

-Gerek yok- diyip kestirip atıyorum.

-Yalnız dönme,benimle geldin benimle dön -diyor.

Sinirleniyorum,dişlerimi sıkıyorum.Yumruklarımı sıkıyorum.

-Sen git sevgiline hamilik yap,ben bir senedir Diyarbakır’da yalnız yaşıyorum.Çekil şuradan- diyorum.

Sesimin öfkeli tınısına hayret ediyorum,sanırım Şahinle ilk kez böyle konuşuyorum.

Şaşırıyor oda,dikkatle beni süzüyor.Alışık olmadığı,bende daha önce hiç görmediği bir tavır bu.

-Tamam,İzmir’e bırakayım daha sonra hamilik yapmam söz sana -diyor.

İçimdeki edepsiz açığa çıktı bir kere,geri adım atmaya niyeti yok belli ki.

-Ya bas git- diyorum avaz avaz.

Koca sesimle etraftakilerin meraklı bakışlarını üzerimize çekiyorum.

Şahin kaşlarını çatıyor.-Giderim ama önce seni otobüsüne bindireyim- diyor.

-Ya bas git be,niye laftan anlamıyorsun -diyorum.Tırnaklarımla suratını,o bakmaya kıyamadığım güzel suratını çizmemek için zor duruyorum.

Şahin şaşkın,birlikte olduğumuz süre boyunca beni hiç böyle görmedi.Bende kendimi hiç böyle görmedim.Biz neredeyse hiç tartışmayan bir çifttik.Sesimin yükseldiği olmamıştır yanında.Gerçi ben sesi hep az çıkan bir kızdım hayatta.Şahinden sonra fark etmiştim,içime akıttığım öfkemi.Şahinden sonra fark etmiştim karşımdakini üzmemek için hep sessiz kalmayı tercih ettiğimi ve yine ondan sonra fark etmiştim biriktirilen öfkenin bekledikçe ne kadar yıkıcı olduğunu.

-Bırak beni be,defol git- diye bağırıyorum,sonra avaz avaz ağlamaya başlıyorum.Sonrasını hatırlamıyorum.

Bu kez gerçekten bayılmışım,gözlerimi Çeşme devlet hastanesinde açıyorum.Kolumda bir serum,yanı başımda Şahin.Endişeli gözlerle bana bakıyor.Onu görünce hatırlıyorum,sokak ortasındaki bağırış çağırışlarımı.

-Sinir krizi geçirdin,ama şu an iyisin-diyor,hemşire.Gözlerimi kapatıyorum,utanıyorum.

Sen git,bekleme- diyorum Şahine.

Hiç cevap vermiyor,- ne zaman çıkabiliriz?- diyor hemşireye.

-Biz diye bir şey yok,ben çıkacağım hastaneden.Sonra çekip gideceğim ve seni bir daha hiç görmeyeceğim- diyorum.

Hemşire gülüyor,bunu basit bir aşık atışması zannediyor belki de.

-Çok yakışıyorsunuz çocuklar- diyor işgüzar işgüzar,cevap vermiyoruz ikimizde.

Hastaneden çıkıyoruz,Şahin koluma giriyor.Beni bir arabaya yönlendiriyor.Kolumu çekiyorum,arabaya binmek istemiyorum.Zorla bindiriyor.Binince kapıları kilitliyor.

Ne yapıyorsun?- diyorum.

-Seni Çanakkale’ye bırakacağım- diyor.

-İstemez,istemez.İneceğim-diyorum.

-Gülşah,yapma Allah aşkına ya- diyor,sesi bezmiş çıkıyor.

Konuşmuyorum,gözlerimi yumuyorum.Akşam olmak üzere,uyuyor taklidi yapıyorum ve bir süre gerçekten içim geçiyor.

Uyanıyorum,bir an nerede olduğumu,neler olduğunu anımsayamıyorum.Sol tarafa bakıyorum,Şahini görüyorum.Uyandığımı fark etmiyor.Yaşananlar bir bir aklıma geliyor,sinirlerim geriliyor.

-durdur arabayı,ineceğim ben-

-Çanakkale’ye gelince,ineceksin zaten.-

-Bilmiş,bilmiş konuşma.Durdur şu arabayı.Kırk kere mi söyleyeyim.İneceğim ben-

Umursamıyor,sürmeye devam ediyor.Cevap bile vermiyor.Sessiz ve umursamaz duruşu sinirlerimi alt üst ediyor.İnmek istiyorum.Durdur şu arabayı diye avaz avaz bağırıyorum,duymamazlıktan geliyor.Umursamazlığı beni çileden çıkarıyor.Bir taraftan durduuuuur diye bağırıyor,bir taraftan o dokunmaya kıyamadığım bedenine vurmaya başlıyorum.Hiç bakmıyor bile benden tarafa.O bakmadıkça ben deliriyorum,beni duymadıkça daha çok bağırıyorum.Durmadıkça daha şiddetli vuruyorum.Göğsüne vuruyorum,kollarına vuruyorum,yüzüne vurunca aniden duruyor.Sağa,boş tarlaya doğru sürüyor arabayı.Bana dönüyor,öfkeyle bakıyor gözleri.Dişlerinin arasından soruyor

-Ya ne yapıyorsun sen ? Derdin ne ?-

Sonunda tepki alabildiğim için mutlu hissediyorum,artık yok sayılmaya tahammül edemem.Kimse yok sayamaz beni.Şahin bile.

-Derdim arabadan inmek,derdim seninle aynı ortamda kalmamak.

-Çanakkale’ye bırakayım seni,sonra zaten yüzüne bakmam bir daha-

-Asıl ben senin yüzüne bakmam,siktir git- diyorum,bir yandan da itiyorum.

-Terbiyeni takın,canımı sıkma artık yeter.Sen ne biçim bir insan olmuşsun-diyor ve bende kayış tamamen kopuyor.

-Ben mi ne biçim insan olmuşum?- diyorum öfkeyle.

Hızımı alamıyorum,içimde onca yılda biriktirdiğim tüm öfke dışarı çıkıyor bir an.

-Sen pipinin derdine düşmüş karı kız kovalarken,ben aylarca yataktan çıkamadım.40 kiloya kadar düştüm,geceler boyunca baş ucumda seni gördüm,seninle konuştum.Hayata küstüm,okulumu yarım bıraktım.Anti depresanlarla uyudum.Uyudum,uyandım seni sayıkladım.Ölmeyi bile düşündüm.İnsanlıktan çıktım.Allah senin belanı versin.-

Hem ağlıyor,hem bağırıyordum.Göz yaşım salyama,salyam sümüğüme karışmıştı.

-Sakinleştirici etkisini yitirdi herhalde- dedi.

-Ne hakla bana sakinleştirici yaparlar?- diye bağırmaya başladım.

Kapıyı açtı,dışarı çıktı.Arkasından da ben çıktım.

-Ne o,ağır mı geldi duydukların ? Daha bitmedi ama,daha anlatacaklarım var sana.Sen uçkurunun derdindeyken ben senin derdinle gerçekten hasta oldum.Ruh sağlığımı önce kaybettim,sonra terapi sayesinde tekrar buldum.Yıllarca terapi aldım,o yataktan kalktım.Okulumu bitirdim,kürtçe öğrendim.Diyarbakır’a geldim.1 senedir tek başımayım,ailem yok yanımda.

Sustum,söylediklerimin tesirini ölçmek için Şahine baktım.Allak bullak olmuş görünüyordu.

-Bende çok üzüldüm,bu ayrılığı sen tek başına yaşamadın-dedi,sesi sakindi.

-Sen üzüntünü yok etmek için birini buldun kendine,bense tek başıma sırtladım acımı,senin  gibi kolay olanı tercih etmedim.Ben senden daha mert’im.-

Şahin sinirlenmeye başlıyordu,öfkeden yüzü kızarmaya başlamıştı.

-Sen kendini dürüst mü sanıyorsun ?Sen dürüst müydün Gülşah ? Ailenin beni istemediğini benden gizlerken,beni İzmir’e davet ederken dürüst müydün sen ? Baban bizi ailecek evden kovarken cesaretli miydin benimle gelecek kadar ?-

En az benim kadar öfkeliydi,her ne kadar kontrol etmeye çalışsa da gizleyemiyordu öfkesini.

İzmir-Çeşme yolunda saçma sapan boş bir arsada karşılıklı bağırıyorduk bir birimize.Herkes eteğindeki taşı döküyordu.Ben arada hırsıma yenilip vuruyordum ona.Sadece kendini koruyordu,o bir kez bile şiddet uygulamadı,kötü söz kullanmadı bana.Öfkeliyken bile beyfendi.

-Ne dersin,babam haklı mı çıktı Şahin ? Batılı bir sevgili yapmışsın belli ki yine.Bu sefer kurtuldun mu Doğulu egondan?-

Canım çok yanıyordu,canı çok yansın istiyordum.Onun da en az benim hissettiğim kadar ezik hissetmesini sağlamaya çalışıyordum.

Hiç cevap vermedi,kızmadı da öfkelenmedi de.Yüzünde hiç bir duygu emaresi yoktu.

Ahmet Usta yine dadandı beynime,bu kezde Yaşamadın sen’i söylüyordu.

Sensiz geçmiyor bu günler, biliyor musun?
Yüreğine beni, beni soruyor musun?
Öyle yalnız, yalnız kaldım, biliyor musun?
Türküler söyledim sana, duyuyor musun?
Türküler söyledim sana, duyuyor musun?

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın, kaçamıyorsun

Bir kuş oldun gökyüzünde, uçamadın sen
Nehir oldun, ırmak oldun, taşamadın sen
Çocuk oldun sokaklarda, oynamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen
Doğdun da büyüdün ama yaşamadın sen

Yıllar oldu oralardan çıkamıyorsun
Bağlanmış elin ayağın, kaçamıyorsun.

Başarmıştım,onun da canı yanıyordu.

-Gidelim artık,hadi bin lütfen-dedi.

Bir daha gerekmedikçe hiç konuşmadı,yüzüme bakmadı.Adımı bir kez bile söylemedi.

-Özür dilerim-dedim,sesim ağlamaklıydı ama ağlamayacaktım en azından şimdi burada karşısında ağlamayacaktım.Sonra nasılsa ağlayacak çok vaktim olacaktı.
Cevap vermedi,başı önündeydi.
-Allah’a emanet ol-dedi ve cevap vermemi bile beklemeden arabaya bindi.Arabayı çalıştırdı ve karanlığa sürdü.
Gecenin karanlığında bir başıma bıraktı beni.Öylece bakakaldım arkasından,yine gidişini sessizce seyrettim.Onu ikinci kez kaybettim.Bir daha asla onu göremeyecek olmanın ağırlığı çöktü omuzlarıma,bu ağırlığı daha fazla kaldıramadı bacaklarım,oturdum gecenin koynunda bir taşa.Usul usul ağlamaya başladım Onu sonsuza kadar kaybedişime.Bende Şahini tanıyorsam artık iki cihan bir araya gelse yüzüme bakmaz bir daha benim.İnsan olarak bile sevmezdi artık beni.
Sevdiğim adamı mahşere kadar kaybetmiştim,bu Dünyada ikimiz için zerre kadar bir ihtimal vardıysa da onu kendi ellerimle,kendi dilimle yok etmiştim. Bitmişti işte,bu kez gerçekten. Şahini çok iyi tanıdığım için Onun bir daha asla benimle olmayacağını sanıyordum ama biri daha vardı.Kulun iradesi üzerinde bir iradeye sahip olan unuttuğum biri daha vardı.Allah yeter ki istesin,ol desin.
Bir mucize olacaktı,çok zor olacaktı ama eninde sonunda olacaktı.
O gece,o taşın üstünde oturmuş hüngür hüngür ağlarken Yaratıcının bizim için hazırladığı yazgıdan,bizim için planladıklarından habersizdim.
Gece karanlıktı,içim karanlıktı ama gelecek bizim için aydınlıktı.
Öyleymiş,o vakit bilmiyordum.
DEVAM EDECEK.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...