Bir Kürt Sevdim 2 ( 2.Bölüm)

Sabahın ilk ışıkları ile uyandım yine hiç uyanmak istemediğim bir uykudan,rüyamda Şahini gördüğüm geceler sabah hiç olmasın istiyorum ama Güneş varoluşu gereği her sabah tam da zamanında mesaisinin başında oluyor.Ne benim ne de Dünyanın geri kalanının isteklerini umursamadan. Uyanışımın üzerinden bir kaç dakika geçtikten sonra sabah ezanının O an uyanık olanlara has hüzünlü sesi ulaştı kulağıma.Bir davet vardı sesinde seccadeye çağıran.Dostumun davetini bu kadar içten hissetmişken ret edemedim. Kalktım buz gibi suyla aldım abdestimi,aylar sonra ilk kez namaz kıldım huşu içinde.İçimde anlam veremediğim bir hüzün ve bastırmadığım bir özlem vardı.Şahine duyduğum özleme alışmıştım fakat bu kez onun özlemine annemin,babamın ve kardeşlerimin de özlemi katılmıştı.Bu nereden çıktığını anlayamadığım özlem yüreğimi ağırlaştırdı.Yaşlar gözlerimden akıyor,o tuzlu nehir dudaklarımdaki duayla buluşuyordu. Duamı bitirdim,telefonu alıp elime kardeşimin sosyal medya hesabına baktım,uzun uzun inceledim bensiz eksik hissetmelerini umduğum ailemin mutlu fotoğraflarını.Eksik görünmüyorlardı,aksine mutlu ve tatmin olmuş görünüyorlardı.İçim ezildi,benim yüreğimin en derininde hissettiğim o unutulmuşluk duygusunun onlarda olmayışına.Bir şarkı açtım kendime Ahmet Kaya’dan Günaydın anneciğim.Bu yabancısı olduğum özlemle ne yapacağımı bilemedim bir süre,göz yaşlarımın dinmesini fırsat bilip duşa girdim.Sıcak suyun vücuduma değişini hissettim annesi tarafından her zaman koşulsuzca sevilmiş bir yavrunun anne sıcaklığıyla okşanması gibiydi suyun tenimde bıraktığı his.Annem tarafından en son ne zaman okşandığımı hatırlamaya çalıştım,hafızam kuvvetlidir benim ama çok zorlandım böyle bir anı bulabilmek için.Uzaklara çok uzaklara gitmem gerekti,yine böyle insanın içini ürperten soğuk bir sabah ben yine altımı ıslatmışım,yatak sırılsıklam.Utancımdan ölmek üzereyim,annem yine kızacak,azarlayacak beni.Koca kız oldun utanmıyor musun yatağa çiş yapmaya,bak kardeşin bile yapmıyor diyecek.Belki bir iki tokat atacak suratıma yine,ben çok utanacağım kardeşlerimin önünde böyle küçük düştüğüme.O zamanlar bilmiyorum tabi bu yatağı ıslatma seremonimin altında annemin ilgisini çekme gayretimin olduğunu.Şimdi yıllar sonra kocaman bir kız olduktan ve aldığım terapilerden sonra anlıyorum içimdeki ihmal edilmiş küçük kızı.Neyse anıma döneyim,altımı ıslatmışım ve erkenden uyanmışım annemden işiteceğimi düşündüğüm kötü sözlerin ağırlığında bir sağa bir sola dönüyorum ıslak yatağımda.Okul için uyanma saatimiz geliyor,annemin sesini duyuyorum.Hadi diyor kalkın servisi kaçıracaksınız.İyice ufaldığım yatağımda der top olmuşum,sanki böyle bacaklarımı karnıma çekip yatmaya devam edersem yatak kuruyacak ve annem gece çişimi yatağa yaptığımı anlamayacak sanıyorum.Annem yemiyor tabi bu yok olma numaramı.Yorganı açıyor,hadi Gülşah kalk diyor.Yatağa dokunuyor ve ben suratımın orta yerine patlayacağından emin olduğum tokatın gelişini görmemek için gözlerimi yumuyorum sımsıkı.Ben görmezsem tokatın gelişini,annemin yüz ifadesini,kardeşlerimin bakışlarını sanki onlarda beni görmez gibi geliyor O an. Gözlerim sımsıkı kapalı bekliyorum bir süre,tokat gelmiyor.Annemin bağıran sesi de yok.Çaktırmadan azıcık aralıyorum gözümü,annem yanı başımda bana bakıyor.Bakışlarında görmeye alışık olduğum öfkeyi arıyorum yok gibi bu sefer,ürkek bakışlarım gözlerinden ellerine kayıyor usulca dövmeyecek mi acaba bu kez beni.Kızgın da görünmüyor,allah allah diye geçiriyorum içimden. Acaba hasta numarası mı yapsam,acaba gece yatağa çişimi yaptığımı anlamadı mı ? Ben böyle boyumdan büyük düşüncelerin girdabına kapılmış giderken annem alnıma dokunuyor,sonra eli alnımdan yanağıma kayıyor.Hiç sert değil elleri,vurmayacak bu sefer hissediyorum.Annemin elleri ne yumuşak diye geçiriyorum içimden,annemin ellerinin yumuşak olduğunu ilk o zaman fark ediyorum.Annemin elleri vurmak yerine ilk o zaman okşuyor yanaklarımı.Sesi de sıcak,azarlar gibi konuşmuyor bu kez.Çok şaşırıyorum,ne yapacağımı bilemiyorum.Kaldırıyor beni yumuşakça yattığım yataktan,kucağına oturtuyor,ben hala hırpalanmayı bekliyorum.Kucağına alıp mı vuracak,sarsacak mı? Ne yapacak ? Alışık olduğum bir şey değil bu.İlk o sabah hissediyorum annemin aslında beni sevdiğini,açık ve net ilk hatırlayışım annemin beni öptüğünü,okşadığını.

-Ben seni çok seviyorum,Gülşah- diyor,hem dövmedi hemde seni seviyorum dedi.Rüyam devam ediyor gibi geliyor o an bana.İnanamıyorum yaşadıklarıma,gerçek değilse ya diye korkuyorum hissetiğim şefkat için.Hiç bitmesin istiyorum bu an.Ömrümün sonuna kadar annemin kucağında kalsam keşke diyorum.Keşke annem beni hep böyle sevse,hiç dövmese beni. Kucağında otursam annemin hep böyle.Küçük gülşah alışık olmadığı bu sevgi ve şefkat sarmalında tüm şaşkınlığıyla otururuken Annesi

-Yatağına işediğin için hiç dövmeyeceğim artık seni- diyor ve ekliyor- ben seni çok seviyorum- diyor. Öpüyor Gülşahı,duşa sokuyor.Sıcacık su ve annesinin yumuşacık dokunuşları rahatlatıyor Gülşahı,Gülşah mutlu.Gülşah hayatında ilk kez annesi tarafından sevildiğini hissediyor.Gülşah kendini ilk kez çocuk hissediyor.Gülşah ilk kez eksik ve hatalı yanlarına rağmen seviliyor.Annesi Gülşahı seviyor,tıpkı kardeşlerini de sevdiği gibi.O gün bugündür ne zaman sevgiye,şefkate ihtiyaç duysa Gülşah sıcak bir duş alıyor. Sıcak duş onun için anne şefkatine eş değer,o çok muhtaç olduğu ama çok az alabildiği anne şefkatine. O gün annesi onu okula göndermiyor,kardeşlerini gönderdikten sonra Gülşaha kahvaltı hazırlıyor.Kahvaltıda patates kızartması,çilek reçeli,kayısı yumurta ve yeşil zeytin var.Annesi Gülşahın sevdiği her şeyi pişirmiş. Annesi Gülşahla karşılıklı çay içiyor ve sohbet ediyor.Anne-kız birlikte çay içerken çok mutlular.Gülşah bardak bardak çay içiyor,Gülşah o günden sonra çayı çok seviyor.Ne zaman mutsuz olsa,ne zaman canı sıkılsa çay demliyor.Çay annesiyle arasında kurulan sevgi bağının köprüsü gibi. Çay onun için anne sevgisi gibi.

O gün kahvaltıdan sonra annesi Gülşahı bir teyzenin yanına götürüyor,teyze hem annesiyle hem gülşahla konuşuyor.Teyze Gülşah’la oyunda oynuyor,teyze gülşah’a çok tatlısın diyor,çok akıllısın diyor.Saçını okşuyor.Sonra bir ara annesi dışarı çıkıyor.Teyzeyle Gülşah konuşuyorlar,teyze sorular soruyor Gülşah’a. Annesiyle ilgili sorular da soruyor ama Gülşah cevap vermek istemiyor. Teyzeye annem beni dövüyor demiyor,ya annesi kızıp daha çok döverse diye korkuyor.Gülşah teyzeye yalan söylüyor,annem beni çok seviyor,hep kucağına alıyor,seni seviyorum diyor bana hep .Küçük Gülşah yıllardır kendi kendine oynadığı bu mutluluk oyununu teyzeye de oynuyor,sonra büyüyüp yetişkin bir kadın olduğunda da oynuyor alışık olduğu bu oyunu.O gün küçük Gülşah ne olup bittiğini anlamıyor ama o günden sonra Gülşah geceleri altına hiç çiş yapmıyor.Annesinden sevgi alma,annesinin dikkatini çekme,annesi için görünür olma mücadelesini başka başka yollardan sürdürüyor.

Dakikalardır dalıp gittiğim çocukluk anılarımdan dönüşüm suyun soğumaya başlamasıyla oluyor. Duştan çıktım,uzun süre suyun altında kaldığımdan parmak uçlarım buruşmuş.Aynadaki aksime bakıyorum ağlamaktan gözlerim şişmiş,burnum büyümüş.Ağlamayı hiç sevmiyorum,bana kendimi aciz hissettiriyor ama engel de olamıyorum kendime çok sık ağlıyorum. Kendimi bildim bileli çok sık ağlıyorum.Üzülüyorum ağlıyorum,kırılıyorum ağlıyorum,kızıyorum ağlıyorum,haksızlığa uğruyorum ağlıyorum,ne çok ağlıyorum ben böyle.

-Ağla Gülşah,bırak aksın göz yaşların göz pınarlarından yanaklarına.Ağlamak nasıl bir şey biliyor musun ? Anka kuşunun küllerinden yeniden doğması gibi bir şey.Ağlamak arınmak Gülşah,ağla ve arın.Ağla ve kurtul geçmişin yüklerinden-diyor terapistim.

Ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını,aksine beni tazelediğini düşünmeye başlıyorum o an.Göz yaşlarıma izin veriyorum,bir süre daha akıyor yanaklarıma.Onlarla mücadele etmeyi bırakınca ben bu sefer kendiliğinden duruyor,duruluyor.Göz yaşlarımda istemediğim kötü duygular gibi,ben ona direndikçe bana galip geliyor.Ben kendimi,kontrol etme isteğimi bırakınca kendiliğinden gelip,geçiyor. Saçlarımı kuruluyorum,yavaşça çekiştirmeden tarıyorum.Kendime böyle anlarda çok yüklenir,hissettiğim duyguların ağırlığında ezilen benliğimi bir de ben ezerdim. Öyle yapmıyorum artık,hırpalamıyorum kendimi.Okşar gibi tarıyorum saçlarımı çocukken annemden yapmasını beklediğim gibi.Artık o ihmal edilmiş çocuğun ihtiyaçlarını görmezden gelmek yerine,geçmişte yaşayamadıklarına hayıflanmak yerine ona ihtiyaç duyduğu sevgiyi ben vermeye çalışıyorum.Kendi kendime annelik ediyorum,anneliği öğreniyorum.Bir gün bir kızım olursa onu çok seveceğim.Ona kendini,kusurlarıyla beraber bedenini,zaaflarına rağmen kişiliğini sevmeyi öğreteceğim.Bir erkeğe aşık olmadan önce kendine aşık olacak benim kızım.Arkadaşları tarafından daha çok sevilmek,onay almak için istemediği şeyleri yapmayacak.Eleştirilmekten korktuğu için boyun eğmeyecek zorbalara,çünkü ben ona kendi kalbine bakmayı öğreteceğim.Ben Ona kendi iç kaynaklarına yönelmeyi öğreteceğim,sevgiyi dışarıda aramak yerine kendi kendini sevmeyi,yaralandığında kendi yaralarını saracak güce sahip olduğunu öğreteceğim.Hayatta sıkıntıların olduğunu hep olacağını ama tünelin ucunda görünen cılız ışığı göstereceğim.Tünel ne kadar karanlık,ne kadar soğuk olursa olsun orada yalnız olmadığını hissettireceğim,ben ölsem bile elim kızımın omzunda olacak hep,ben ona kendi kendine destek vermeyi de öğreteceğim.Ayağına taş değmesin yavrum demeyeceğim mesela bu farazi bir istek ve hiç gerçekleşmeyecek.Ben kızımı gerçekleşmeyecek isteklerin boş hayalleriyle büyütmeyeceğim. Ben kızıma ayağına taş değdiğinde o taşı oradan kaldıracak güce sahip olduğunu,o taş yüzünden takılıp düştüğünde parçalanan diz kapaklarını öpecek kişinin yine kendisi olduğunu öğreteceğim.Ben kızımı öyle bir seveceğim ki o sevgi almak için başkalarından,kendi olmaktan vazgeçmek zorunda kalmayacak.Ben kızımın içine şefkat dolu bir anne ekeceğim.O anne hayat boyu yanında olacak.

Ben böyle derin derin düşünürken Ahmet Kaya hala Günaydın Anneciğim’i söylüyor hüzün veren sesiyle bilmem kaçıncı kez.Kapattım şarkıyı,içinden geçip gitmekte olduğum an’a döndüm.Bugünlerde sık sık anneliği düşünür oldum,ki ben hiç anne olmak istemeyen evlensem bile çocuk sahibi olma fikrine hiç sıcak bakmayan biriydim.Zaman bizi nasıl da değiştiriyor.Gerçi şu an anne olabilmem mümkün değil,Şahinle olmazsa zaten biyolojik olarak anne olabilmem hiç mümkün değil.Bir çocuğum olacaksa aşık olduğum adamdan olmalı,aksini düşünemiyorum ki bir yavruya annelik etmek için onu doğurmak gerekmediğini en iyi ben biliyorum.Bir kadının içinde olgun bir anne geliştikten sonra o kadın annedir artık,doğursa da doğurmasa da doğuramıyor olsa da.Annelik iç güdüsel,kimi rahminde büyütür kimi kalbinde. Ben size daha sonra detaylarıyla anlatacağım üzere öğrencilerimden birinin annesi oldum bile,ama dediğim gibi bu sırası daha sonra gelecek bir konu.

Sakinleşmiştim artık ağlamam kesilmişti,saçlarımı kuruladım üzerimi giyindim.Hafif makyaj yaptım ve aynada gördüğüm kadını alıcı gözüyle süzdüm,güzeldim.Çıkmak için neredeyse hazır olmama rağmen içimdeki sıkıntı nedeniyle oyalanıp duruyordum. Selda ile geçmişte yaşadığımız nahoş anılar ona gitmeme engel oluyordu,aslında dün tüm kötü duygularım eriyip gitmişti ama bu sabah yine hortlamışlardı gömdüğüm mezardan.İnsan karşısında kendini küçük düşmüş hissettiği kişilerden uzaklaşma eğiliminde oluyor bir süre sonra. Seldayı çok sevmeme rağmen Diyarbakır’a yaptığım seyahatlerde bana hiç destek vermemiş,Şahini bulma ona kendi derdimi anlatma çabama hiç yardımcı olmamıştı. Mücadelemde beni yalnız bıraktığı için kızıyordum ona,tabi o zaman Selda’nın kendi içinde nasıl bir mücadele verdiğini,neler yaşadığını bilmiyordum.İnsan böyle bir canlı,hepimiz dünya kendi etrafımızda dönüyor sanıyoruz ama işin aslı öyle değil.

Bu kadar hazırlanmışken gitmemek olmaz,kız karnı burnunda bana kahvaltı hazırlarken benim son dakika karar değişikliği yapmam çok kabalık olur.İçimdeki boğucu hisse rağmen gitmeye karar verdim ve Selda’nın evinin yolunu tuttum.

Yol boyunca yaşadıklarım,geçmişin hayaletleri beynime üşüşüp durdu.Ben onları kovmaya çalıştıkça daha kuvvetli saldırıyorlardı bana,mücadeleyi bıraktım düşüncelere izin verdim.Bir süre daha tüm kötü anılar gelmeye devam etti.Bu terapide öğrendiğim bir metot,buraya yazıyorum ki ihtiyacı olan alıp kullansın.Mücadeleyi bırakınca yavaş yavaş dağıldı içimdeki karanlık.Kendi içime yaptığım derin yolculuktan yeni dönmüştüm ki Selda’nın evine neredeyse geldim.Minibüsten inip yavaş yavaş yürümeye başladım.Çiçek yada ufak bir hediye almak aklıma gelmemişti,biraz utandım ve etrafı taramaya başladı gözlerim.Elim boş gitmek istemiyordum.Hiç bir şey bulamadım alacak,en sonunda pastahaneye uğrayıp bir kaç çeşit poğaça börek alıp çıktım.Garip bir şekilde heyecanlanmaya başladım,bunca zaman hiç bir yardımını görmememe rağmen Selda’nın Şahine ulaşmam için bu kez yardımcı olacağını hissediyordum.

Selda neşeyle açtı kapıyı – nerede kaldın kız,hamile kadın aç aç bu kadar bekletilir mi ?- diyerek takıldı bana.İçten sarılışı,neşeli tavırları üzerimdeki gerginliği atmama yardımcı oldu.Şimdi kendimi hafiflemiş ve rahatlamış hissediyordum. Dün gece Selda’nın yanında gördüğüm kadın annesiymiş,doğum için kızının yanına gelmiş.Annesine arkadaşım diye tanıttı beni,başka da detay vermedi.Selda ile annesi mükellef bir kahvaltı sofrası hazırlamışlar benim için,sofrada yok yoktu. Diyarbakır’ın tereyağında kavrulmuş meşhur murtuğu,örgülü otlu peyniri,sahanda pişmiş kavurmalı yumurtası ve Sivas’ın ketesi,mis gibi pastırması bile vardı sofrada.Çok acıktığımız için konuşmaya vakit bulamadan saldırdık yiyeceklere.Selda ile annesinin tatlı tatlı atışmaları,birbirlerine duydukları sevgi içtiğim çay kadar ısıttı içimi.Bu ikisinin mutlu bir anne-kız ilişkisi vardı.Sohbet döndü dolaştı Selda’nın bebeğinin cinsiyetine geldi.Kızı olacaktı Selda’nın. Mutluluktan gözlerinin içi gülüyordu.Bende taa içimden katıldım Onun hissettiği mutluluğa.Annesi karıştı bir ara sohbete,Ahmet ve ailesi bebeğin cinsiyetinden pek memnun değillermiş ama artık kızına kısır muamelesi yapılmayacağı için yine de mutluymuş,bunu anlattı bana bir çırpıda.

Şaşırdım Müberra teyzenin anlattıklarına,bu zamanda hala bebeğin cinsiyetinin kız olmasını sorun eden insanların varlığını duymak dumura uğrattı beni.Yani benim tanıdığım O aydın görünümlü Ahmet gerçekten kızı olacağını duyunca daha mı az sevinç duydu içinde? Doğru dedi Selda,ama çocuğum olmadığı için artık saldıramayacaklar bana.Yediklerim boğazıma dizildi,nasıl yani dedim Selda’ya gerçekten bu aranızda sorun oldu mu ? -Olmaz mı Gülşahçım,hemde ne büyük sorunlar yaşadık,ne sıkıntılar çektim tahmin edemezsin- dedi derin derin iç çekerek.

Çayımızı tazeleyen Müberra teyze’ye -torununuzun cinsiyeti sizce önemli mi ?- diye sordum merakıma yenilerek,-hayır-dedi .- Benim için önemli olan tek şey Selda’nın mutluluğu,zaten biraz daha olmasaydı çocukları,çekip alacaktım kızımı ellerinden.Ben çocuğumu sokakta bulmadım.Kimseye ezdirmem.- dedi.Söyledikleri ona kendini güçlü hissettiriyordu ama belli Selda’nın yaşamı hakkında karar mercinin kendisi olmadığını unutuyordu.Müberra teyze ilgili bir anneydi ama kızını kendi bildiği yöntemlerle koruyordu.Bu yöntem doğru yada yanlış sorgulamıyordu.O an- acaba benim ailemde beni kendi bildikleri yöntemle mi korumaya çalışıyor- diye geçirdim içimden. Belki de öyleydi.

Müberra teyze kahvelerimizi yaptıktan sonra, -rahat rahat konuşun siz ben namazımı kılayım- diyerek bizi yalnız bıraktı.İşte o zaman Selda içini tüm çıplaklığıyla açtı bana,yaşadıklarını yaşayamadıklarını anlattı tüm detaylarıyla. Ben mücadelemde beni yalnız bıraktığı için kızarken Ona O geçen bu zamana olumsuz sonuçlanan  pek çok tüp bebek tedavisi,iki tane düşük ve bir ölü doğum sığdırmıştı.Tüylerim ürperdi anlattıklarını dinlerken.

Ölü olarak dünyaya getirdiği bebeğinin fotoğrafını gösterdi bana,mosmor küçücük bir insan yavrusu.Benim için ürkütücü olan bu görüntü,ona Dünyanın en güzel fotoğrafı gibi görünüyordu.- Güzel oğlum,pamuğum- diyerek öpücüklere boğuyordu fotoğraftaki mor bebeği. Ara sıra karnını okşuyor,-seni de en az abin kadar çok seviyorum Prensesim- diyordu karnındaki meleğe.Anlattıkları ve gördüklerim duygulandırmıştı beni,gözlerim buğulandı ve yine kendi anılarıma gittim.Annesi tarafından dört gözle beklenen ve daha doğmadan sevgiye boğulan bebekleri kıskandım Selda’nın bebekleri vasıtasıyla. Selda iyi bir anne olacaktı anladığım kadarıyla.Ben de iyi bir anne olacaktım ama önce Şahini bulmalıydım.

Konuyu Şahine getirmek ve burada oluşumun asıl sebebini söylemek istiyordum ama Selda özenle farklı bir  yöne çevirmeye çalışıyordu konuşmanın seyrini.Onun tüm gayretine rağmen ipleri elime almaya ve konuyu açmaya niyet ettim,derin bir nefes alıp kahvemin son damlasını içtim.

-Selda,ben buraya Şahin için geldim,ona kendimi anlatmak için Diyarbakır’a yerleştim.Onu bulmama,onunla konuşmama yardım edecek misin bu kez ?- dedim.

Sesimdeki öfkeli tona ben bile şaşırdım ama o anlamamazlıktan geldi.Yine karnını okşayarak devam etti konuşmasına.-İnan ki Gülşah benim Şahin üzerinde hiç bir yaptırım gücüm yok,Şahini bırak kendi kocam üzerinde bile yok.Tedavi sürecinde yaşadıklarımız bizi birbirimize çok uzaklaştırdı,daha yeni yeni düzeliyor aramız- dedi.Sesi yumuşacık ama hüzünlüydü,inandım ona ve üzüldüm anlattıklarına.O an kendimi Seldayla eşitlenmiş hissettim,ben onun karşısında istenmeyen bir sevgili durumunda kaldığım için kendimi ezik hissediyordum ama o bana rahatça kocasıyla olan sorunlarını anlatabiliyordu.Aslında hepimiz zaman,zaman ezik zaman zaman güçlü hissediyoruz dedim içimden tıpkı terapistimin bana sık sık söylediği gibi.

-Peki Şahin nerede Selda,gerçekten Fransa da mı ?-

Selda konunun Şahine gelmiş olmasından son derece rahatsızdı,oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı.

-Bilmiyorum- dedi yalan söylediği yüzünden ve tavrından apaçık belli iken.

İpleri elime almıştım bir kere,konuşmak zor gelmiyordu artık.-Yalan söyleme bana lütfen,ne biliyorsan anlat -dedim.

-Bak Gülşah ben çok zor zamanlardan geçtim,Ahmet ve ailesi tarafından çok dışlandım,çok yalnız kalıp ağladım.Seninle iletişim halinde olduğum duyulursa yine tüm aile cephe alır bana.- dedi.

Dürüst tavrı hoşuma gitmişti sonuçta hepimiz özünde en çok kendimizi korur,kendimizi düşünürüz ama yine de öfkemi dindirmekte zorlanıyordum.

-Madem benimle iletişim halinde olman seni zor duruma sokacak,neden çağırdın beni kahvaltıya Selda ?-

Aslında Seldayı kırmak yada kaybetmek istemiyordum ama yaptığı şeyin anlamsızlığıyla da yüzleştirmek istiyordum onu.Ses tonum beni bile rahatsız etmişti,öfkem alev alev dağılıyordu bedenime,yanaklarımın yandığını hissediyordum.İçten içe hamile bir kadına yüklenmemem gerektiğini de biliyordum,ama o vakitler beni Şahine ulaştıracak yolun sadece Selda’dan geçtiğini sanıyordum. Kaderin bana hazırladığı planlardan habersizdim. Evet Selda’nın yardımları dokunacaktı,ama beni Şahine ulaştıracak kişi,kişiler ve olaylar bambaşkaydı.

Selda’nın bana yardımcı olmayacağını zannederek ayrıldım evinden,buralarda geç saatlerde bir kadının  tek başına yolculuk etmesi hoş görülmüyormuş ve bazen tehlikeli olabiliyormuş,öyle demişti Ayşe teyze.

-Kızım,nereye gidersen git,muhakkak vakitlice dön gel evine.- 

Vakitlice döndüm geldim git gide bir evden çok benim için bir yuvaya benzeyen evime.Akşam yemeği için dolaptan bir kaç parça sebze ve donmuş parça et çıkardım.Kendime güveçte lezzetli bir türlü yapmaya karar verdim,kendime iyi bakmaya başladığımdan beri kendimi daha mutlu hissediyorum.Enkaz gibi yatakta yatarak geçirdiğim onca aydan ve mideme giren sağlıksız yiyeceklerden sonra çok zayıflamıştım ve olduğumdan daha büyük görünmeye başlamıştım.Bu aşk ruhumda bıraktığı izlerin yanında bedenimde de gözler görülür izler bırakmıştı.Beni değiştirmiş,küçük bir kızdan olgun bir kadına çevirmişti.Terapiyle ruhumu didik didik ederken,bir diyetisyenle de  görüşerek bedenime aylarca kaybettiği vitamin,mineral takviyesini verdim.Çok uzun süre kan hapları kullandım.Kan değerlerim bile yerlerdeydi,ben kendime ne büyük kötülükler yapmışım.Şimdi Onca zamanın acısını çıkarmak istiyorum,Şahini bulmak ve Ona gidişinin bana neler yaptığını avaz avaz anlatmak istiyorum. Bunu nasıl yapacağım konusunda hiç bir fikrim yok,hiç bir şeyi kontrol edemiyorum ve olaylar tamamen benim kontrolümün,isteğimin dışında gerçekleşiyor,en iyisi kontrolü bırakmak en iyisi son zamanların meşhur söylemine uyup,akışa teslim olmak.

Öyle yaptım bende,biraz oluruna bıraktım hayatı.Günler bazen hızla bazen de kaplumbağa adımlarıyla geçti,gitti ve o gün yani Şahinden ilk kez haber aldığım o beklenen gün geldi.

Ben Selda’ya bana yardımcı olmadığını ve olmayacağını zannettiğim için içten içe  kızarken Selda bana hayatımın iyiliğini yaptı.Hiç ummuyordum ama yapmış işte.

Birbirine benzeyen akşamlardan biriydi,ben tıpkı bizim gibi aşık iki insanın hikayesini anlatan bir kitap okuyor bir yandan da sıcak çayımı yudumluyordum. Telefonum çaldı,bilmediğim bir numaraydı arayan.Açıp açmamak konusunda tereddüt ettim bir süre,ancak uzun uzun çaldıktan sonra açtım telefonu. 

-Efendim,dedim.

Bir süre cevap vermedi hattın ucundaki ses,sonra 

-Gülşah- dedi adımı en güzel söyleyen kişi.

DEVAM EDECEK.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...