Bir Erkeğin İkinci Kadını Olmak

Bu hikayeyi yazmak zor benim için çünkü yıllarca kınadığım bir durumu anlamaya çalıştım önce ve sonra anladığım kadarıyla anlatmaya,paylaşmaya.Ben onu görmezden gelmeye çalıştım ama o inatla görünür kıldı kendini ve paylaşmak istedi hikayesini.Sizin hikayeniz de yepyeni bir aşk var bu gece.Toplumun uygun görmediği bir kadın,toplumun uygun görmediği bir aşk ama neticede aşk yani gönüle ve beyine söz geçirememe hali.Sanırım onu anlayabilmek için önce aşkın hiç kimseyi gözün görmediği o delilik halini hatırlamak gerekiyor,hepimizin kızdığı kadınlardan o,yuva yıkanlardan.Ben hikayesini dinlerken tepkisel yaklaştım istemeden Onun değil de diğer kadının yerine koydum kendimi hep o sebeple empati yapamadım ama anlamaya çalıştım Onu,yazabilmek için hikayesini.Hikayesini bizimle paylaşan bu kadına zaman zaman çok kızacaksınız tıpkı benim gibi ama lütfen yorum yaparken onun da okuyor olacağını unutmayın.

Üniversiteyi kazanmak en büyük hayalimdi çünkü içine sıkışıp kaldığım bu küçük Anadolu kentinden beni kurtaracak ve büyük şehirde yaşamamı sağlayacak tek yol üniversite okumaktan geçiyordu.Bunun bilincindeydim daha lise ikinci sınıftayken,yüksek tutuyordum bu sebeple ders notlarımı.Hayattaki tek eğlenceleri salı günleri kurulan pazarı gezmek olan anneme ve mahallemiz kadınlarına benzemesin istiyordum kaderim ki kaderimi şekillendirmek sadece benim elimde zannediyordum o yıllarda,çocukluk işte hiç bir şey bilmiyorsun geleceğe dair,bende bilmiyormuşum yaşayacaklarımı.

Çok yoğun geçen bir yılın ardından hayalimdeki şehirde yaşama biletim olan üniversiteyi kazandım,o yaz havası is insanı pis kokan memleketimde geçirdiğim son yazdı.Ailem bir çok dar gelirli ailenin yaptığı gibi dünyaya maddi manevi ihtiyaçlarını karşılayamayacakları kadar çok çocuk getirmiş marifetmiş gibi.Devlet yurdunda kalacaktım elbette,bulduğum tüm karşılıklı karşılıksız burslara başvurdum.Okul bitince para problemim olmayacaktı nasılsa…

Üniversitedeki ilk yılım berbattı,bir odada sekiz kız kalıyorduk.Yurdumuzda sıcak su problemi,ısınma problemi,yemek problemi vs bir sürü problem vardı.Oda arkadaşlarımda tıpkı benim gibi dar gelirli ailelerin kızlarıydı,hepimiz bursların yatacağı gün atm önünde uzun uzun kuyruklar oluşturur devlet babanın bize bahşettiği üç kuruşu alacak olmanın mutluluğunu yaşardık.Oda arkadaşlarım gibi fakir aile çocukları vardı sınıfımda elbette ama okula arabasıyla gelip giden pahalı saatleri,çantaları ve zevkleri olan kişilerde vardı.En çok okulda ezik hissederdim kendimi,dizleri iz yapmış yer yer aşınıp yırtılmış pantolonlarımla tamamen uyumsuz anne örgüsü kazaklarımın içinde olduğumdan daha silik görünüyordum ve bu beni deli ediyordu.

Derslerim çok çok iyiydi çünkü parasızlıktan yurtta oturduğum her dakikayı okuyarak,çalışarak geçiriyordum.Kesinlikle başarısız olma lüksüm yoktu zaten burslarımın kesilmemesi için.Beni dünyaya getirmeyi bilen ailem geleceğimi planlamayı akıl edemedikleri için maddi anlamda bana beş kuruşluk fayda sağlamıyorlardı.O burslar benim her şeyimdi ama bana fazlası gerekti.

Bir çocuk vardı sınıfımızda ben gibi küçük şehirlerin insanı,benden hoşlanıyordu ve bunu gizlemiyordu.Aslında yakışıklı bir çocuktu ama tıpkı benim gibi beş parasızdı.İlgisini görmezden geliyordum,iki çıplağın samanlığı seyran ettiği günler çok eskide kalmıştı artık .Bir çocuk daha vardı üst sınıflarda,arabasıyla okula gelen tayfadan.Sarı saçlı ve oldukça yakışıklı olan bu çocuğun dikkatini çekebiliyor muydum ? Hiç sanmıyorum. Ama o benim dikkatimi bütünüyle üzerinde toplamayı başarmıştı.Aradığım her şeyin vücut bulmuş haliydi o,hem yakışıklı hem de zengin.

Bir kız vardı yurtta yan odalardan birinde kalıyordu,bana ilham veren kişidir o.Çalışıyordu derslerden arta kalan zamanda ve kazandığını kılık kıyafetine harcıyordu.Bende pek ala çalışabilir ve biraz daha görünür kılabilirdim kendimi.Öğrencilerin sıklıkla gelip gittiği kafelerden eleman arayan yerler vardı ama ben oralarda çalışmak istemiyordum,beğendiğim çocuklara kahve servis edecek değildim ya.

Bir aylık aramalarım sonucunda yurda ve okula uzak bir semtte bir esnaf lokantasında bulaşık yıkamak suretiyle iş buldum ama kabul etmedim.Esnaf lokantası nedir ya ? Bulaşık yıkamak için mi okudum ben onca kitabı ? Bir yandan yapacağım işin geçici olduğunu düşünüp çok ayırım yapmadan ve zaman kaybetmeden başlamayı düşünürken bir yandan da beni biraz sosyalleştirecek bir iş arıyordum ve biraz daha temiz bir iş tabi ki.Öğrenci olduğum için seçeneklerim kısıtlıydı.Bir süre sonra anketörlük işi çıktı ve ben parasızlığa daha fazla tahammül edemediğim için kabul ettim.Soğuk,sıcak fark etmeksizin sokaklarda asık suratlarıyla koşarcasına yürüyen insanları bana bir dakika ayırmaları için ikna etmeye çalıştığım o günlerde insanlardan daha bir nefret eder oldum.Öyle bir davranış şekilleri var ki bazı insanların kendimi adeta böcek gibi hissederdim.Yüzüme bakmadan yürümeye devam ettikçe onlar ben üzerine basılıp geçilen bir karınca kadar güçsüz ve çaresiz hissederdim kendimi.İşte yine o karınca misali küçük hissettiğim soğuk günlerden birinde karar verdim çok zengin olmaya.Bu arada okul öncesi öğretmenliğiydi okuduğum bölüm ve ben mezun olduğumda da sandığım kadar zengin olamayacağımı yine o zaman anladım.Benim gibi tek işçi maaşıyla bir sürü boğaz geçindiren ailelerin kızlarının en büyük hayali memur olmaktır ya benim de öyleymiş eskiden.O üç kuruşluk memur maaşını çok para zannederdim ama öyle değilmiş işin aslı. İstanbulun en ünlü caddelerinden birinde anketörlük yaptığım o zamanlar anladım dünyanın benim sandığımdan çok daha fazla zengine ev sahipliği yaptığını.Anketörlükten kazandığım her kuruşu kendime harcıyordum,çok değildi kazandığım para ama eskisine oranla daha iyi giyinebilme fırsatı sunuyordu bana.Bazen akşamları yemek yemez o paraları biriktirip beğendiğim bir ayakkabıyı alırdım.İndirimleri hiç kaçırmaz bazen de alamasam bile bakmayı sevdiğim mağaza vitrinlerinin önünde saatler harcardım.O vakitler kendimi aldığı hiç bir şeyin fiyatına bakmayan hatta satıcılarında yüzüne bakmayan çok zengin ve güzel bir kadın olarak hissederim.Güzel miydim ? Bence değil ama dolgun vücut hatlarımla artık kızıla boyattığım saçlarım ve imzam haline gelen kırmızı rujumla çok çekici ve seksiydim.

Üniversitede ikinci yılımın dolduğu o günlerde çok yakışıklı ve zengin bir çocukla tanıştım.Beni beğendiği söylemişti ve tanımak istediğini.Bu benim için bulunmaz fırsattı,hiç nazlanmadan kabul ettim.Bir iki mesajlaşmadan sonra beni ilk buluşma için evine davet etti,gittim ve o gece birlikte olduk.Onun dünyasının ilişki kuralları buydu ve ben dünyamı değiştirmek istiyorsam onun kurallarına uymalı,gerekliliklerini yerine getirmeliydim.Yalnız işler benim istediğim gibi yürümedi,ben onun için arada mesaj atıp eve çağırdığı bir kız olmaktan öteye geçemedim.Bu durum canımı yaktı mı ? Evet,ama öldürmeyen her acı güçlendirirmiş ya bende bu durumu lehime çevirdim.Nasıl mı ? Şöyle anlatayım Onunla birlikte olduğumuz akşamlarda güzel yerlerde yemek yiyor ve zengin arkadaşlarıyla takılıyorduk ve ben kendime yeni bir çevre oluşturuyordum bu arada elbette ki birlikteliklerimiz beni de mutlu ediyordu yani hiçbir şey istemeden olmuyordu,bu güzel bir alışverişti.Zamanla o çevrede ünüm yayılmış olacak ki beni güzel bir akşam yaşamak için evine davet eden erkek sayısı çoğaldı.Seçerek gidiyordum evlerine,sadece zengin olmaları yeterli değildi benim için yakışıklı ve kibar olmaları da şarttı.Zamanla bu davetler sıklaştı ve karşılığını bana parayla ödemeye başlayanlar oldu ve böylece başladı benim fahişelik serüvenim.

Önceleri üniversite çevresiyle kısıtlı olan müşteri pörtföyüm zamanla genişledi ve benim bu işten kazandığım para istanbulun lüks semtlerinden birinde ev tutmam, içini arzuladığım şekilde dayayıp döşememe yetip artıyordu bile.Zaten son sınıfta olduğum için okula devam ettim ve o yıl mezun oldum.Diplomamı hiç kullanmamak üzere bir kenara koydum.Doğru bir karar vermiştim neticede.Ben öyle minibüsle okula gidip milletin evde zaptedemediği çocuklara ders anlatacak dönüp eve geldiğimde koştur koştur mutfağa geçip yemek yapacak,çocuk doğurup krediyle ev alacak bir ömür kocasının üç kuruşa yaptığı ezik süprizlerle mutlu olacak kadınlardan değilim.Aileme iki okulda birden çalıştığımı söyleyip bol bol para gönderiyordum ki babam için para her şey demekti yeter ki gelsindi. 

Hayatım tıpkı hayallerimdeki gibiydi.Yazları en az iki ay lüks otellerde tatil yapıyordum,istediğim her şeyi satın alıyordum.Geç saatlere kadar uyuyor sonra o gün randevu verdiğim müşterimle görüşüyordum.Bir günde birden fazla kişiyle görüşmezdim çünkü müşterilerime kendilerini özel hissettirmekti hedefim.Onlarda benim gibi seksi ve entellektüel bir kızla vakit geçirmekten,birlikte yemek yerken ülke gündemi sanat,tarih,felsefe hakkında konuşmaktan zevk alıyorlardı.Her şey her zaman güllük gülistanlık değil elbet bazen paramı vermediği gibi beni hastanelik edinceye kadar döven hatta evimde ne var ne yoksa çalan zorbalarda karşıma çıkıyordu yani bu işi yapan her kadın gibi can güvenliğim yoktu ama buda bu işin kaçınılmaz gerçeğiydi.Bazen de orta yaşına çoktan veda etmiş andropoza girmeden evvelki bir kaç yılını yaşayan ihtiyar romantikler musallat olur sadece Onun olmamı teklif ederdi.Kabul etmiyordum elbette,gençliğimi yaşlı bir dedenin ilkbahar ateşi olarak söndürmeye niyetim yoktu.Aslında onları müşteri olarak bile almak istemesem de normalin üç katı bir bedel ödüyor olmaları cazipti.Çok para bana her şeyi yaptırabilirdi.Benim artık dinim imanım para olmuştu ki bir gün o çıkıp geldi.O gün o zamana kadar gerçek anlamda hiç tatmadığım bir duyguyla tanışacaktım ve hayatım 180 derece değişecekti.O sabah ısrarla çalan telefonumu susturmak için uzandığımda ekranda yanıp sönen ismi okuduğumda fikrimi değiştirdim,arayan çok hatırlı bir müşterimdi ve bu saatte aradığına göre muhakkak önemli bir şeydi.Hemen uyku mahmurluğumu üzerimden atıp şuh bir kadına bürünmem,en cilveli sesimle konuşmam gerekiyordu.Bu dünyanın da bazı kuralları var elbet her daim neşeli,seksi olmak gibi.Hattın öbür ucundaki ses günaydınıma bile cevap vermeden hızla konuşmaya başladı.Çok önemli bir misafiri olduğunu söylüyordu ve benim bir arkadaşımla birlikte bu gece onlara eşlik etmemiz teklifinde bulunuyordu,bu adam her ziyaretimin bedelini fazlasıyla ödediği için asla hayır demeyeceklerimden biriydi,kabul ettim hemen ve bir arkadaşımı arayıp akşam için hazırlanmasını söyledim.

Hayatımın akışının tamamen değişeceği o akşamın sabahı sıradandı benim için,uzun uzun kahvaltımı yaparken günlük gazetelerimi okudum,dergileri karıştırdım ve küveti doldurup mumlarımı yaktım,müzik açıp ruhumu da bedenimle birlikte dinlenmeye aldım.O yıllar hayatı sorgulamaktan,gelecek planları yapmaktan çok uzaktım.Günü yaşıyor,geçmişi sorgulamıyor,geleceğimi merak etmiyordum.

Dışarı çıktım biraz alışveriş yaptım,kuaföre gidip çalışanların yüzlerine bile bakmadan kaprisler yaptım,emirler yağdırdım ve kendimce içimdeki yılların ezilmişliğini bir nebze azalttım.

Kuaför sonrası akşam yemeğe yanımda götüreceğim arkadaşımla buluşup bir şeyler yedik ve onu  çok konuşmaması,bilmediği konularda yorum yapmaması hususunda uyardım.

Müşterimle sözleştiğimiz gibi sahilde taverna tarzıyla ün yapmış bir restoranda buluştuk.O ve arkadaşı masada oturmuş bizi beklemeden yemeğe başlamışlardı bile.Böyle şeylere takılacak kadınlar değiliz biz,biz kapris yapan değil mutluluk dağıtan kadınlarız,öyle olmak zorundayız.

Tuhaf bir heyecan sardı içimi elimi sıkarken o adam,ne kadar yakışıklıydı.

Gece boyunca masada yalnızca ikimiz varmışcasına sohbet ettik,diğer ikisi yoktu sanki.Konuştukça fark ediyordum ne kadar  çok ortak zevkimiz olduğunu.Gecenin ilerleyen saatlerinde diğerleri ayrıldı yanımızdan.Bizde o mekandan kalkıp daha sakin bir yere gittik.Uzun zaman sonra ilk defa biriyle sohbet etmekten bu kadar zevk alıyordum.İstanbula iş için gelmiş,aslen Antepliymiş burada bir inşaat projeleri varmış,koç burcuymuş ve otuz iki yaşındaymış.Aslında o makine mühendisliği okumuş ama müteahhitlik aile mesleğiymiş.Babası yaşlanınca aile şirketlerinin başına o geçmiş ama gönlünde yatan futbolcu olmakmış ama olsunmuş,kısmetmiş,hayırlısı böyleymiş.Esmer teniyle tezat oluşturan beyaz dişleri arasından şiirmişcesine dökülüyordu kelimeler,ne güzel anlatıyordu kendini,hayatını,yaptıklarını ve yapamadıklarını.Yaşadığı yörenin tatlı şivesi,konuşurken ellerini avuç içleri görünecek şekilde kullanması, gür sesinde sezdiğim kendine güven duygusu ve ürperdiğim için omzuma bıraktığı ceketinde hissettiğim şefkat,merhamet…

Saatler hızla geçerken ve gece güne kavuşurken bir çorbacıda bulduk kendimizi,aralıksız kaç saattir konuşuyorduk ve birbirini henüz tanımış iki insan konuşacak ne buluyorduk hatırlamıyorum,hatırladığım tek şey bu yola girdiğimden beri ilk kez hissettiğim pişmanlık ve içimde yükselen ses keşke başka şartlarda tanışmış olsaydık…

Beni evime bıraktı ve benimle gelmesi için yaptığım daveti duymamazlıktan gelip,sabah kahvaltısı için söz istedi.Sanki bu gece fahişe değilde uzun zamandır hoşlandığı erkekle ilk buluşmasını gerçekleştirmiş bir genç kız gibiydim.Gün çoktan ağarmışken ben bir kaç saat sonra onu tekrar görecek olmanın mutluluğuyla daldım uykuya.Sadece üç saat uyumuştum ama kendiliğinden açılıvermişti gözlerim,telefonumu elime aldığım anda mutluluk sıcacık doldu içime ondan gelen mesajı okumamla birlikte.

Bir kot giydim ve en sadesinden bir tişört geçirdim üstüme.Makyajım varla yok arası,kırmızı rujumun yerini bile bir nemlendirici aldı.

Ben kapının önüne gelince seni arayacağım,erken inip bekleme dedi.Hayatımda ilk kez bir erkek beni sabah kahvaltı etmek için evimden alacaktı,kendimi bildim bileli böyle mutlu ne zaman hissetmiştim ki ? Sanırım hiç bir zaman.O sabah içime dolan istanbul havası bambaşkaydı.Boğaza karşı güzel bir kahvaltı yaptık,kendini anlatması ve beni hiç sormaması hoşuma gidiyor,işime geliyordu.Beni sorsa ne anlatacaktım? Ki zaten kim olduğumu bilmese de ne iş yaptığımı çok iyi biliyordu.

Kaç kardeşsiniz dedi,annemi,babamı ve çocukluğumun geçtiği yerleri dinlemek istedi.Eğitimlisin her halinden belli ne tür kitaplar okursun dedi ve konuyu hiç malum yere getirmedi.Çocukluğunu,yaramazlıklarını,tuttuğu takımın attığı golleri,sevdiği yemekleri,gördüğü şehirleri anlattı.Nazım severmiş oda tıpkı benim gibi,şiir gibi konuşmasının sebebi şiir sevmesiymiş demek ki.

Hayretle izliyordum saatlerin hızla geçişini ve benim dakikaları senelere çevirmek isteyişimi.İçimde büyüyen utangaç genç kız heveslerini…

Bu ben miydim aynada gördüğüm yanakları pespembe kız ? Ben miydim gerçekten dakikalar geçmesin,dursun diye dua eden ?

Sıcacık gülümsemesine,gözlerini gözlerime değdirip hiç çekmemesine rağmen ten tene temas etmemiştik hiç.Arkadaşının istanbul hatırası olarak hediye ettiği biri değilde sevmeye kıyamadığı kadınla hasret gideren aşık bir adam gibi davranıyordu bana.O bilmiyordu ama böyle davrandıkça ve öyle baktıkça ben aşık oluyordum ona.

Sinemaya gidelim mi dedi ? Ciddi misin derken daha ben,bana bir de dondurma alıp vermez mi ? Sinemaya gittik ve filmden çok birbirimizi izledik.Film çıkışı beykoz da bir balıkçıda demlendik.Ne çok konuşurmuşuz biz,ne çok susup bakışırmışız.

Yemek yerken yanımıza mendil satan bir küçük kız geldi,abi Allah ablayı sana bağışlasın dedi ve ben yürekten söyledim aminlerimi.Meğer sesim ben fark etmeden yüksek çıkmış,oda duymuş amine aminle karşılık vermiş.

İşte o gece başladı benim hikayem,bizim aşk hikayemiz.Bir yanı buruk hüzün kokan,bir yanımı aşkla mutlulukla dolduran.

İkimizde içmiştik ama sarhoşluk hali rakıdan değildi,insan aşıkken kafası her daim güzeldi.

Elimi tuttu,ne güzelsin dedi.Esmer büyük elleri arasında minicik kalan ellerim ilk defa güven duygusunu keşfetti.

Sözcüklerin boğazımda düğümlenip kalması,gülümseyişimin dudağımda asılı durması ve benim hayatımın geri kalanının Ona adanmışlığı…

Adımı söyledi hemde sonuna iyelik ekleyerek,ne yaşandıysa yaşandı hepsi geçmişte kaldı benimsin ya artık geçmiş değil önemli olan,gelecek…Ve ben gelecekte de bugün de seni yanımda istiyorum,benimle Antepe gelir misin dedi.

Evet dedim,hiç düşünmedim.Aşık oldum ve aşkımın peşinden gittim.

Duvarlarındaki boyaların yer yer döküldüğü kardeşlerimle paylaştığım odamda rutubet kokan yastığıma başımı koyduğum her gece aynı hayali kurarak dalardım uykulara,bir gün çok zengin olacağım ve istanbulda yaşayacağım.Elbette fahişelik yapmak değildi hedefim ama hayat bana çok paranın öğretmenlikten geçmediğini genç yaşımda öğretmişti,hayat iyi bir öğretmendi.İstediğim hayat standartlarına kavuşmanın bedeli çok ağırdı,ruhumda en az bedenim kadar kirliydi.Benimle Antepe gel demişti demesine fakat ben layık mıydım kendime sunulan bu tertemiz sevgiye ? Evet olmuştu cevabım ve İstanbuldan ayrılmamıza bir kaç gün kala işleri olduğu gerekçesiyle benden Antepe yalnız dönmek için müsaade istedi.Önce o gidecek bir kaç gün sonrada ben gidecektim,hiçbir şeyden şüphelenmeden kabul ettim.Aşık olmuştum ve aklıma kötü birşey gelmiyordu.Yolda  sürekli arıyordu beni,daha Antepe varmadan özledim seni iyi ki kabul ettin teklifimi diyordu,biliyordum oda beni seviyordu,oda aşıktı ve gözü geçmişimi bile görmüyordu.

Yanımdan ayrılmasının üzerinden henüz bir gün geçmişti ama deli gibi özlemiştim onu,evimi boşaltmaya çalışıyordum,her bir parçasını özenle seçerek aldığım eşyalarımı sevdiğim arkadaşlarım arasında paylaştıracaktım.Yeni hayatımda bana eskiyi hatırlatan bir şey kalmasın istiyordum.Çantalarımı,ayakkabılarımı,takılarımı,parfüm ve saat koleksiyonumu kendisine hediye etmek için aradım eceyi,açmadı telefonu ve ben başka bir arkadaşımı aradım,ona da bir kaç bir şey hediye edecektim.Telefon yine uzun uzun çaldı ve çağla ağlamaklı bir sesle konuşmaya başladı.Daha ne olduğunu sorgulayamadan ben o anlatmaya başladı.Eceyi dedi,kaybettik.Dün sabaha karşı komşuların şikayeti üzerine polis evinde bulmuş ecenin yarısı parçalanmış cesedini.Duyduğumun doğruluğunu teyit edercesine yineledim ece ölmüş mü ?

Ece ölmemiş,öldürülmüş.Takıntılı bir manyak tarafından parçalanarak hemde.Zaten o gün tüm gazetelerin üçüncü sayfalarında fotoğrafı vardı.Hayat kadınının hazin sonu gibi arabeks başlıklar altında.O an dünya başıma yıkıldı,henüz 25 yaşında gencecik bir kız dünyayadan koparıldı bedenine zorla hakim olup,sonra parçalayan ve tüm parasını alıp kaçan bir hayvan tarafından.İnternet yorumlarını okudum herkes ağız birliği etmişcesine aynı şeyi söylüyordu,su testisi su yolunda kırılır falan filan.İnsanlar bilmediği konularda konuşmayı ne çok seviyordu.

Ecenin haberini aldıktan sonra saatlerce ağlamışım,evi eşyaları öylece bırakıp kaçacaktım istanbuldan sevdiğim adamın kollarına.Hayatımda ilk defa birine sığınma,biri tarafından korunma ihtiyacı hissettim ve hemen aradım onu.Telefon uzun uzun çalmasına rağmen açmadı,sonra bir kez daha aradım ve bu sefer telefonu meşgule aldı.Toplantıda olabileceğini düşündüm ve süpriz yapmak için bir kaç gün sonraya aldığım biletimi bu akşama çektim.Bir kaç saat sonra sevdiğimin yanında olacaktım.Moralim fena halde bozuktu gözlerim ağlamaktan şişmiş,rengim solmuştu hiçbir şey yemeden gittim havaalanına.Uçakta biraz dalmışım iniş anonsuyla uyandım daldığım uykudan.Bilmediğim bir şehirdeydim yine tıpkı yıllar önce İstanbula geldiğim zaman olduğu gibi.Ben aynı kişi değildim ama o dünyayı tanımayan,hırsları,hayalleri,tutkuları olan kız yoktu bu sefer.Bu sefer aşık ve geri kalan hiçbir şeyi önemsemeyen yetişkin bir kadındım.

Minik bavulumu beklerken telefonumun kapalı olduğunu hatırladım.Hayret aramamı görmüş olmalıydı ama geri dönüp aramamıştı.Süprizimi söylemek,geldiğimi haber vermek için tekrar aradım yine cevap yoktu,sonra tekrar tekrar.Kesinlikle açmıyordu telefonlarımı. Havaalanında oturup beklemeye başladım,saatler geçmesine rağmen geri dönmemiş aramamıştı.Tekrar aradım ve açılmayan telefonuma bir mesaj düştü.Toplantıdayım,seni sonra arayacağım.Aramadı o gece ve ben kimseyi tanımadığım bu şehrin havaalanı kafesinde sabahladım.Bunun toplantı işi olmadığını anlayacak kadar çok insan tanımıştım.Muhtemelen teklifinden pişmanlık duymuş,yanımdan ayrıldıktan sonra birlikte geçirdiğimiz zamanların büyülü atmosferinden sıyrılmıştı ve ben akılsız on beşlik kızlar gibi herşeyi geride bırakıp gel demesiyle gitmiştim peşinden.

Daldığım düşüncelerden çalan telefonumun melodisiyle sıyrıldım,O arıyordu ve ben çok kırgındım.Sesinin neşesi,seni özledim demesi ve sonuna iki günde bana kendini nasıl bu kadar çok sevdirdini eklemesi…Geçmişti işte hemen kırgınlığım,bende seni çok özledim ve atladım uçağa geldim,Antepteyim dedim.İnanamadı önce,kandırdığımı sandı ciddi olduğumu anlayıncada atladı geldi yanıma.Ben havaalanında romantik bir kucaklaşma beklerken o resmi bir tokalaşmayla karşıladı beni.Hani çok özlemişti ?

Arabaya saklamış kucaklaşmayı,Antep küçük yermiş o yüzdenmiş resmiyeti.Şehrin dışında uzak bir kafede  yaptık kahvaltıyı.Eceyi anlattım ağlayarak,teselli etti sarılarak.Kahvaltı sonrası beni otele bıraktı.Belli ki hala ailesiyle yaşıyordu beni otelde misafir etmesi o yüzdendi.Garip olansa bana elini dahi sürmemiş olması.Ne bilim insan öpmek dahi istemez mi sevdiği kadını ? Şimdi dedi,benim işlerim var.Sen uyu dinlen biraz akşama sana süprizim var.Peki dedim ve sıcak bir duş alıp daldım uykuya bana yepyeni bir hayat sunan Antepte bir otel odasında.

Uyandığımda gün akşam olmak üzereydi ve telefonum bir kaç kez çalmış olmasına rağmen o yorgunlukla duymamışım.Arayan oydu,hemen geri aradım.Sesi çok neşeliydi.Uyandıysan prenses bir süprizim var sana hemen hazırlan in lobiye birazdan alacağım seni dedi.

Evlenme teklifi mi edecekti yoksa ? Daha neler derken bir tarafım neden olmasın diyordu geri kalanım.

Yanılmamışım evlenme teklif ediyordu ama sandığınız türden değil,imam nikahı…

Bana göre resmi olmayan nikah manasızdı,ama inancı gereği ona göre kaçınılmazdı.Tuhaf buldum bu durumu zira o gece arkadaşıyla felekten bir gece çalmak için gelmemiş miydi o restorana.

Her ne kadar anlamsız buluyor olsamda kabul ettim imam nikahı teklifini ve o gece O otel odasında birbirimizin olduk.Artık karımsın Allah katında dedi ve duşunu  aldıktan sonra hazırlanıp gece yarısı çekti gitti.

Nereye diyemedim tuhaftır ki neden gidiyorsunda diyemedim.Şimdi gitmem gerek dedi ve gitti.

Ertesi gün ve takip eden iki gün ne aradı ne de aramalarımı cevapladı.Üçüncü gün hiçbir şey olmamış gibi çıktı geldi.Kendimi kötü hissediyordum,ben onun için İstanbulu,düzenimi terk edip gelmiştim elbette bir fahişeyi alıp kendine eş yapmasını beklemiyordum ama böyle arada sırada gelmesi gidip sessizliğe gömülmesi de hoş değildi.Ne oluyordu,ne vardı benim bilmediğim ?

Ben sana sorular sormadım,geçmişini kurcalamadım.Ne olur sende bana sorma,sana verebileceğim zaman bu kadar lütfen fazlası için beni zorlama,dedi.

Bu ne demekti şimdi ?

Yüzümü avuçları arasına aldı ve alnımdan öptü beni.Ben birlikte geçirdiğimiz kısacık zamanda çok sevdim seni.Sen kadınımsın,Allah katında karımsın ama ben resmi olarak başkasıyla evliyim dedi.

O an üzerine oturduğum yatağın altımdan kaydığını,gözlerimin karardığını hissettim.Fahişe olabilirdim ama metres olmak,ikinci kadın olmak ? Yooo bu benim kabulleneceğim bir şey değildi.İlkinde duygu,duygusallık yoktur paranı alırsın adamı postalarsın ama ikincisinde gönlünü verdiğin adamı bir kadınla paylaştığını ve her zaman o kadından arta kalan zamanı yaşayacağını bilirsin.

Olmaz dedim,ben ikinci kadın olamam.Ayrılalım.

 

Hayat,seçimlerden ibaret.Önümde iki tane yol vardı.İçimde zerre duygusallık taşımayan yarım bu maceraya hemen son verip İstanbula,eski lüks yaşantıma geri dönmemi söylerken diğer yanım ömrüm boyunca ilk kez tattığım bu sevme sevilme ihtiyacıma doymak,sonuna kadar yaşamak istiyordu.

O akşam sevdiğim adam o otel odasında  diz çöküp dizlerime koyduğu başını kaldıramadan usul usul konuşmaya devam etti benimle,taki istediği cevabı alıncaya kadar.

-Hangimiz yanlış tercihler yapmadık ki hayatta ? Evlendiğimizde ben 22 o 18 di.Çocuktuk daha.Evlilik benim istediğim yada tercih ettiğim bir şey değildi,teyze kızım zaten,bu evlilik annemin istediği,uygun gördüğü için gerçek oldu.Biz hiç bir zaman sevgi dolu bir çift olamadık,gerçekten yürekte karı – koca olmadık.Onunla birlikte geçirdiğim onca yılı seninle geçirdiğimiz bir kaç günle kıyaslıyorum da sanki ben seninle yaşamaya,nefes almaya başlamışım.Ben aşkı seninle buldum ve senden asla vazgeçmem,ailemden,eşimden,evladımdan ve sahip olduğum her şeyden geçerim ama senden geçemem.

Evladım mı ? Bu kelime kanımı daha da dondurdu,demek hem evli hemde bir babaydı.

Hayatı boyunca babalık kelimesinin içini dolduramamış babam geldi o an aklıma,maaşını aldığı gün eve uğramadan yanına gittiği o kadınla bizim rızkımızı harcarken de böyle mi söylüyordu acaba babam ? Evlatlarımdan vazgeçerim,senden geçmem mi diyordu oda ?

Boğazımda bir düğüm,içimde ağlama isteği ve asla dağılmayan bir hüzün…

Kelimelerim yetersiz kalıyordu,aklıma söyleyecek tek bir söz gelmiyordu.Benim gibi hayatı mantık ve kendi çıkarları çerçevesinde yaşamış bir kadının içi şimdi neden merhamet ve sevgi doluydu ?

Bir yanım sevmek sevilmek isterken ya sevdiğim adamın ikinci kadını olmayı kabullenecektim yada restimi çekecektim,ya o ya ben ?

Konuşmasına ara verip dizlerime koyduğu başını kaldırdı.Gözlerimin içine baktı,ne diyorsun der gibi.

Ne diyebilirdim ki ? Mantığıyla duyguları arasında sıkışıp kalan çoğu kadın gibi duygularımın sesini dinlemeyi tercih ettim.Bu tercih aklıma yatmasa da gönlüme sinmişti,böyleydi işte.Duygular devreye girince mantık benden bile uçup gitmişti.

Ama dedim ben ikinci kadın olmam madem sevmiyorsunuz birbirinizi,ayrılın ve biz gerçekten evlenelim.

O koca adam çocuklar gibi sevindi,yüzümü elleri arasına alıp gözlerimin taa içine bakarak bana hayatım boyunca hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi ve bu sözlere inanmak benim kader çizgimi hiç ummadığım yönde değiştirdi.

– Ben hayatı boyunca başkaları için yaşayan biri oldum,her zaman benden istenileni ve beklenileni kendi isteklerime tercih ettim.Söz dinleyen iyi bir evlat,karısını mutlu etmeye çalışan iyi bir eş,işçileri için adil ve cömert bir patron,evladı için canından geçebilecek bir baba.Hayatımda ilk defa seninle taınştığım o gece kendimi sorguladım.Ben bu hayata ne için gelmiştim ? Kendim için ne yapmıştım ?Hiçbir şey.  Seni gördüğüm ilk an senden çok etkilendim hatta aşık oldum desem inanır mısın ? ama tanışma şeklimiz beni düşündürüyordu.Sana benimle gel demeden önce uzun uzun duygularımla mantığımın çatışmasını izledim ve kararımı verdim hayatım boyunca kendimi yanında kendim gibi hissettiğim tek kişiyle olacaktım.Yani sen bana bu tercihi yap demeden çok önce ben tercihimi yapmıştım.

Yani ayrılacak mısın dedim kekeleyerek.

– Evet,dedi fakat sana söylemek istediğim bir şey daha var.

Söyleyeceği hiçbir şeyden korkmuyordum,o benimle olacaktı ya gerisi önemli değildi artık.

-Eşim ikinci çocuğumuza hamile ve çok sorunlu bir gebelik süreci geçirdi.Ciddi kanamaları oldu ve defalarca bebeği kaybetme riskiyle yüzleştik.Şimdi son aylarında ve hamileliğinde hiç olmadığı kadar huzurlu,mutlu.En azından bebeği kucağına alıncaya kadar bekleyebilir misin beni ?

Sanki bir imtihanın içerisindeyim,sürekli ikilemde kalacağım bir bulamaca çözer gibiydim.Kendi çocukluğumu hatırladım yine.Leş gibi rutubet kokan mutfağımızda annemin ağlayarak soğan doğradığı babama ve o kadına lanet okuyarak geçirdiği günlerimizi anımsadım.Var mıydı o yıllarda bize acıyan ?  Çocukları küçük, bırakayım bu adamın peşini diye düşünen ? Hayatta olmak istemediğim iki kadın modelinden biri annem,diğeriyse bizi parasız ve babasız bırakan o Kaşar kadındı.Uykusu olmadığında yıldızları izleyen,koyun sayan yaşıtlarıma inat ben annemle babamın bitmek bilmeyen kavgalarını dinler ve o orospu kadının ölmesini,böylece babamında eve dönüp annemi ve bizi sevmesini hayal ederdim.Yıllar geçti ne kadın öldü,ne babam bizi sevebildi.Belki de babası tarafından saçı hiç okşanmamış,dizlerine oturtulup bir kerecik sevilmemiş oluşumdu beni erkekleri sadece para makinesi olarak görmeye iten.Şimdi koca kadın olmuştum,anneme benzemiyordum ama diğer kadının bize yaşattığını ben sevdiğim adamın ailesine mi yaşatacaktım.Yok ben bunu yapamam derken hala yüzümde duran ellerin sıcaklığı yılların ayazında üşümüş yüreğimi ısıtıyordu.Ben Onu seviyordum. Tamam dedim,istediğin gibi olsun…

Sıkıca sarıldı titreyen bedenime,dizlerine oturttu beni küçük bir kızmışım gibi.

– Kader her ikimize de yaşamak istemediğimiz bir hayatı dayattı yıllarca ama ödülü birbirimizi bulmaktı.Ben seni buldum ya,sen benim oldun ya çektiğim her acıya razıyım şimdi.Seni böyle otel odalarında bırakmaya dayanamam,hadi hazırlan topla eşyalarını.Sana bir süprizim var.

Süpriz kaldıracak halim kalmamıştı ama bu adama karşı koyacak gücüm de yoktu.Üç parça eşyamı bir elden topladık hemen,resepsiyona inince ücreti ödeyip camları siyah filmle kaplı lüks aracına bindik.

Nereye gideceğimizi az çok anlamıştım ama evi gördüğüm de bu kadarı benim hayal gücüm için bile fazlaydı.Şehrin biraz dışında etrafı uzun yeşil ağaçlarla kaplı kocaman bir ev,önünde gösterişli bir yüzme havuzu…Müştemilat olduğunu tahmin ettiğim diğer evden yaşlı bir adam çıkarak karşıladı bizi,yüzünde gördüklerinden memnun bir ifade ve içten bir gülümseyişle hoşgeldiniz evinize hanımefendi dedi.

Yemyeşil çiçeklerle,mis gibi kokan koca bahçeyi geçtikten sonra hayatım boyunca gördüğüm en görkemli eve girdik.İçeride bizi karşılayan harika yemek kokularının müsebbibi ve benim ömürlük sırdaşım,yoldaşım hatta annem yerine koyacağım güleç,tatlı bir teyze buyur etti bizi eve ve ekledi evinize hoşgeldiniz kızım diye.

Kendimi o an gerçekten yıllardır içinde yaşadığım evime giriyormuş gibi hissettim.Birbirinden güzel antep yemekleriyle donatılmış masaya oturduğumuzda servisi kendisinin yapacağını söyleyip evin emektarlarını dinlenmeye gönderdi imam nikahlı eşim.

O gece yemek yedik,şömine başında şarap içtik,uzun uzun bakışıp sarıldık ve seviştik.

Sabaha gün aydı aymasına ama böyle bir gecenin sabahına yalnız uyandığımı fark etmek acı verdi bana.

Bilmiyordum bu acıların kalıcı olacağını,her mutluluğumu yarım yaşayacağımı,söylemek istediklerimin içimde kalacağını

Mutlu gecelerin sabahına yalnız uyanmak alışkanlığım oldu artık benim,kabul demiştim bir kere sorgulamaya hakkım yoktu o sebeple.Biz ikinci kadınların ortak bir özelliği vardır siz bilmezsiniz.Vır vır etmeye,kapris yapmaya hakkımız yoktur bizim,biz yanına gelindiğinde mutlu olunan,günün stresini alan ve güzel bir gece yaşatanız sadece.Biz çocuk doğursak bile O adam için asla ilki kadar kutsal sayılmayanız.Yeri geldiğinde gözünün yaşına bakılmayanız,çok konuşma be beğenmiyorsan işte kapı Oradayı duyanız.İşler bu raddeye kolay gelmedi elbette,nerde kalmıştık ? Çocuğu doğuncaya kadar mühlet istediği gecede…

Mevsimler değişti,günler birbirinden farkı olmaksızın hızla geçip gitti.Çocuk doğdu ve şükürler olsun ki sağlığı yerindeydi.Lohusalığı bitsin,çocuk iki yaşına gelsin ,büyük olan okula başladı şu ilk yılı bir geçsin derken derken seneler geçiverdi ve ben yeni konumuma alışmış,onun mutsuz olduğu evliliğinden ve zoraki evlendiği teyze kızından hiç vazgeçemeyeceğini anlamıştım.

Anlamıştım anlamasına da çekip gidemiyordum öyle kolayca.Önceleri aşk olarak adlandırdığım bu duygu zamanla yerini sevgiye,dostluğa ve bir tür bağlılığa bıraktı.Aynı derecede sevilmemiş iki küçük çocukmuşuz biz,yalnız bırakılmış,yok sayılmış ruhlarımız erişkin olunca birbirinde sarmış tüm yaralarını…

Bizim buralarda boşanmak hoş karşılanmaz,biliyorsun aynı ailedeniz.Yok sayar ailem beni…

Yıllarca dinlediğim masallardı bunlar,sen benim Allah katında karımsın,ilk aşkımsın.Ben erkek olduğumu da insan olduğumu da seni tanıdıktan sonra hissettim.Biz onunla  aynı yatağı paylaşan iki akrabayız derdi ve ben inanırdım …

Belki de inanmak istediğim için inandım,ama bir gün Onu,oğlunu,küçük kızlarını ve hamile teyze kızını mutlu mesut yemek yerlerken gördüğüm de inandığım her şeyi sorguladım.

Varlığımın farkında değildi,küçük kızı kucağında oğlu sağında hamile TEYZE KIZI tam karşısında oturuyordu.Bana arkası dönüktü yüzünü göremiyordum ama kadının yüzü her ayrıntısıyla karşımdaydı.Hiç öyle bir yabancıyla aynı yatağı paylaşan kadın mutsuzluğu yoktu suratında.Sevdiği adamla aile olmayı başarabilmiş,mutlu ve dingin bir kadın vardı karşımda.

Tamam biliyordum evli olduğunu ve kabullenmiştim ikinci kadınlığımı.Kabul veremediğimse kandırılmışlığımdı.Hani aynı yatağı paylaşan iki akrabaydı artık onlar sadece,hani mutsuzdu evliliğinden,hani sohbet bile edemiyordu karısıyla ?

Ortamı saran çocuk kokusuna karışmış çocuk kahkahaları içimi acıtıyordu.Yıllardır çocuk sahibi olmak, ondan bir parçayla yalnızlığımı paylaşmak istiyordum ve O ısrarla istemiyordu.Meğer o babalık heveslerini zaten gideriyormuş teyze kızıyla.

Varlığımı fark etmeden kalktılar yemekten,öne oturdu teyze kızı.İfadesinde bir galibiyet mi vardı bana mı öyle geliyordu emin değildim.

O gece bitmedi bana,sabah olmadı.Aramak,eve çağırmak,hesap sormak,basıp gitmek hatta ölmek istedim.

Yapamadım hiç birini,aradım açmadı,gitmek istedim gidemedim ve son olarak ölmeyi de beceremedim.Denedim ama  beceremedim.

Ama bana öyle sıradan bir ölüm,sessiz sedasız bir gidiş yakışmazdı elbet.Evi yakmayı denedim,boğulup kalmışım dumandan.

Anne gibi sevdiğim yardımcımın kollarında uyandım hastane odasında.Oda gelmiş,her şeyi anlatmış Ona manevi annem.Ne kadar ağladığımı,onu ne kadar çok aradığımı…

Sessizce dinlemiş,hiç bir şey söylememiş.Hastaneden çıktıktan sonra yatırdı beni yatağıma ve uzandı yanıma.Hiç konuşmadan sarıldık öylece birbirimize.Neler neler söyleyecek,bir sürü hakaretler edecektim.Sen ne yalancı bir şerefsizsin diyecektim,belki tokat atacaktım,yüzüne tükürecektim…

Yapamadım,kelimeler boğazıma çöktü kaldı konuşamadım.

Tek bir cümle çıktı dudaklarımın arasından.Bende anne olmak istemiştim…

Yalancı da olsa seviyordum ya onu hemen affetmiştim ve geçmişime rağmen Anne olmayı bende hak etmiştim.

Teyze kızından tam bir sene sonra aynı hastanede doğurdum kızımı,canımın parçasını,yalnızlık ortağımı…

Benim kaderimin bir değişiğini yaşadı kızım,oda babalı babasızdı…Oda hastalandığında annesine sığındı,banyo sonraları babasına nazlanamadı.Okula baba kucağında gidemedi,babasının kokusuna doyamadan büyüdü,gitti.

İşte bu benim hikayem,işte bu öteki kadının hikayesi…

Bir erkeğin ikinci kadını olmak…Kazanamayacağını bildiğin bir rekabeti ömürlük yaşamak…Bir erkeğin ikinci kadını olmak sevdiğine sarılıp uyuyamamak…Bir erkeğin ikinci kadını olmak yalnız kahvaltı yapmak,ayıplanmak,dışlanmak,çocuğunun hem annesi hem babası olmak…Bir erkeğin İkinci kadını olmak aşkın en beter hali…

İnsan kendi acısını bilir yalnızca ve kendi doğrularıyla yaşar ömrü boyunca.Saçlarından tutup yerlere çarpmak istediğim kişilerdi ikinci kadınlar benim,dişlerimi sıkarak hakaretler ettiğim.Büyüdükçe,yaşadıkça ve tanıdıkça insanları değişiyor fikirlerim.Kızamıyorum artık kimselere eskisi gibi nefretle.Beni sarsan bir hikayeydi bu ve tüm içtenliğiyle paylaştığı için sahibine çok teşekkür ederim ve okuyan sizlere de…Sizde başkalarıyla paylaşmak istediğiniz bir kadere sahipseniz lütfen yazın bana.Mail adresim dilekbilgicesen@gmail.com.Bir sonraki hikayede görüşmek üzere,sevgiler…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...